Dönüştürülebilir Enerji: Biyogaz Santralleri

Termodinamiğin birinci yasası “Enerjinin yokken var, varken yok edilemeyeceğini ancak bir biçimden başka bir biçime dönüşebileceğini” açıklamaktadır. Günümüzden yaklaşık 5500 yıl önce hayvanların çektiği tekerlekli araçlar enerjiyi dönüştürmenin mümkün olduğunun en basit göstergesidir. O dönem saf ve temiz olan enerjinin, dönüşebilir olduğunu da ispat eden, tekerleği keşfeden ismini bilmediğimiz bu bilgeye borçluyuz. Yüzyıllar boyunca insanlık sadece kendilerine ve ailelerine yetecek kadar üretmiş, küçük bir kısmını satıp geçimini sağlamıştır. Toplumun çoğu köylerde yaşayıp geniş aile özellikleri taşımışlardı. Enerji, o dönemlerde insanların hayatında saf, temiz ve dönüştürüp çoğaltılabilirken, sanayi devrimi ile birlikte üretim artmıştır. Üretimin artması ile birlikte ortaya çıkan nüfus artışı; bizleri, hammadde sorunlarına, çevre kirliliğine ve maalesef doğanın tüm dengesini alt üst eden aşırı tüketime itmiştir. Ekosistem insan eliyle bozulmuş ve maalesef havaya, suya ve toprağa milyonlarca ton zehirli kimyasal ve atık sular akıtılmaktadır.

 

Şu an Dünyanın global sorunlarının başında küresel ısınma gelmektedir. Tehlikeyi ve doğanın alt üst olan dengesini, Dünya’nın dört bir yanından gelen haberler ile hep birlikte deneyimliyoruz. Küresel ısınma ve iklim değişikliği yaklaşmakta olan bir tehdit değil; büyüyerek artan ve içinde yaşadığımız bir tehlikedir. Yaşam biçimimizden, enerji üretim şekillerimize kadar her şeyi gözden geçirmek ve doğamızı koruyacak şekilde cesurca tekrar modellemek zorundayız. Tüm Dünya’da yenilenebilir, sürdürülebilir ve doğa merkezli enerji üretim şekillerini tercih edilmek zorunda olduğuna dair bilinç gittikçe artıyor ve ülkelerin enerji kaynakları yatırımları da bu şekilde programlanmaktadır.

 

2019 yılı Eylül ayı sonu itibarıyla Türkiye’de kurulu gücün enerji kaynaklarına göre dağılımı; %31,4’ü hidrolik enerji, %28,6’sı doğal gaz, %22,4’ü kömür, %8,1’i rüzgar, %6,2’si güneş, %1,6’sı jeotermal ve %1,7’si ise diğer enerji kaynakları şeklindedir. Ayrıca Türkiye’de elektrik enerjisi üretim santrali sayısı, 2019 yılı Eylül ayı sonu itibarıyla 8.069’a (Lisanssız santraller dahil) yükselmiştir. Mevcut santrallerin 669 adedi hidroelektrik, 68 adedi kömür, 262 adedi rüzgar, 52 adedi jeotermal, 330 adedi doğal gaz, 6.435 adedi güneş, 253 adedi ise diğer enerji kaynaklı santrallerdir.

 

Türkiye’nin güneş, rüzgar, jeotermal ve yer şekilleri gereği su gücü kaynakları açısından diğer ülkelere kıyasla şanslı olduğu bir gerçektir ve bu potansiyelini yıllar içerisinde arttırarak kullanmaktadır. Aynı zamanda ciddi bir tarım, hayvancılık ülkesi ve ayrıca nüfusu dolayısıyla ürettiği atığı da fazla olan bir ülkedir. Yenilenebilir enerji kaynağı olarak kullanılan hayvan atıkları ve evlerimizden çıkan organik atıklar biyogaz santrallerinde, oksijensiz ortamda biyogaza dönüştürülerek elektrik enerjisi, ısı enerjisi ve yüksek verimli gübre olarak da ekonomiye katkı sağlamaktadır.

 

Yenilenebilir enerji yatırımları içerisinde biyogaz enerjisi maalesef yeterli ilgiyi görememiş ve diğer yenilebilir enerji üretimleri yanında daha küçük bir oranda üretim kapasitesinde kalmıştır.

 

Halbuki potansiyelimizin benzer olduğu Almanya’da 11 bin adedin üzerinde biyogaz tesisi varken Türkiye’deki biyogaz tesis sayısının iki haneli rakamlarda olduğu bilinmektedir. Almanya’da 2016 yılında biyogaz ile üretilen 37 milyar KWh elektrik, aynı dönemde Türkiye’de tüketilen elektriğin yaklaşık %13’üne denk gelmektedir.

 

Biyogaz santralleri, sadece tarım atıklarını ve evsel atıkları elektrik ve ısı enerjisine dönüştüren tesisler olarak görülmemelidir. Biyogaz santrallerinin diğer yenilenebilir enerji tesisleri ile karşılaştırıldığında kuruldukları yere bağlı olarak farklılık gösterse de kapasite faktörleri rüzgar santrallerinde %30-35, hidroelektrik santrallerinde %40-45, güneş enerji santrallerinde %15-20 iken biyogaz tesislerinde %80-85’dir. Çok basitçe; 2 MW kapasitesindeki bir biyogaz tesisinden 1 yılda üretilecek elektrik enerjisi için 6 MW kapasitesindeki rüzgar santrali, 4-5 MW kapasitesindeki hidroelektrik santrali veya 12-13 MW gücünde güneş enerjisi santrali kurulması gerekmektedir. Buna ek olarak biyogaz santrallerinde yan ürün olarak ayrıca ısı ve organik gübre üretilmektedir.

 

Biyogaz santralleri diğer yenilenebilir enerji kaynaklarında olduğu gibi fosil yakıt kaynaklı enerji üretiminin sebep olduğu CO2 salınımını ortadan kaldırmaktadır. Buna ek olarak, doğada kendi haline bırakılan organik atıkların çürümesi ile ortaya çıkan CH4 (metan) gazının salınımını kontrol altına almaktadır. Metan gazı (CH4), karbondioksit (CO2) gazına kıyasla 5 yıllık periyotta 100 kat daha fazla ısıyı atmosferde tutabilmektedir. İklim değişikliğine metan gazının (CH4) etkisi karbondioksit (CO2) gazına kıyasla çok daha fazladır. Bu açıdan bakıldığında; biyogaz santralleri sadece elektrik enerjisi üreten yenilenebilir enerji kaynağı olmasının dışında tarım ve hayvancılık atıklarının ve evsel atıklarımızın çevreye zarar vermeden dönüştürülmesinde en iyi yöntemdir.

 

Türkiye “Sıfır Atık” politikası ile atık yönetimi ile ilgili çok büyük bir atılımı hali hazırda gerçekleştirmiştir. Yakalanan bu ivmenin doğru politikalar ile desteklenmesi gerekmektedir. Yukarıda belirtilen biyogazın evsel ve tarım-hayvancılık atıkları anlamında katkıları nedeniyle biyogaz tesislerinin atık yönetiminde kullanılması zorunlu kılınmalıdır.

 

Biyogaz santralleri sadece elektrik üreten tesisler olarak görülemez. Biyogaz santrallerinin elektrik üretimi ve atıkların metan (CH4) olarak atmosfere salınımını ortadan kaldırması ile birlikte doğaya katkısı tartışılmazdır. Avrupa Birliği’nde bu bilinç oturmuş ve atık bertaraf firmaları “gate fee” diye isimlendirilen atık miktarı başına ücretleri devletlerinden almaktadır.

 

“Sıfır Atık” projesi kapsamında organik atıkların en doğru yöntemle dönüştürülebilmesi için; biyogaz sektörünün sadece Enerji Bakanlığı tarafından değil, dönüştürdüğü atık göz önünde bulundurulduğunda; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından da desteklenmesi ve devamlılığının sağlanması gerekmektedir.

 

İçinde yaşadığımız Dünyayı atalarımızdan miras almıyoruz, onu çocuklarımızdan ödünç alıyoruz. Çocuklarımıza yaşadığımız Dünyayı en iyi şekilde teslim etmek için uğraşıyoruz.

blank

Daha yeşil ve güzel bir Dünya için yola çıkan Yeşil Aşkı, herkesi Dünya’ya zarar vermeden, çevre dostu ve sürdürülebilir bir yaşama davet ediyor. Bütün gayemiz; temiz bir çevre, yaşanabilir bir dünya ve yeşil gören gözlerdir. Yeşil görmeyen gözler, Renk zevkinden mahrumdur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir