Hayati Olan Mı? Fuzuli Olan Mı? (Su İsrafı)

“SU”, her ne kadar modern insan tarafından deniz, göl, nehir, akarsu, buzul, gayzer vb. isimlerle anılmış olsa da, bütün bu yaşam formlarının özünü oluşturmaktadır. Tek bir maddenin oluşturduğu sonsuz yaşam formu…

 

İşte yaşam denilen mucize de tam olarak burada başladı. Yüce yaratıcı ALLAH (c.c.) tarafından kendine bahşedilmiş olan üstün yaratılmış olma kabiliyetini bulunduğu yer küreye karşı koz olarak kullanan insan sırasıyla hayvanları, toprağı, bitkileri, suyu ve son olarak havayı var gücüyle kirletmeye, yok etmeye başladı. Daha canlı zincirine 200 bin yıl önce dahil olmuş insan, tabiatın bize sunmuş olduğu kaynakları son 150 yılda hızlı bir şekilde tüketmeyi başardı.

 

Dört bir yanı sularla süslenmiş olan dünyamızda insanoğlunun yaşamsal faaliyetleri için kullanabileceği su oranı sadece %5’dir. Bu %5’lik dilimin %4 gibi büyük kısmı, yüksek dağların yamaçlarında ve kutuplarda buzul kütlesi olarak bulunmaktadır. Yani insanlığın binlerce yıldır tükettiği ve hala tüketmeye devam ettiği suların sadece %1’i ekonomik olarak kullanılabilir niteliktedir. Bu orana dünyadaki bütün yeraltı ve yerüstü tatlı su kaynaklarını dahil edebiliriz. Tabi bu su kaynaklarımızı insan tüketimi amacıyla doğrudan kullanmak mümkün değildir. Çünkü çoğu tatlı su kaynağımız hızla artan nüfus, gelişen sanayi ve gecikmiş alt yapı çalışmalarından dolayı hızlı bir şekilde kirlenmiştir.

 

Elbette ki insanoğlu yeryüzünde bulunduğu sürede dönem dönem su sorunları ile karşılaşmış, su kıtlıkları yaşamıştır. Bu sorunlar iklimal değişkenlikler ve İnsanoğlunun en iyiyi bulana kadar göç etme olgusuyla çözülmüştür. Fakat günümüzdeki sorunlar göz önünde bulundurulduğunda durumun öteki durumlardan çok daha farklı ve vahim olduğu anlaşılmaktadır.

 

Bugün yanı başımızdaki petrol savaşları gelecek asırda yerini su savaşlarına bırakacaktır. Çünkü dünyada 2 milyardan fazla insan susuzluk ile karşı karşıyadır. Dünyadaki su tüketim oranına bakıldığında gelişmişlik düzeyi yüksek olan milletlerin suyu daha fazla tükettiği daha doğrusu daha çok su israfı yaptığı görülmektedir.

 

Ülkemizde son 50 yıllık çevresel faaliyetler ve yatırımlar incelendiğinde bu çalışmaların çok yakın tarihlerde uygulanabildiğini görmekteyiz. 15 yıl öncesine kadar çoğu ilimizde atıksu arıtma tesisleri ve içme suyu altyapı sistemlerinin olmadığını biliyoruz. Gerek sosyal medyada, gerekse yazılı ve görsel medyada görüldüğü gibi su problemleri başlıklı haber sayıları gün geçtikçe yoğunlaşmaktadır. Tabi unutulmamalıdır ki tükenen kaynaklar ve oluşan çevre kirliliği insan faaliyetleri ile paralellik gösterir. “Çevre Kirliliği” deyince ülke insanı olarak kamu kurum ve kuruluşlarından sürekli bir beklenti içerisindeyiz. Aslında su sıkıntılarını ülkemiz nüfusunu oluşturan bütün bireylerin yaşamsal faaliyetleri sonucunda oluştuğunu görmeliyiz ve bu noktada üzerimize düşen görev, ödev ve sorumlulukları yerine getirmeliyiz.

 

Lüks yaşam standartlarının gün geçtikçe yaygınlaşması su tüketimini artırdığından bahsetmiştik. Ülkemizde günlük kişi başı ortalama su tüketimi 250 litre civarındadır. Gün içerisindeki faaliyetlerimiz sonucunda kullandığımız suyun 3’te 1’lik kısmı ile de yaşamımızı rahat bir şekilde sürdürebileceğimiz gibi yaşam kalitemizde de bozulma meydana gelmeyecektir.

 

Bu noktada dinimiz peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v)’in yaşanmış bir su israfı hadisesinden sonra söylemiş bir hadisini hatırlatmak istiyorum: “Nehir kenarında abdest alsanız bile suyu israf etmeyiniz” diyor sevgili peygamber.

 

Suyun öneminden güncel olarak, hayatımızın içerisinden bahsetmek gerekirse şöyle örnekleyebiliriz. İnsanoğlunun en temel gıda tüketim ürünlerinden olan 1 kilogram patates üretimi için 900 litre, 1 kilogram pirinç üretimi için 3400 litre ve 1 kilogram sığır eti üretimi için 13000 litre suya ihtiyacımız var.

 

 

Olayın ekonomik boyutu incelendiğinde su kaynaklarımızın tükenmesinin yanında, atıksuların arıtılması için kurulan arıtma sistemlerinin yatırım ve işletme giderlerinin astronomik rakamlar olduğunu söyleyebiliriz. Aynı zamanda enerji üretiminde dışa bağlı olan ülkemizin gereksiz yere kirletilmiş suların iyileştirilmesi için yüksek enerji ihtiyacının olduğunu da söylemek mümkün. Enerji konusunda kırılgan bir yapısı olan ülkemizin ekonomisine de darbe vurduğumuzu görmezlikten gelemeyiz. Örneğin: 500.000 nüfuslu bir şehrin atıksuyunu arıtan bir atıksu arıtma tesisinin yıllık enerji bedeli 2,5 milyon Türk lirası civarındadır. Yıllık toplam işletme giderleri ise yaklaşık olarak 10 milyon Türk lirasını bulmaktadır.

 

Tabi ülkemizde yakın tarihlerdeki çevresel çalışmaların pozitif yönde olduğunu söylemek yanlış olmaz. Yakın tarihlere kadar atıksu arıtma tesisi olmayan il merkezlerimizden, atıksu arıtma tesisi olan ilçeleri hatta ve hatta arıtma sistemleri kurulan köyleri görebiliyoruz. Aynı zamanda ilgili bakanlık tarafından gerek özel gerekse kamu işletmelerinin sahip olduğu atıksu arıtma tesislerinin sağlıklı bir şekilde işletilmesi için Elektrik enerjisi teşviki yaptığını ve bu teşviklerin %50’leri bulduğunu söylemek gerekir. Fakat çevre politikalarımızda asıl prensibimizin iyileştirmek değil, kirletmemek olması gerektiğini bilmeliyiz. Bundan dolayı birey olarak mevcut su kaynaklarımızı tasarruflu ve bilinçli kullanmayı öğrenmeliyiz.

 

Unutmayalım ki musluğumuzdan boşa akan her damla suya bu ülkenin ve bu ülkenin gelecek kuşaklarının çok ihtiyacı var. Günlük faaliyetlerimizde özen gösterip alacağımız basit bir takım önlemler ile, hem su israfı yapmamış hem de su faturamızın kabarık gelmesini önlemiş oluruz.

blank

2014'te Bartın Üniversitesi'nden Çevre Mühendisi olarak mezun oldu. Bir yandan Fırat Üniversitesi'nde Yüksek Lisans eğitimine, bir yandan ise kurmuş olduğu Çevre Analiz Laboratuvarında yönetici olarak meslek hayatına devam etmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir