Tıbbi Atık

Tıbbi atık, sağlık ünitelerindeki işlemler sırasında ortaya çıkan kesici, delici, enfeksiyöz ve patolojik atıklardan oluşan atıkların genel adıdır. Ülkemizde tıbbi atıklar sterilizasyon ve yakma yöntemleri kullanılarak bertaraf edilmektedir.

 

Sterilizasyon Nedir? Öncelikle halk arasında sıkça karıştırılan iki tanıma açıklık getirelim; Sterilizasyon ve dezenfeksiyon kelimeleri çoğu zaman aynı anlamda kullanılmakta ya da birbirine karıştırılmaktadır.

 

Dezenfeksiyon ya da dezenfektasyon; Cansız ortamdaki bakteri endosporlar dışında kalan patojen yani hastalık yapıcı mikroorganizmaların öldürülmesi veya üre­melerinin durdurulması işlemidir. Bu amaçla kullanılan kimyasal maddelere dezenfektan denir. Dezenfeksiyon sterilizasyon işlemi değildir.

 

Sterilizasyon ise herhangi bir maddenin veya cismin birlikte bulunduğu zararlı-zararsız tüm mikroorganizmaların ve bunların sporlarının öldürülmesi işlemidir. Sterilizasyonun kelime anlamı arınma olarak ifade edilebilir. Bu işlemi hafif, orta, ileri derecede sterilizasyon gibi ayırma imkanı yoktur. Bu işlem sonucunda sporsuz bakter­iler, virüsler, mantarlar gibi tüm mikroorga­nizmalar ortadan kaldırılır. Sterilizasyon ya yapılmıştır ya da yapılmamıştır. Bu işlemin zayıf, orta, ileri dereceleri ya da uygulama farklılıkları yoktur.

 

Türkiye’de 2008 yılında tıbbi atık sterilizasyon tesislerinin sayısı 8 iken, 2020 yılında 58 adet sterilizasyon tesisi ve 3 adet yakma tesisi faaliyet göstermektedir. Bu 58 tıbbi atık sterilizasyon tesisinin 57’si otoklav (basınçlı buhar) teknolojisini kullanırken bunlardan farklı olarak sadece Eskişehir’de Konvertisör teknolojisi kullanılmaktadır.

 

Basınçlı buhar ile sterilizasyon otoklav denen aletlerde uygulanır. Otoklavda yüksek ısı, nemli ortam ve basınç altında steriliza­syon sağlanır. Mikroorganizmaların ölümü basınçtan değil, yüksek ısıya bağlı protein denutarasyonu yüzündendir. Klasik otokla­vla sterilizasyonda fazla miktarda buhar kullanıldığından, sterilizasyondan çıkan atığın içindeki sıvı miktarı daha da artar. Bu nedenle, otoklav teknolojisiyle sterilize edilen tıbbi atıkların herhangi bir şekilde ekonomi­ye tekrar kazandırılması mümkün olmaz ve katı atık düzenli depolama alanlarına gömülür.

 

Konvertisör teknolojisi ile otoklavların aksine ortama buhar verme yerine or­tamda oluşan buhar vakumlanarak negatif basınç altında sistem çalışır. Isı 155 oC’ye çıkarılarak, atığın parçalanma aşamasında artmış olan yüzeyi nedeniyle, etkin bir sterili­zasyon başlar. Sistem, ısısı 155 oC’ye çıkmış tıbbi atığın üzerine kısa aralıklarla ve sprey şeklinde su püskürtür. Sıcak atık ile temas eden su hemen buharlaşır. Sıcak buhar sterili­zasyonun etkinliğini artırır ve %99,999 seviyelerine çıkar. Yüksek sıcaklıktaki atığın üzerine su sıkılarak sıcak buhar elde edilmesi, otoklav teknolojisinin kullandığı Moist Heat, yani Nemli Isı tekniğinin aynısıdır. Konvertisör Teknolojisinde bu metot çok daha etkin bir şekilde kullanılmaktadır. Tamamen kuru, granül hâlde çıkan son atığın kalorifik değeri yüksek (7700 kcal) olduğundan Atıktan Türetilmiş Yakıt (ATY) tesislerinde ikincil yakıt olarak kullanılarak ekonomiye geri kazandırılabilir ve düzenli depolama sahalarında yer işgal etmez.

 

TÜİK’in istatistiklerine göre 2018 yılında toplam 89454 ton tıbbi atık toplandı. Toplanan bu tıbbi atıkların %92,3’ü sterilize edilerek katı atık depolama alanlarına, %7,7’si de yakma tesislerine gönderilerek bertarafı gerçekleşti. Tıbbi atığın %82,9’u 30 büyükşehirde toplandı. To­plam tıbbi atığın %25,1’i İstanbul, %7,6’sı Ankara ve %6,4’ü İzmir olmak üzere, %39,1’i 3 büyükşehirde bulunan sağlık kuruluşlarından toplandı.

 

Tıbbi atıkların toplanması, taşınması ve sterilizasyonu baştan sona ciddi bir organiza­syon gerektirir. Peki, kimler risk altındadır? Başta doktor, hemşire ve hastane yardımcı personeli olmak üzere; hastalar, tıbbi atık toplamada görevli personel ve halk risk altındadır. Risk altındaki bu bireylere, tıbbi atık üreten sağlık kuruluşlarının içinde veya dışında olup, hem bu atıkları taşıyan, hem de dikkatsiz yönetim sonucu bu atıklara maruz kalanlar dâhildir.

 

AİDS, Hepatit B ve C, Prionlar, Radyoaktif madde etkileri, taşıyıcılar tarafından (kemirici ve sinekler) patojenlerin yayılmasının önüne geçilmesi için tıbbi atıkların kaynağında diğer atıklardan ayrı toplayarak ünite içi tıbbi atık yönetim planlarının hazırlanması, per­sonel eğitimlerinin eksiksiz verilmesi ve denetimlerin yapılması önem arz etmektedir.

 

Merak edilen konulardan bir tanesi tıbbi atık poşetlerinin geri dönüşümü sağlanabilir mi? Her sene tonlarca tıbbi atık poşeti tıbbi atıklarla birlikte bertaraf edilmektedir. Tıbbi Atıkların Kontrolü Yönetmeliği’nin madde 10-(2) bendinde tıbbi atık torbalarının özelliklerinden bahsederken “Bu torbalar hiçbir şekilde geri kazanılamaz ve tekrar kullanılamaz.” ibaresi kullanılmıştır. Bununla birlikte bir diğer konu ise tıbbi atıklarla birlikte bertaraf edilen hastanelerin kardiyoloji bölümlerinde kullanılan kateter ve kılavuz teller; platin (Pt), altın (Au), iridyum (Ir) gibi zengin metaller içermektedir. Ne yazık ki ithal ettiğimiz ekonomik değeri yüksek olan bu metaller ekonomiye kazandırılmadan çöpe atılmaktadır. Kateter ve kılavuz atıklarının diğer tıbbi atıklardan ayrı toplanarak, içerdiği kritik metallerin geri kazanımı ülke ekonomisi için büyük önem arz etmektedir. Böylece, hammadde açısından dışa bağımlı olduğumuz bu değerli metallerden önemli ekonomik fayda sağlanmış olacaktır.

 

Sonuç olarak Türkiye bazındaki tüm tıbbi atıklar doğru yöntem kullanılarak steril edildiğinde hem ikincil yakıt olarak hem de içeriğinde bulunan zengin kritik metaller sayesinde ciddi bir ekonomik geri dönüş sağlanmış olacaktır.

blank

Daha yeşil ve güzel bir Dünya için yola çıkan Yeşil Aşkı, herkesi Dünya’ya zarar vermeden, çevre dostu ve sürdürülebilir bir yaşama davet ediyor. Bütün gayemiz; temiz bir çevre, yaşanabilir bir dünya ve yeşil gören gözlerdir. Yeşil görmeyen gözler, Renk zevkinden mahrumdur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir