• Turizm hemen hepimizin parçası olduğu bir sektör. Gelişmekte olan veya az gelişmiş ülkelerin ulusal gelirlerini artırmak için ümit bağladığı, gelişmiş ülkelerin ise tekdüze yaşamdan kurtuluş yolu olarak gördüğü bu gözde endüstrinin çevresel ve sosyal etkileri artık göz ardı edilemez boyutlara ulaştı.

     

    Dünya’da turizmin başkenti olarak bilinen Akdeniz Bölgesi, doğası aşırı derecede tahrip edilmiş bölgelerin başında gelmekte. Fransa, İspanya ve İtalya’nın geniş kıyı alanları, turizm faaliyetleri nedeniyle şehirleşti ve bunun sonucunda doğada büyük değişiklikler meydana geldi. Doğal yaşam ortamlarının turizm baskısı nedeniyle daraldığı, katı ve sıvı atıkların bertarafının ciddi sorun haline geldiği ve hatta orman yangınlarının turizmin gelişmesi ile paralel olarak arttığı artık çok iyi biliniyor. Akdeniz’de 500’ün üzerinde bitki türü doğayı önemsemeyen turizm faaliyetleri nedeniyle yok olma tehlikesi içinde. Foklar ve deniz kaplumbağaları da yaşam ortamlarının yapılaşmaya bırakılması nedeniyle bu bölgeden silinmek üzereler. Cebelitarık Boğazından başlayıp, Sicilya’dan geçen ve Doğu Akdeniz’e ulaşan bir hat üzerinde kıyı kumullarının neredeyse tamamı yok oldu.

     

    Türkiye’ye gelince. Turizm yatırımlarında Çevre ve Şehircilik Bakanlığının sorumluluğunda olan Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) hâlâ etkin bir şekilde uygulanmıyor. Üstelik, yasal koruma statüsüne sahip alanlarımızın yüzölçümü, ülkemizin büyüklüğü ve doğal zenginliği ile kıyaslandığı zaman çok yetersiz. Az sayıdaki korunan alanda kitle turizmi yatırımları engellenmiş gibi gözükse de, gerçekte turizmin yarattığı sosyal ve doğal tahribat bütün hızıyla sürüyor. Örneğin koruma altındaki Dalyan, deniz kaplumbağalarının üreme kumsalı olması nedeniyle dünya çapında tanınmasının ardından turizm burada büyük sosyal değişimlere neden oldu. Dalyan eskiden küçük bir balıkçı köyü iken, şimdilerde yüzlerce teknenin kirlettiği kanallara mahkum edildi. Bu kanallarda yaşayan yumuşak kabuklu Nil kaplumbağaları (Trionyx triunguis) yok olmak üzere. Turist taşıyan teknelerin oluşturduğu büyük dalgalarla adeta yok olmaya başlayan Dalyan’nın sembolü sazlıklarla birlikte kim bilir kaç canlı daha yaşam ortamını kaybediyor.

     

    2030’lu yıllarda turizmin çevreye olan olumsuz etkilerinin daha da artacağı açıkça görülüyor. Çünkü turistik seyahatlerde yıllık olarak %3,3’lük bir büyümenin olacağı tahmin edilirken, hükümetlerin ve turizm yatırımcılarının politikasında fazlaca bir değişiklik olmadı. Ekoturizm ya da çevreci turizm kavramlarının içi hâlâ doldurulamadı ve bazı yatırımcılar birkaç sembolik faaliyetle kendini yeşillendirmekten fazla bir şey yapabilmiş değil. Sürdürülebilir turizm, yani kendi varoluşunu ortadan kaldırmayan bir endüstri için, geçmiştekinden çok daha fazla bilinçlenme ve istek gerektiğini kabul etmeli.

     

    Turizmden vazgeçilmesini beklemek elbette gerçekçi değil. 1980’li yıllardan beri turizmi patlatarak İspanyayı yakalamak isteyen ülkemizin de dahil olduğu birçok ülke kendi yaratıcılığı ve bütüncül planlamalarla bir turizm patlamasından daha fazlasını yapabilir. Ancak bunun için, hükümetlerin turizm politikalarında da ciddi revizyonlar gerekiyor. Doğa korumanın turizm ile entegre edilmesi, koruma alanlarının sayısını artırılması ve korunan alanlarda etkin bir yönetim gerekiyor. Diğer yandan, sunulanla yetinmeyip, bizim için yapıldığı söylenen ve doğamızı yok eden yatırımları reddedebilecek bilinçte turistlerin de büyük bir katkı koyması mümkün.

     

    Sevindirici olan örnekler de yok değil. Costa Rica Park Servisinden alınan bilgilere göre, son on yıl içerisinde doğa gezginlerinin sayısında önemli bir artış kaydediliyor, Kuzey Amerika’da 2010’ların sonunda milli parkları gezen kişilerin sayısı bir milyonu geçerken, ülkemizde de doğa turizmine yönelen kitlelerin sayısı hızla artıyor. Yeter ki bir yandan koruma alanlarımızda doğru yönetim modelleri uygularken, diğer yandan turizm konusunda bilinçlendirme çalışmaları büyüsün.

     

    Turizmin Doğa Üzerindeki Olumsuz Etkileri

     

    Su: Hassas durumdaki su kaynaklarının yüzme havuzları ve diğer turistik ihtiyaçlar için aşırı kullanımı, artan su talebini karşılamak için yapılan barajlarla hidrolik sistemlere müdahale, kanalizasyon deşarjı ile tatlı su ve deniz sularının kirlenmesi.

    Toprak: Kum çıkarımı, yol yapımı gibi amaçlarla kullanılan alanlarda erozyon ile toprakların kaybı.

    Hava: Ulaşımdan kaynaklanan emisyonlar, soğutma ve ısıtma sistemlerinin emisyonları ve bunlara bağlı asit yağmurları, küresel ısınma ve fotokimyasal kirlenme.

    Peyzaj: Doğadaki estetik değerlerin ve doğal peyzajın kaybına neden olan kentleşme ve yol yapımları.

    Biyolojik kaynaklar: Yapılaşma ve kirlenme nedeniyle yaban hayatın döngülerinde kopmalar, nesli tehlike altındaki türlerin turizm amaçlı avlanması ve ticareti nedeniyle yok olmaları, ahşap ihtiyacının artması ile fazla orman kullanımı ve doğal bitki örtüsü kaybı.

Yazar

Daha yeşil ve güzel bir Dünya için yola çıkan Yeşil Aşkı, herkesi Dünya’ya zarar vermeden, çevre dostu ve sürdürülebilir bir yaşama davet ediyor. Bütün gayemiz; temiz bir çevre, yaşanabilir bir dünya ve yeşil gören gözlerdir. Yeşil görmeyen gözler, Renk zevkinden mahrumdur.
Twitter Facebook Google+ Linkedin YouTube
Önceki Yazı:Küresel Kültürün Kurbanları
Sonraki Yazı:Karapınar Proje Çevre Mühendisi İş İlanı

Benzer Yazılar

Yorumlar

SİZ DE CEVAP YAZABİLİRSİNİZ

Bu yazı hakkında görüşünüzü belirtin.

Copyright © 2013 - 2017 • Tüm Hakları Saklıdır.