• Eskiler “hangi topraktan ne yersen o’sun” demişler. Doğru, ama günü­müzde yiyeceklerin yetiştirildiği toprağın niteliğinin de belirtilmesi gerekiyor. Çünkü petrokimya ürünü gübre, haşe­re ve ot öldürücü kullanılan toprakta da sebze yetişiyor, hızlı yeme-içme res­toranları da yeşil salata satıyor, organik standartları deseniz hâlâ tartışılıyor.

     

    Yerli insanlar, bilge köylü ve çiftçi­ler toprağı dinleyerek, gözleyerek ihti­yaçlarını tespit ediyor. Laboratuvarları ve modern aletleri bulunmuyor. Top­rağı anlamanın temeli toprakla, güneş­le, rüzgarla, mevsim dönüşümleriyle iç içe bir hayattır. Bozulmuş, restorasyon bekleyen yerlerde de bu anlayış benim­senmelidir. Permakültür, böylesi basit teknik ve teknolojilerle özerk çözümler arar.

     

    Toprağı Tanıyalım

    Toprak insan vücudu gibi canlıdır. Bir avuç sağlıklı toprakta birbiriyle eş­güdümlü çalışan binlerce bakteri var­dır. Azot, potasyum, fosfor, kükürt, kal­siyum, magnezyum, bakır ve bor minerallerinden oluşan toprakta temel ihti­yaç, su, karbon ve oksijendir. Toprak kanımız gibidir, eksiğine fazlasına göre tedavi gerekebilir. Toprak kirleticilerden uzak olsa da esinti ve yeraltı yerüs­tü sularıyla kimyasallar ve ağır metal­lerden etkilenebilir. Örneğin, ABD’nin Washington eyaletinde, Vashon adasının bir bölümü, 40 km güney­deki bakır madeninden gelen esintiyle ağır metallere (arsenik, kadmiyum, civa, kurşun vb.) maruz kaldı. Değil top­rakta yetiştirilenin yenmesi, çocukların yalınayak yürümesi dahi sakıncalıydı. Adada multipl skleroz (MS) hastalığı­nın yaygınlaşma nedenlerinden birinin bu olabileceği düşünüldü. Yeni Zelanda’nın başkenti Wellington’da da eski bir bowling alanına toplum bahçesi yapmak is­tendiğinde, dikloro difenol trikloroethan (DDT) kirlilik sınırının yenebi­lir bitkiler ekilmesine izin vermediği görüldü. Dolayısıyla öncelikle birkaç yıl toprağı iyileştirme programı gerçekleş­tirildi.

     

    Hastalığın türüne göre değişen te­davi yöntemleri; çe­şitli mantar ve derin köklü bitkilerle iyileştirme yapılan mikoremediasyon ve biyoremediasyon, diğeriyse nükle­er kirlilikte de kullanılan, etkin mikro­organizmaları harekete geçirerek toprağın DNA’sının yararlı bakterilerle mikrobiyolojik olarak temizlenmesinin amaçlandığı Etkin Mikroorganizmalar (EM)’dır. 1986’da ülkemizi de yakından etkileyen Çernobil nükleer santralı ka­zası, Irak savaşında kullanılan silahlar, 2010’da Meksika körfezinde BP petrol kazası, 2011’de Japonya depremi nede­niyle meydana gelen Fukushima nükle­er santralı çöküşüyle ortaya çıkan tab­lo, kirliliğin sınır tanımadığını gösteri­yor. Avrupa’dan gelen otomotiv ve be­yaz eşya sanayinin, karbondioksit emis­yonu yüksek ülkelerden biri haline getirdiği Türkiye’de de benzeri iyileştirme yöntemleri uygulanmalıdır.

     

    Toprağa her fırsatta organik madde ilave etmek herkesin yapabileceği uygulamaların başında gelir. Toprağın ça­resi yine toprak içindedir. Önce toprağın kil ve kum seviyesi bilinmeli, gere­kiyorsa dengelenmelidir. Sonra toprağın asitlik veya bazlık derecesi ölçülme­lidir. Bu, ortamda yetişen bitkiler göz­lenip not tutarak da izlenebilir. Mümkünse böylesi bir gözlem kendi haline bırakılmış vahşi yaşam alanlarında ya­pılmalıdır. Permakültür tasarımlarında mutlaka vahşi yaşam alanı denilen bir bölge ayrılır. Örneğin, ısırgan otu top­rağın verimli olduğunu, Karadeniz gibi yarı tropik iklimde görülen yaban gülü ya da komar denilen Rhododendron alka­lin olduğunu, yosunlar veya atkuyruğu çürüyen odunsu bitkilerin varlığını ya da nitrojen fazlası nedeniyle toprağın su geçirme sorunu olduğunu gösterir. Nasıl insan vücudu asit ve baz dengesi bozulduğunda iyi hissetmiyorsa, top­rak da öyle bir denge ister.

     

    Toprakta Su

    Sap, saman, kuru yaprak ya da kuru dalların kalınca öğütülerek bir toprak örtüsü oluşturulması (malçlama/örtüleme) buharlaşmayı azaltıp toprağın ne­mini koruyacağı gibi yeni mikro can­lılar oluşmasına da yardımcı olur. Bu­nun yanında yonca vb. bitkilerle yaşa­yan malç yapmak da mümkündür. Ay­rıca permakültürün vazgeçilmez bitkilerinden, yaşayan malç özelliği olan ka­rakafes otunun özellikle meyve ağaçla­rı altına dikilmesi hem bir dizi mineral sağlar, hem de toprağı ve kompostu aktive eder. Çok fonksiyonlu bu iri yap­raklı minik mavi çiçekli tüylü bitki, si­likon, nitrojen, magnezyum, kalsiyum, potasyum ve demirce zengindir. Yaprakları tıbbi amaçla ve çiçekleri hem tıbbi amaçla hem de salata da kullanılabilir.

     

    Anadolu’da su en büyük sorunlar­dan biri olduğuna göre toprağın su tut­ması sağlanmalıdır. Permakültürde, araziye düşen her damla suyun korun­ması hedeflenir. Hem akifere geçirilme­si hem de arazinin yağmursuz zaman­lardaki su ihtiyacı için yağmur hendek­leri (swales) ve eğimli arazilerde eşyükselti noktaları (keypoints) ile eşyükselti hattı (keyline) konturları oluşturulur. Böylece araziye gelen su doğal havuz­larda biriktirilerek mikro iklim de yaratılabilir.

     

    Ekilmiş bir mahsulün hasat edilme­den, toprağı ıslah etmek maksadıyla toprağa gömülmesine ‘yeşil gübreleme‘ ve bu amaç için kullanılan bitkilere ‘ye­şil gübre’ adı verilir. Sonbaharda hasat­tan sonra toprağa gömülen karabuğday ve Pallionacae ailesinden lupin ya da yulaf bunlardan bazılarıdır. İlkbaharda toprağa karıştırıldıklarında çürüye­rek bünyelerinde bulunan azotu ve besin maddelerini toprağa verirler. Top­rak humus ve organik madde açısından zenginleşir.

     

    Kompost

    Kompost toprağı iyileştiren en önemli maddedir. Kompostu aktive etmek için içindeki yararlı organizmalar arttırılmalıdır. Örneğin, bir gece önce tatlı suda ıslatarak tuzlu suyunu gider­mek kaydıyla deniz yosunu kompostta kullanılabilir; karahindiba, karaka­fes otunun yaprakları, papatya, ısırgan otu, tavuk ve güvercin gübresi de kompost içindeki mikro bakterileri hareke­te geçirir ve arttırır. Ayrıca bir avuç kompost ya da solucan kompostu, pekmez vb. ile oksijeni arttırılarak kompost çayı yapılabilir. Kompost çayı komposttaki yararlı bakterileri oksijenize ederek ha­rekete geçirir. Özellikle büyüme döne­minde bitkilerin yapraklarına ve kökle­rine püskürtülerek doğrudan çözülmüş hazır mineral almaları ve direnç kazan­maları sağlanır. Ayrıca bitkideki haşe­releri yok etmek için de yararlıdır.

     

    ‘Dinamik akümülatör’ denen bitki­ler toprakta eksik olan mikro ve makro mineralleri sağlama açısından çok önemlidir. Özellikle yiyecek ormanı oluşturmada ve bitki birliktelikleri ya­ratmada bu tür bitkiler kullanılmalıdır. Bunlar arasında kadife çiçeği, havuç ve yer elması gibi yumrulu bitkiler vardır. Karakafes otu bu amaçla da kullanılabilir.

     

    Toprak Oluşturma

    Toprak oluşturmanın birçok yolundan biri de mantar ve solucanları kullan­maktır. Bunlar suyu ve havayı daha iyi emerek yeni ve verimli toprak oluşu­muna yardım eder. Toprak oluşturmak, karbonu bir nevi toprağa gömmektir. Mutfak ya da çiftliğimizden çıkan biyo­lojik atıkları çöplüğe gönderip ek mali­yet oluşturmak yerine toprağa geri döndürerek hem toprağı zenginleştirir hem de karbon ayak izimizi azaltabiliriz. Tarımsal faaliyetlerin iklim değişimine et­kisinin %12 olduğu dikkate alınırsa, bir azımsanacak bir çaba değildir. Çiftlik­ler için karbonu toprağa gömmenin bir başka yöntemi tarımsal atıkların biyokömür haline getirilmesidir. Böylece hem toprağın nemini arttırmış, hem de kimyasal atıklar ve ağır metalleri indirgeyip toprağı rehabilite etmiş oluruz.

     

    Doğal Tarım

    Endüstriyel tarıma karşı alter­natif geliştiren Manasobu Fukuoka, Japonya’nın geleneksel tarım anlayışını da kullanarak, az emekle sağlıklı ve bol ürün alınabileceğini gösterdi ve bize bir yöntem armağan etti. Kompost ve kompost çayıyla da uğraşmadı. “Bir tohum topu içinde koca bir yaşam vardır” di­yen Manasobu Fukuoka, kil toplarını toprağa saçıp ekin sapıyla kapamanın, üzerini de be­yaz yonca türü yer örtüsüyle örtmenin topraktaki biyolojik aktiviteyi ve bere­ketliliği arttırdığını gösterdi.

     

    Avusturya Alplerinde permakültür tekniklerini izleyen, yabani çiçek to­humları dahil, karıştırdığı 40’a yakın to­humu toprağa atarak toprağı zenginleş­tiren ve biyolojik çeşitliliği arttıran Sepp Hollzer böylece bitki hastalıklarının ön­lenebildiğini kanıtladı. Arazisindeki fazla ağaç kütüklerini kullanarak ger­çekleştirdiği ‘yükseltilmiş yatak’ tekni­ğinin (Hugelkulture), sebzelerin su ihtiyacını azalttığını ve çürüyüp ufalana­rak toprağa dönen odunun toprağı do­ğal olarak beslediğini gösterdi. Derin­liği ya da yüksekliği 1 metreye varabi­len bu tür yataklarda odunların çürümesi iki-üç yıl alabilir ama ikinci yılın sonunda özellikle havuç gibi derin kök­lü sebzeler için, organik maddesi hazır, yıllarca verim alınabilen mükem­mel bir ekim alanı kazanılır. Üstelik bu yöntemle bahçemizi sıkça sulama ihti­yacı da duymayız.

     

    Artık, endüstriyel tarımın hor kulla­narak yaralar açtığı, acılar yaşattığı top­rağın sesini dinleme, sevincini ve tasası­nı toprakla paylaşan Anadolu kültürü­nü diriltme ve bir toprak kültürü oluşturma zamanıdır.

Yazar

Daha yeşil ve güzel bir Dünya için yola çıkan Yeşil Aşkı, herkesi Dünya’ya zarar vermeden, çevre dostu ve sürdürülebilir bir yaşama davet ediyor. Bütün gayemiz; temiz bir çevre, yaşanabilir bir dünya ve yeşil gören gözlerdir. Yeşil görmeyen gözler, Renk zevkinden mahrumdur.

Twitter Facebook Google+ Linkedin YouTube
Önceki Yazı:EMPA Su Arıtma İş İlanı
Sonraki Yazı:Çevre İzin Lisans Uygulamaları ve Geçici Faaliyet Belgesi Başvuru İşlemleri Eğitimi

Benzer Yazılar

Yorumlar

SİZ DE CEVAP YAZABİLİRSİNİZ

Bu yazı hakkında görüşünüzü belirtin.

Copyright © 2013 - 2017 • Tüm Hakları Saklıdır.