Sürdürülebilir İnsancıl T...

Doğa ile turizm arasındaki ilişki, bana hep “düşman kardeşler" deyimini anımsatır. Üstelik isteseler bile ...

Nükleer Santraller

Nükleer Santraller...

Hiroşima’ya ve Nagazaki’ye atılan nükleer bombalardan 6 yıl sonra 20 Aralık 1951’de ABD’li bilim insanları nükleer enerjiyi ...

  • Permakültürün ilgi odağı insan ve insan faaliyetleridir. Doğanın tavizsiz şekilde korunmasını gözeten permakültür, bunu gerçekleştirmek için mevcut durumdan yola çıkarak adım adım doğa ile dost bir yaşam birlikteliğine doğru gitmenin bilimidir.
     
    Permakültürün temeli faydalı tasarımlar yapmaktır. Dolayısıyla, tüm diğer etik eğitim ve becerilere eklemlenebilir ve tüm insan girişimlerinde kendine yer bulma potansiyeline sahiptir. Ancak geniş arazi parçaları söz konusu olduğunda permakültür, sadece halihazırda yerleşime açılmış alanlar ve tarım arazileri üzerinde yoğunlaşır. Bunların tümü, üzerinde yeniden düşünmeyi ve köklü rehabilitasyonu gerektirir. Gıdamızı, yaşadığımız yerden ve civarından temin etmemizi sağlayacak yerleşimsel tasarımlar yapmak, yerkürenin pek çok yerinde doğal sistemler üzerindeki baskıyı azaltarak buraların kendini yenilemesine imkan tanır.
     
    Evsel tasarımlar, insan ihtiyaçlarının karşılanmasıyla ilgilidir, dolayısıyla insan merkezlidir. Yerleşimlerin tasarımında bu geçerli bir yaklaşım olmakla birlikte, aynı zamanda yaban hayatının korunmasına yönelik doğa merkezli bir etiğe de ihtiyaç duyarız. Ne var ki, hırslarımıza ve açgözlülüğümüze hakim olamazsak ve gereksinimlerimizi mevcut yerleşimlerimiz içinde karşılamanın yollarını bulmazsak, doğa için de pek fazla bir şey yapamayız. Öte yandan, bu hedefe ulaştığımızda, tarımsal alanların çoğundan çekilmek ve henüz el değmemiş araziler üzerindeki tehdidi ortadan kaldırmak suretiyle doğal sistemlerin kendilerini yenileyip çoğalmalarına fırsat vermiş oluruz.
     
    Permakültürün doğal sistemlere yaklaşımını şu ahlaki ilkeler çerçevesinde açıklayabiliriz:

    • Çoğu türün hâlâ dengede olduğu elde kalmış doğal yaşam ortamlarının bozulmasına karşı amansız ve tavizsiz bir mücadele içinde olmak,
    • Bozulmuş veya zarar görmüş doğal sistemlerin istikrarlı durumlara kavuşması için var gücümüzle rehabilitasyon çalışması uygulamak,
    • Kendi kullanımımız için varlığımızı devam ettirmemize yarayacak asgari büyüklükte arazi üzerinde bitki sistemleri oluşturmak,
    • Nadir ya da tehlike altındaki türler için bitki ve hayvanların sığınacağı alanlar oluşturmak.

     
    Bu çerçevede, permakültürün doğa koruma pratiği açısından uygulanabileceği yer ve durumlar konusunda şu öneriler getirilebilir:
     
    Permakültür Uygulama Önerileri
     

    Permakültür Uygulama Önerileri

     

    Kuraklıkla mücadele

    Bir yerde yıllık buharlaşma yıllık yağıştan fazla ise kuraklıktan bahsedebiliriz. Bir sistemde önemli olan, ne kadar suya sahip olduğumuzdan ziyade, sahip olduğumuz suyu ne kadar çok tekrar tekrar kullanabildiğimizdir. Bu yönde çözümler üretmek istersek permakültür uygulamaları önemli ipuçları verir. Buharlaşmanın olumsuz etkilerini gölgeleme ve rüzgar kıran bitkilendirme ile en aza indirme, açık yüzeyli su depolamasından ziyade toprak altı su depolaması ve tasarlanan sistemden uzaklaşan suyun mümkünse tamamının transpirasyon yani bitki yapraklarından soluma yoluyla olması amaçlanır.
     

    Doğanın insan eliyle korunması

    Bu başlıktan kasıt, doğanın doğrudan orada yaşayan alan kullanıcısı tarafından yaşamını sürdürürken korunmasıdır. Çiftçilerin yaptığı “doğa dostu tarım uygulamaları” buna çok güzel örnekler oluşturmaktadır. Bunlar aynı zamanda korunan alanlar dışındaki alanlarda biyolojik çeşitliliğin korunması için de önemlidir. Bu nedenle biyolojik çeşitliliğin korunmasında korunan alan yaklaşımının tamamlayıcısı olarak kabul edilebilir. Tarım ve Köyişleri Bakanlığının ÇATAK (Çevresel Amaçlı Tarım Alanlarının Korunması) Projesi kapsamında toprak ve suyun korunmasına yönelik çiftlik faaliyetleri desteklenmektedir. Avrupa Birliği de kendi mevzuatı içinde “çevresel tarım” (agri-environment) programı ile bu yönde doğal değeri yüksek tarımsal faaliyet gösteren çiftçilere destek sunmaktadır. Ülkemizde de aynı program Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın vereceği IPARD – Kırsal Kalkınma destekleri kapsamında hayata geçecektir. Permakültür, Çevresel Tarım Programının destek vereceği faaliyetlerin tanımlanması ve çeşitlendirilmesi için verimli şekilde çözümler önerebilir. Örneğin, çiftlik içinde biyolojik çeşitliliğin artırılmasına yönelik kenar etkisinin kullanıldığı uygulamalar, toprak zenginleştirici uygulamalar, su tasarrufunu sağlayan teknikler bu çözümlere örnek olarak verilebilir.
     

    Korunan alanların planlanması

    Ülkemizde ulusal mevzuat ile koruma altında olan alanlar; örneğin mili parklar, tabiatı koruma alanları, doğal sitler, özel çevre koruma alanları ve uluslararası sözleşmelerle koruma altına alınmış alanlar (örneğin Ramsar Alanları) mevzuat gereği yönetim planı dahilinde koruma önlemleri alınması gereken alanları kapsamaktadır.
     
    Başta Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü, Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı, Ulusal Sulakalan Komitesi ve Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Sit Kurulları sorumluluğu altında olan bu koruma amaçlı yönetim planları hazırlanırken de mevzuatın elverdiği oranda ve alanın ekolojik öncelikleri göz önünde bulundurularak permakültür tasarımlarından faydalanmak mümkündür.
     
    Türkiye’nin AB’ye uyum süreci içinde tamamlaması gereken Natura 2000 alanlarının koruma amaçlı yönetim planları da bu yaklaşımla hazırlanabilir.
     
    Koruma alanlarında kültürel peyzajın kesin şekilde korunması konusundaki kaygıları ayrıca değerlendirecek olursak, permakültür yaklaşımı, özellikle koruma alanlarının çekirdek bölgelerinde kısıtlanan insan faaliyetlerinin yaratacağı çatışmaların çözümünde ve tampon bölgedeki insan faaliyetlerinin düzenlenmesinde başvurulabilecek etkili bir tasarım biçimi sunabilir.
     

    Dezavantajlı coğrafyalarda geçimlik çeşitliliğin artırılması

    Eğimli araziler, dağlık alanlar, korunan alan ve orman alanlarının yakınlarında yaşayan kırsal nüfusun coğrafyaya bağlı alan kullanımı güçlüklerinin üstesinden gelmede permakültür uygulamaları pek çok fırsat sunmaktadır. Örneğin eğimli arazilerde işlevsel orman (gıda, yakıt veya kereste amaçlı ağaçların dikimi) oluşturmak bir permakültür önerisidir. Benzer şekilde, meyve ağaçlarının çevresine örülen kuru duvarlar, toprak erozyonunu engellediği ve su tutma kapasitesini artırdığı gibi yaban hayata da ek yaşam ortamı sağlamaktadır.
     
    Bunun gibi uygulama önerilerini sunmada, burada yaşayan ve geçimini tarımla sağlayan halkın geçimlik çeşitliliğini artırmada permakültür tasarımından faydalanmak mümkündür.
     

    Terk edilmiş ve kötü durumda olan arazilerin rehabilitasyonu

    İnsan eliyle çölleştirilmiş araziler, tuzlanmış tarım arazileri, terk edilmiş maden ve taş ocakları rehabilitasyona muhtaç, ekosisteme kazandırılmaya namzet alanlardır. Bu araziler, permakültür tasarımları kullanılarak “ürün fazlası elde ederken üst toprak canlılığını ve miktarını artıran” tarım alanlarına dönüşebilir. Bu alanlarda, daha uzun vadede ürün verebilecek tarımsal ormancılık faaliyetlerinden ve koruma amaçlı ormanlaştırma uygulamalarından da bahsedebiliriz.
     
    Rehabilitasyon çalışmalarında erozyonla mücadele, havza yönetimi ve su hasadı ile minimum bakım gerektiren, iklim ve arazi koşullarına uygun bitkilendirme yöntemlerine başvurulmalıdır.
     
    Burada vurgulanması gereken önemli nokta böyle arazilerde bu senaryolardan herhangi birini uygulamadığımız taktirde çölleşmenin artarak devam edeceğidir.
     

    Mevcut tarımsal alanların ve işletmelerin dönüştürülmesi

    Dünyadaki büyük savaşların bundan sonra su veya tohum kıtlığından çıkacağını söyleyenlerin sayısı az değil. Öte yandan verimli toprağın durdurulamaz kaybı sinsi şekilde bu savaş zeminini hazırlıyor. Mevcut tarımsal sistemlerimiz ne yazık ki toprak üretmek şöyle dursun, sürekli olarak toprağı fakirleştiren ve yok eden bir dinamik içerisinde, zira sürülmek suretiyle üzerindeki bitki örtüsünden tamamen arındırılarak açığa çıkarılan toprak erozyona maruz kalıyor. Ormanların tarım arazisi elde etmek veya şehirleşme baskısıyla yok edilmesi de önemli ekosistemlerin kaybına, toprakların da erozyon tehdidiyle karşı karşıya kalmasına neden oluyor. Bir başka deyişle, gıda üretim süreçlerimiz yüzünden yaşıyor olduğumuz gezegenin sonunu getirmekte olduğumuzu rahatlıkla söyleyebiliriz.
     
    Permakültür, toprağı azaltarak değil çoğaltarak ürün fazlası almadığımız herhangi bir tarım yaklaşımının sürdürülebilir olmadığını savunur. Büyük ölçekte toprak oluşturabilen (canlı üst toprağı artırabilen) tek süreç eko-sistem süreçleridir. Küçük alanlarda bol organik madde, malç ve kompost yani insanların atıkları ile bolca toprak oluşturmak mümkündür. Ancak geniş alanlarda bunu yapamayız. Böylelikle geniş alanlara yayılmış, toprak oluşturamayan büyük ölçekli çiftlikler veya tarım işletmelerinin yakın gelecekte kaçınılmaz olarak devam edemeyeceğini rahatlıkla söylemek mümkündür.
     
    Permakültür uygulamaları ile ekosistemik tasarım çerçevesinde ürün ve etkileşimli tür çeşitlendirmesi ve bu tasarımın kademeli olarak yıllara yayılan bir geçiş planı dahilinde uygulanması ile büyük tarım arazilerinin verimliliğini kaybetmeden, hatta artırarak dönüştürülmesi ve belli bir oranda yaban hayatına terk edilmesi mümkündür.
     

    Mevcut yerleşimlerin dönüştürülmesi, yeni yerleşimlerin tasarlanması ve kentsel permakültür uygulamaları

    Permakültür tasarımı bakış açısıyla mevcut yerleşimlerimizi gözden ve elden geçirerek mümkün mertebe doğadaki tarım alanlarından geri çekilerek oranın yeniden doğal eko-sistemlere dönüşmesini sağlayabiliriz. Doğal ekosistemlerin, bizim için kullanılabilecek alanlar olmaktan ziyade, genel küresel eko-sistemik sağlığa faydaları vardır.
     
    Kentsel ortamlarda çıkan atıklar enerji olarak görüldüğünde, bu atıkları uygun şekillerde dönüştürerek tarımsal ürün elde etmekte kullanılabilir hale getirebilecek mahalleler planlanabilir. Kentsel alanların içinde ve kent çeperinde gıda üretimine uygun tarım yapılabilir.
     
    Mutfak atıklarından yapılan kompost ile toprak üretmeye, atık sulardan biyogaz üretimine kadar birçok alanda kentsel faaliyet alanlarını ekosistem açısından faydalı süreçlere dönüştürmek mümkündür.
     
    Permakültür, öncelik sırasına göre; su hasadı ve yönetimi, yollar ve yapıların konumlandırılması konularında planlama stratejisini kurmamıza yardımcı olur. Bu önceliklendirme, arazi üzerinde yerleşimin en enerji etkin şekilde planlanmasını sağlar.
     
    Şehirlerin yerleşime açılacak yeni alanlarında, uydu kent uygulamalarında, toplu konut alanlarında, ekolojik amaçlı yerleşimlerin planlanmasında taşıma kapasiteleri göz önüne alınarak enerji ihtiyacının azaltılması mümkündür. Permakültür tasarımı ile, taşıma kapasiteleri daha verimli atık dönüşümü ve arazi kullanımı sayesinde yükseltilebilmektedir. Bu konuda yapılan araştırma ve denemelerden elde edilen teknolojiler sayesinde oldukça etkin sistemler kurulabilmektedir. Aksi takdirde söz konusu yerleşim, girdiler (enerji, gıda, su gibi) ve çıktıların dönüştürülmesinde (atık su, çöp gibi) yakın çevresindeki başka alanları kaçınılmaz olarak etkisi altına alır.

  • Permakültür üç temel etik ilke üzerine kurulmuştur. Dünyayı gözetmek bunlardan birincisidir ve aslında diğer iki ilkeyi doğurur ve içerir. İnsanlar geniş bir hafızaya sahip, sözel ve yazılı kayıt tutabilen ve artık günümüzde dendrokronolojiden arkeolojiye, polen analizinden jeoloji bilimine birçok farklı yöntem kullanarak uzak geçmişi araştırabilen, düşünen varlıklardır. Doğada bir zamanlar uygun ya da zararsız olduğunu düşündüğümüz bazı davranışların uzun vadede insan ve toplum sağlığına zararlı olduğunu görürüz. (Örneğin, toprak ve su üzerinde zararlılarla kimyasal mücadelenin etkileri.) Titizlikle yapılan araştırmalar, elde edilen bilgi ve bunların değerlendirilmesi sonucunda, uzun vadede varlığımızı tehdit edecek davranışları ve kaynaklar ile maddelerin kullanımını kısıtlama, terk etme ya da yasaklama yoluna gideriz. Hayatta kalmak üzere davranırız. Böylece korumacı ve ihtiyatlı davranış kuralları geliştiririz. Bu, birçok kabile topluluğunda tabuların oluşmasının sebebi olan mantıklı ve sağduyulu bir süreçtir. Örneğin, Polinezya’da sürdürülebilir geleneksel bir arazi kullanım sistemi olan Ohana (aile ya da kabile) sisteminde, havzanın en üstünde yer alan ve “Tanrıların Ormanı” olarak adlandırılan alanda ağaç kesmek ve avlanmak bir tabudur. Artık görüyoruz ki bu ormanın yok edilmesi besin (enerji) döngüsünde kapatılamaz bir açık yaratacak ve bir süre sonra kabilenin ihtiyaçlarını bu havzadan sağlayamamasına yol açacaktır.

     

    Buradan hareketle, artık salt doğa sevgimiz olduğu ve doğayı korumamızın iyi bir şey olduğu söylendiği için değil, kendi sağlığımız ve türümüzün devamı için de tartışmasız bir öncelikle dünyayı gözetmemiz gerektiğini, yani toprağı, türleri ve çeşitlerini, atmosferi, ormanları, mikro-habitatları, suları ve hayvanları gözetmemiz gerektiğini kavramış durumdayız. Bu kavrayış bize, tereddütsüzce ve hızla, zararsız ve onarıcı girişimlere, aktif korumacılığa, kaynakların etik ve mümkün olan en verimli kullanımına ve “doğru geçim”e (işe yarar ve faydalı sistemler için çalışmaya) yönelmemiz, yeni yerleşimlerimizi atıklarını kaynağa çeviren, su, gıda ve enerji ihtiyacını içerisinden ve çeperinden sağlayan enerji etkin yapılanmalar olarak tasarlamamız ve kurmamız, mevcut yerleşimlerimizi de bütün bu açılardan dikkatlice gözden geçirip dönüştürmemiz gerektiğini göstermektedir.

     

    İnsanı gözetmek, parçası olduğumuz dünyayı gözetmenin kaçınılmaz ve doğal uzantısıdır. İnsanı gözetmek, insanların gıda, barınak, eğitim, tatminkâr iş ve dayanışmaya dayalı insan ilişkileri gibi temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için gereken tüm kaynaklara ulaşabilmelerini sağlamayı kapsar. Dünyanın yaşayan sistemler bütününün çok küçük bir parçası olsak da bu bütüne baskın etkimizden dolayı insanı gözetmek önemlidir.

     

    İhtiyaçlarımızı mümkün olan en az alanda karşılayabildiğimizde, geniş ölçekli yıkıcı uygulamalara olan düşkünlüğümüzden sıyrılabilir ve ancak o zaman gerçek anlamda dünyayı gözetmekten bahsedebiliriz.

     

    İhtiyaç ve ürün fazlasını dünyayı ve insanı gözetmeye vakfetmek, dünyayı gözetmek temel ilkesinin üçüncü ve tamamlayıcı bileşenidir. Bu, sistemlerimizi elimizden geldiğince iyi tasarladıktan ve temel ihtiyaçlarımızı karşıladıktan sonra, bunları başkalarının da başarabilmesine yardımcı olmak üzere artan zamanımızla, paramızla, enerjimizle vs bu doğrultuda hizmet etmek anlamına gelir.

     

    Başarılı permakültür tasarımına iki temel adımda ulaşılır. Bunlardan ilki, tasarımın bütün iklimsel ve kültürel koşullarda geçerli olabilecek evrensel kurallara ve ilkelere uygun olarak kurgulanmasıdır. İkinci adımsa, farklı iklimlere ve kültürel koşullara göre değişiklik gösteren pratik uygulamalarla ilgilidir. Aşağıda sıralanan permakültür ilkeleri herhangi bir iklimde ve ölçekte bütün permakültür tasarımları için geçerlidir.

     

    Bağıntılı yerleştirme
    Permakültürün özü tasarımdır. Tasarım, şeyler/nesneler/öğeler arasında ilişki kurmaktır. Öğelerin kendilerinden ziyade birbirleriyle olan ilişkilerine bakarız ve öğeleri en uyumlu işleyen bütünü oluşturacak şekilde konumlandırırız: Tasarladığımız sistemin herhangi bir öğeden olabildiğince etkin yararlanabilmesi ve o öğeyi besleyebilmesi için, o öğenin diğer öğelere göre doğru yerde olması gerekir. Her öğenin ihtiyaçlarına, ürünlerine, davranış özelliklerine ve cins, renk, iklime dayanıklılık gibi kendine has özelliklerine bakarız. Böylece, uyumlu ve üretken bir şekilde işleyen bir öğeler, daha doğrusu ilişkiler örgüsü tasarlayabiliriz.

     

    Her öğenin birçok işleve sahip olması
    Sistemdeki her öğe olabildiğince fazla sayıda işe yaramak üzere seçilir ve yerleştirilir. Örnek olarak bir gölet, hayvanları ve bitkileri sulamak, su bitkileri yetiştirmek için ve orman yangını engeli olarak kullanılabilir. Aynı zamanda su kuşları için yaşam alanı, bir balık çiftliği ve ışık yansıtıcı bir yüzeydir. Bitkilerle de aynısını yapabiliriz. Yararlı bir tür seçerek ve onu doğru yere koyarak, rüzgârı kesmek, toprağı beslemek, erozyonla mücadele etmek, gıda ve hayvan yemi elde etmek, yakacak sağlamak gibi bir ya da birçok amaca hizmet etmesini sağlayabiliriz. Bu ilke tasarımımızda yer alacak, yollar ve binalar dahil bütün öğeler için geçerlidir.

     

    Her önemli işlevin birçok öğe tarafından desteklenmesi
    Tasarlanan sistemin değişikliklere ve beklenmeyen etkilere olabildiğince dirençli olması için orman yangınından korunma, su, gıda ve enerji gibi önemli ihtiyaçları iki ya da daha fazla seçeneğin birlikte karşılayabileceği bir kurgu düşünülmelidir. Bir işlevi destekleyen bir öğe herhangi bir sebepten ötürü etkisiz ya da o işlevi destekleyemez hale geldiğinde, o işlevi destekleyen diğer öğelerin kısmen de olsa işlevin aksamadan gerçekleşebilmesini sağlamasını isteriz. Basit bir örnek olarak sıcak suyu güneş enerjisiyle sağladığımız bir evde, kapalı havalarda suyu başka bir yolla da, mesela odunlu bir termosifonla, ısıtabilmeliyiz.

     

    Etkin enerji planlaması (mıntıkalar, dilimler ve eğim)
    Öğeleri, tasarladığımız sistemin içinden (insan, hayvan, makine işgücü) ve dışından gelecek (güneş, rüzgar, gürültü gibi üzerinde bir kontrolümüz olmayan) etkileri ve eğimi dikkate alarak en uygun yere yerleştirmeliyiz. Bunu mıntıka ve dilim planlaması yardımıyla yaparız.

     

    Mıntıka planlaması: İnsan, hayvan ve makine enerjisini etkin değerlendirmek için öğeleri ziyaret sıklığına göre mıntıkalar içinde konumlandırırız. Çok ziyaret etmemiz gereken öğeleri faaliyet merkezinden (bu merkez çoğunlukla evdir) uzağa yerleştirdiğimizde, çok zaman, çaba ve enerji harcarız. Örneğin bostanı hem bakımı hem de ürün toplamak için neredeyse yılın her günü ziyaret etmemiz gerekir ve bu yüzden onu eve çok yakın konumlandırmalıyız. Bir kereste ağacını ise (kereste budaması için) yılda bir ya da iki defa ziyaret etmemiz yeterlidir ve bu yüzden kereste ağaçları arazinin en uzak kenarında olabilir.

     

    Dilim planlaması: Öğeleri, üzerinde hiçbir kontrolümüz olmayan ve dışarıdan gelip sistemimizden geçecek etkilerin (güneş, rüzgâr, gürültü, orman yangını, manzara ve benzerlerinin) yönlendirilmesi, engellenmesi ya da değerlendirilmesi için faaliyet merkezine göre belirli yönlere yerleştirmek gerekir. Örneğin, yazın batı güneşinin evin duvarına vurmasını engellemek üzere evin batısına büyük bir yaprak döken ağaç dikebiliriz. Kışın yapraklarını döktüğünde dalların arasından geçen güneş ışığı da evin ısıtma ihtiyacını azaltacaktır.

     

    Eğim: Yerçekimi ya da tersine (ısınan hava yükselir), doğal akışlar düşünülerek öğelerin birbirine göre konumlandırılması gerekir. Örneğin, su deposunu evden yeterince yükseğe yerleştirmemiz durumunda yer çekimi yardımıyla tesisatta gerekli basıncı sağlayabiliriz. Arıtma sazlığını evden daha düşük bir kota yerleştirirsek gri suyu (insan dışkısı içermeyen atık su) hiç enerji harcamadan oraya akıtabiliriz.

     

    Sistemimizde kullanmayı seçtiğimiz herhangi bir öğenin hem doğru mıntıkada, hem doğru dilimde, hem de doğru kotta (arazinin eğimi içerisinde doğru seviyede) olması gerekir. Etkin enerji planlamasını tersten işleyen bir radar gibi de düşünebiliriz. Etkin enerji planlaması bize neyin nerede olduğunu değil, neyin nerede olması gerektiğini gösteren bir araçtır.

     

    Fosil yakıt kaynakları yerine biyolojik kaynakların kullanımına vurgu
    Enerji geri dönüşümünü sağlayabilmek ve sürdürülebilir sitemler kurabilmek için uzun vadeli bir yatırım olan biyolojik kaynakların oluşturulması ve geliştirilmesi süreci kilit öneme sahiptir ve planlama aşamasında iyi düşünülmesi ve yönetilmesi gerekir. Bir permakültür sisteminde enerji tasarrufu sağlamak ve aksi takdirde bizim bizzat yapmamız gerekecek işi yaptırmak için mümkün olan her yerde biyolojik kaynakları (bitkiler ve hayvanlar) kullanırız.

     

    Besin maddesi döngüsü, yakıt ve gübre sağlamak, toprağı işlemek ve havalandırmak, yaşam alanları geliştirmek, böcek ve yabani ot mücadelesi, yangınla ve erozyonla mücadele için tercihen bitkiler ve hayvanlar kullanılır.

     

    Ancak uzun vadeli sürdürülebilir biyolojik sistemler tesis etmemize hizmet etmeleri ya da dayanıklı fiziksel yapılar kurabilmemizi sağlamaları durumunda biyolojik olmayan kaynakların (fosil yakıtlarla çalışan makineler, suni gübreler, teknik araçlar vb) bir permakültürün başlangıç aşamalarında dikkatlice ve ölçülü düzeyde kullanılmalarında sakınca yoktur.

     

    Tasarlanan alanda enerji geri dönüşümü (yakıt ve insan enerjisi)
    İyi tasarım, dışarıdan gelen doğal enerjileri sistemimiz içerisinde üretilen enerjilerle birleştirerek tam bir enerji döngüsü sağlamalıdır. Termodinamiğin ikinci yasasının gösterdiği gibi enerji sürekli olarak dağılır ya da başka bir deyişle sistem tarafından kullanılabilirliğini yitirir. Halbuki dünya üzerinde yaşam, sürekli devridaim ederek hızla çoğalabilmektedir. Bitkilerle hayvanların etkileşimi, aslına bakarsak yeryüzündeki mevcut enerjiyi artırmaktadır. Permakültürün amacı yanlızca enerjiyi geri dönüştürmek ve dolayısıyla artırmak değil, her şeyi, enerjisini kullanamayacağımız kadar dağıtmadan yakalamak, depolamak ve kullanmaktır. İşimiz, sisteme giren enerjiyi (güneş, su, rüzgâr vb) mümkün olan en çok aşamada, olabildiğince verimli şekilde değerlendirmektir.

     

    Araziyi ve toprağı ıslah etmek üzere doğal bitki ardıllığını kullanmak ve hızlandırmak
    Doğal ekosistemler, değişik bitki ve hayvan türlerinin zaman içerisinde birbirini izlemesi, ard arda gelmesi yani ardıllığından oluşan bir evrim sergilerler. Terk edilmiş ya da zarar görmüş alanlar, sırasıyla bir otsu katman, öncü türler ve nihayetinde de toprak yeryüzü şekli ve iklim koşullarına uygun, olgunlaşmış eko-sistemlerin hakim türü olan klimaks türler tarafından örtülürler. Bu ardıllıktaki her aşama bir sonraki aşama için uygun koşulların oluşmasını sağlar. Öncü türler azot bağlayabilir, ağır ve sıkışmış toprakları gevşetebilir, topraktaki tuz oranını düşürebilir, (toprak kayması ve erozyona karşı) dik yamaçları tutabilir, su fazlasını emebilir ve bir sonraki aşamayı oluşturacak türler için korunaklı ortamlar yaratabilirler.

     

    Konvansiyonel tarımda bitki örtüsünü, biçerek, sürerek, yabani ot mücadelesiyle, gübreleyerek daha doğrusu enerji harcayarak otsu aşamada (sebze, tahıl, baklagil ya da otlak olarak) tutmaya çalışırız. Doğal ardıllığın önünü kesmeye çalışırız. Permakültürde doğal ardıllıkla mücadele etmeye çalışmaktansa kendi doygun ekosistemlerimizi oluşturmak için bu süreci yönlendirir hatta hızlandırırız. Bakımını ve sulamasını da yapabileceğimizden ardıllığın farklı aşamalarında oluşacak bütün katmanları en başta birarada dikebiliriz; zamanda istifleriz. Ve doğada karşılaşabileceğimizden çok daha yoğun bir şekilde dikebiliriz; mekanda istifleriz.

     

    Etkileşimli çeşitlilik
    Monokültürel bir sistem, bir permakültür sisteminde yer alan tek bir ürünle karşılaştırıldığında çoğunlukla daha fazla ürün veriyor olsa da, karışık ya da çeşitli bir sistemde ürünler toplamı daha fazla olacaktır. Bir monokültürde bir hektar sebze yıl boyu sadece sebze verecektir. Bir permakültürde ise sebze, yemiş, meyve, yağ, kereste, yakacak, tohum, balık, kanatlılar ve memeli hayvan proteininden oluşan ürünler toplamının küçük bir parçasını oluşturacaktır.

     

    Çeşitliliğin, birbirini olumlu etkileyen ya da en kötü ihtimalle olumsuz etkilemeyen öğelerin (bitki, hayvan ya da yapılar) birlikteliğinden oluşması ve böylece etkileşimli çeşitlilik sağlanması önemlidir. Sistemdeki öğelerin sayısından ziyade bu öğeler arasındaki işlevsel bağlantıların sayısı önemlidir. Amacımız uyumlu bir şekilde işleyen bir öğeler birliği kurmaktır.

     

    Kenar etkisinin ve doğal örüntülerin kullanımı
    Kenar iki ortamın arayüzüdür. Su ve hava arasındaki yüzeydir, kara ve su arasındaki kıyı şerididir, orman ve mera arasındaki alandır (ekoton). Bir yamaçta don olan ve don olmayan bölgeler arasındaki hattır. Bir çölün sınırıdır. Türlerin, iklimin, toprağın, eğimin ya da her tür farklı doğal koşulun ya da yapay sınırların buluştuğu yerde kenar vardır. Kenar farklı ekosistemlerden beslendiği için o eko-sistemlerdeki türleri ve bunun yanında kendine özgü türleri de (bitki ve hayvan) içerir. Etkileşimli çeşitlilik açısından doğada en zengin ve dolayısıyla kendiliğinden enerji biriktiren/depolayan yani üretkenliğin arttığı, hasat edebileceğimiz ürün fazlası veren alanlar, kenarlardır. Tarihe baktığımızda iki ya da daha fazla doğal ekonominin kavşağında ya da kesişiminde kurulmamış, sürdürülebilen bir insan yerleşimi bulmamız zordur. Bu yerleşimler kimi yerde tepeler, orman ve ova; kimi yerde ova ile sulak alan; başka yerlerde ise kara, nehir, delta ve deniz arasına kurulmuştur. Kenarı artırdığımızda üretkenliği ve verimi artırırız. Tasarımını yaptığımız arazide doğal kenarlar az ya da yok ise çitlerle, hendeklerle, bitkilendirmeyle, yollarla, suyla ve kimi durumda da toprağı şekillendirerek ya da farklı ekosistemler kurarak biz yaratabiliriz.

     

    Doğadaki şekillerin, kalıpların ya da örüntülerin oluşumu ve evrimi doğa ve yaşam içerisindeki enerji döngüsü süreçlerinin ifadesidir. Enerji verimliliği, doğal örüntülerin hem sebebi hem de sonucudur. Örüntü, akciğerlerimizdeki damar yapısından ağaçlara, düşünce yapılarından akarsulara çok farklı boyutlar arasında ortak olan kalıptır. Örüntü kendiliğindendir ve çaba gerektirmez. İnsan yapısı olan birçok şey ise doğal örüntülerle çelişmekte ve doğa tarafından dönüştürülmesinin önüne geçmek üzere ciddi bakım ve enerji girdisi gerektirmektedir. Doğayla mücadele edip sonunda yenilmektense, doğal örüntülerle uyum içinde olan ve doğal örüntülerin kullanıldığı tasarımlar yaparak doğanın bizi beslemesini ve desteklemesini sağlayabiliriz.

     

    Tasarımın geleceği örüntü kavrayışı ve bunun uygulamasındadır.

     

    Doğa gözleminden ilkelere, ilkelerden davranış talimatlarına
    Permakültürün en önemli yönlerinden biri de ilkelerinin bir yandan da davranış ve harekete geçme talimatları olmasıdır. Bu ilkeleri sadece bilmemiz bir işe yaramaz. Uzun vadede hayatta kalmak üzere davranabilmeyi yani dünyayı gözetebilmeyi, insanı gözetebilmeyi ve bu amaçlara vakfedebilecek ihtiyaç ve ürün fazlasını ortaya çıkarabilmeyi umuyorsak, yeryüzündeki ikametimizi ve gündelik hayatımızı kurgularken doğal ekosistemlerin gözleminden çıkmış olan bu ilkeleri dikkate alıyor, uyguluyor ve bunlara uyuyor olmamız gerekmektedir. Aksi takdirde doğaya ve dolayısıyla o doğa üzerinde yaşayan insan topluluklarına zarar vermeden, onlardan çalmadan yaşamamız imkânsızdır. Bu da ancak sömürülecek doğa ve dolayısıyla insan kalmayıncaya kadar sürebilir ve ne yazık ki o gün de çok yakındır. Duruma bu sadelikte baktığımızda muhasebe çok basittir ve tavizsizdir. Dilleri ne söylerse söylesin, ne iddiada olurlarsa olsunlar hangi kişilerin, toplulukların ya da kurumların bolluğa ve barışa, hangi kişilerin, toplulukların ya da kurumların kıtlığa ve savaşa hizmet ettiği de çok açıktır.

     
    Kaynaklar
    – Permaculture: A Designers’ Manual
    – Introduction To Permaculture
    – Marmariç Permakültür
    – Permakültür El Kitabı

  • Permakültür [Permaculture: Permanent (kalıcı, devamlı, daimi) Agriculture (tarım, ziraat) ya da culture (kültür)] insanların maddi ve maddi olmayan ihtiyaçlarını, doğal eko-sistemlerin işleyişini örnek alarak, parçası oldukları doğaya ve üzerinde yaşadıkları dünyaya zarar vererek değil, yarar sağlayarak karşılamalarını olanaklı kılan bir tasarım ve bakım bilimidir. Permakültür soruna değil çözüme, istemediklerimize değil istediklerimize, olumsuza değil olumluya baktığımız ve odaklandığımız bir yaklaşımdır.

     

    “İnsan hakları” dediğimizde hep gözardı ettiğimiz, zaten var kabul edilen temiz hava, temiz su, temiz sağlıklı ve besleyici gıda, makul barınak (soğukta kendini ısıtan, sıcakta soğutan), uyumlu insan ilişkileri ve toplumsal hayat (diğer insanlarla dayanışmaya, yardımlaşmaya dayalı ilişkiler) dünyanın birçok yerinde birçok insan için ne yazık ki hâlâ bir hayaldir.

     

    Permakültür, insanların ihtiyaçlarını karşılarken, aslında bu temel haklara erişmek için muhtaç oldukları doğaya zarar vermek yerine onu besleyip onarmalarını mümkün kılacak olgun ve ahlaki bir davranış mekanizmasıdır. Permakültür, sürdürülebilir insan yerleşimleri tasarımıdır.

     

    Permakültür, Bill Mollison ve o zamanlar onun lisansüstü öğrencisi olan David Holmgren tarafından 1974 yılında ağaçlar, çalılar, otlar (sebze ve yabani otlar), mantarlar ve kök bitkilerini içeren çeşitli ürünlü ve çok yıllık türlerin baskın olduğu bir bitkilendirmeden oluşan bir sürdürülebilir tarımsal sistem çerçevesi olarak geliştirilmiştir. Permakültür ilkeleri ve türce zengin bir bahçe oluşturma konusunda uzun süre çalışan ikilinin bu emekleri, 1978 yılında Permaculture One (Permakültür Bir) adlı kitabın yayınlanmasıyla sonuçlanmıştır. Bill Mollison 1970’li yıllarda permakültürü bitkilerin ve hayvanların, öncelikle hane ve topluluk ölçeğinde kendine yeterlilik sağlamak üzere insan yerleşimleriyle faydalı bütünleşmesi olarak görmüş ve ancak bu sistemin ürün fazlası vermesi durumunda bir “ticari girişim” olarak değerlendirmiştir. Ancak takip eden dönemlerde Bill Mollison permakültürün kapsamını, hane bazında gıda yönünden kendine yeterliliği aşacak biçimde genişletmiştir. İnsanların toprağa, bilgiye ve finansal kaynaklara erişimi olmadığı sürece gıda bakımından kendine yeterliliğin, yukarıda bahsi edilen temel insan haklarının tamamına erişim açısından yetersiz kalmasıyla kendi başına anlamsızlığı anlaşılmıştır. Buna dayanarak permakültür, 1980’li yıllarda, toprak erişimi, iş girişimi yapılanmaları ve bölgesel özfinansman stratejilerini de içeren uygun hukuki ve finansal stratejileri de kapsamına almıştır. Böylelikle permakültür bütünsel bir insan sistemi haline gelmiştir.

     

    Bill Mollison 1979 yılında üniversiteden istifa ederek kendini insanları iyi biyolojik sistemler kurmaları için ikna etmeye adamıştır. O tarihten itibaren birçok arazi için tasarım yapmış ve permakültürü standartlaşmış bir eğitim aracılığıyla aktarabilme konusu üzerine çalışmıştır. 1981 yılında, Avustralya’da, ilk standart Permakültür Tasarım Sertifikası (Permaculture Design Certificate – PDC) kursunun mezunları permakültür sistemleri tasarlamaya başlamıştır. Şu anda dünya çapında, büyük şirketleri etkileyen eğitmenler ve ekolojik eylemcilerden, yeni ve alternatif iş girişimleri yaratan bireylerden ve üzerinde yaşadığımız dünyayı kavrayışımızı ve sorumsuz alışkanlıklarımızı dönüştürmek üzere birlikte, dayanışma içerisinde çalışan gruplardan oluşan küresel bir ağ meydana getirmiş 300 bini aşkın sayıda PDC kursu mezunu bulunmaktadır.

Copyright © 2013 - 2018 • Tüm Hakları Saklıdır.