ER-GE Proje Mühendislik Çevre Mühendisi İş İlanı

ER-GE Proje Mühendislik İş ...

ER-GE Proje Mühendislik İş İlanı Tanımı: Çevre teknolojileri sektöründe faaliyet gösteren firmanın içme suyu, atıksu ...

Biyoremidasyon

Biyoremidasyon...

Biyoremidasyon, “biyolojik iyileştirme, onarma” anlamında hayatın birçok alanında kullanılsa da, teknik terim olarak, 'çevre ...

  • Ekolojik ayakizi verileri, yeryüzünde yaşayan herkesin ortalama bir ABD vatandaşı kadar tüketmesi halinde yaklaşık 6 dünya gerekeceğini gösteriyor. Endüstri-devlet-ordu üçgeninde yürütülen yıkıcı projelerin devasa boyutlarından ve hızla geri dönüşsüz bir noktaya gitmemizden umutsuzluğa kapılmayan, irili ufaklı birçok girişimle ekolojik krize çözüm arayanlar ise “dünya yeniden bir bahçe olabilir” diyorlar. Onlardan biri de Ben Law…

     

    15 yaşında okulu bırakıp küçük bir işletmede sebze-meyve yetiştiriciliği ve çobanlığa başlayan Ben Law, Sparsholt Kolejinde geçirdiği bir yılın sonunda “İleri Seviye Ulusal Tarım Sertifikası (Advanced National Certificate in Agriculture)” alır. Küçük göller ve kır çiçekli çayırlar konusunda uzmanlaşmış, koruma amaçlı peyzaj işi kurar. Birkaç tecrübeli baltalık işçisi bularak ağaçlarla çalışmaya başlar. 1980’lerin ikinci yarısında, ormansızlaşmaya çözümler üretmek amacıyla Amazonlara gidip döndükten sonra, özellikle Papua Yeni Gine’deki yerlilerin ormancılık uygulamaları üzerinde çalışan Ormnan Yönetimi Vakfını kurar ve Orman Yönetim Konseyinin kurucu üyesi olur. Uluslararası ormancılık politikalarındaki bürokrasiyi ve gerçek sürdürülebilirliğin evde başladığını fark edip bir “orman sakini” olmak üzere İngiltere’nin Batı Sussex bölgesindeki baltalık ormanlara döner. Sussex ve Surrey Baltalık Grubunu kurar. Permakültür danışmanı olarak bir süre Arnavutluk’ta Oxfam International ile çalışır.

     

    18 yıldır Batı Sussex bölgesindeki Prickly Nut korusunda yaşayan Ben Law, sürdürülebilir koru yönetimi, eko-yapılar, permakültür tasarımı konularında kurslar ve çıraklık eğitimleri veriyor. Ayrıca, yuvarlak kesitli ahşap karkas projeleri için tasarımlar yapan, malzeme üretip satan ve eğitimler veren The Roundwood Timber Framing adlı bir şirketi var. Ekolojik hayat ve ekolojik yapılarla ilgili doğru bilgi arayanlar için güzel bir kaynak olan Ben Law’m kitapları şunlar: The Woodland Way, The Woodland House, The Woodland Year.

     

    Ben Law’ın Ekolojik Evi

    Ben Law, ormanda karavan, yurt gibi geçici barınaklarda 10 yıl yaşadıktan sonra, uzun ve can sıkıcı bir süreç sonunda İngiltere planlama yasaları açısından bir ilki başarmış, koruda ev inşa izni almış ve tecrübelerinden faydalanarak hayalindeki evi inşa etmiş. Evin temelinde York bölgesine özgü taş blokları kullanmış. Yuvarlak kesitli-eğik kestane ağaçlarından yaptığı taşıcıyı iskeleti kurarken unutulmakta olan yerel bir uygulamadan faydalanmışlar; yerde halatlarla, geçmelerle çatılan iskeleti, ipler ve taş ağırlıklı bir vinç yardımıyla temel bloklar üzerinde ayağa kaldırmışlar. Yapı bu iskelet etrafında inşa edilmiş. Ben Law, duvarları yerel bir ürün olan saman balyalarından yapmış, üstlerini o çevrede elde edilen kil ve kireçle sıvamış. Döşeme için yörede işlenmiş meşeleri, çatıdaki 12 bin şıngıl için kestane ağaçlarını kullanmış. Kapı ve pencere çerçevelerini elle planyaladığı kuş üvezi ağacından yapmış. Bu zahmetli ve maceralı işin bitmesi, ev yapımı elma şırası ve yakın köyde bir şölenle kutlanmış.

     
    Ben Law'ın Ekolojik Evi
     

    Ben Law, evin elektriğini güneş ve rüzgardan, suyunu ormandaki bir kaynaktan ve yağmur suyu hasadından sağlıyor. Evi odun yakarak, suyu güneş toplayıcılarıyla ısıtıyor. El yıkama, duş alma, bulaşık ve çamaşır yıkama… sonunda oluşan “gri suları” saz, söğüt gibi bitkilere veriyor. “Kuru tuvalet” (kompost tuvalet-Su yerine odun talaşıyla çalışan tuvalet) sayesinde, tonlarca temiz suyu, toprağı, nehirleri, gölleri, denizleri kirletmemiş, topraktan aldığını güvenli bir şekilde toprağa geri vermiş, çevre ve sağlık problemlerine sebep olan yapay gübrelerden kurtulmuş oluyor.

     

    Ben Law, “el emeği göz nuru” ekolojik evini, beton, vinç, şebeke elektriği… kullanmadan, atık üretmeden, doğal, yerel ve yenilenebilir malzemelerle, yöre ekonomisine katkıda bulunarak, nakliye ve kullanım kaynaklı karbon salımlarını en aza indirerek, 96 gönüllünün yardımıyla, 7 ayda, 70 bin TL’nin altında bir maliyetle tamamlamış. Evin yapımı 2003’te İngiltere Channel 4 televizyonunun “Grand Designs” (Büyük Tasarımlar) dizisine konu olmuş, 2004’te tekrar yayınlanarak 5 milyondan fazla seyirciye ulaşmış. Dizinin sunucusu Kevin McCloud projeyi çok sevmiş ve kitabın ön sözünü yazmış. McCloud, “son yıllarda içi iyice boşaltılıp anlamsız hale getirilen “sürdürülebilirlik” kelimesinin, karbon salımları açısından neredeyse “görünmez” olan bu yapı sayesinde kendisi için yeniden anlam kazandığını” söylüyor.

     

    Kerpiç, taş ve ahşap yapı geleneğinin binlerce yıllık mükemmel örneklerinin bulunduğa ülkemizde bugün, “doğaya dönüş” deyince akla daha çok ABD ve İskandinavya’dan ithal edilen prefabrike yapılar geliyor. Halbuki hızla kaybolmakta olan tarihi, kültürel ve ekolojik mirasımızı korusak, ülkemize has ekolojik hayat potansiyelinden faydalanabiliriz.

  • Ekolojik ayakizi çalışmaları, insan-doğa ilişkisinin daha sağlıklı ve sürdürülebilir bir temele oturması için ilk adımdır. Bu sayede, bireylerin, ailelerin veya ülkelerin ne kadar biyolojik alan tükettikleri karşılaştırmalı olarak tespit edilebilir ve tüketimlerin doğa açısından sürdürülebilirliği ölçülebilir.
     
    Doğanın bir parçası olan ve ihtiyaçlarını doğadan karşılayan insanoğlunun doğa üzerinde güçlü bir etkisi vardır. Üretim ve tüketimle oluşan ve çoğu zaman fark edilmeyen bu etkilerin toplamına “ekolojik ayakizi” denir. Bir nüfusun ayakizi içerisinde, solunum için gerekli olan hava, su, gıda, ısınma ve hareket edebilmek için ihtiyaç duyulan enerji, tüketilen ağaç ürünleri, yaşam alanlarının (evler, yurtlar vs.) kurulması için tüketilen kaynaklar ve tüketim sonucunda oluşan atıklar (sera gazları, organik atıklar, katı atıklar vs.) yer almaktadır.
     
    Ekolojik ayakizi analizi, insanların doğal kaynaklar ve ekosistem üzerindeki etkisini ölçmeye yarayan bir hesaplama yöntemidir. Yaşarken ne kadar doğal kaynak tükettiğimizi ve bu kaynakların doğa tarafından bize sunulması için gerekli olan doğal alanı rakam olarak ortaya koyar. Bu sayede, birey, hane, ülke veya dünya olarak, tüketimlerimizin doğayı nasıl etkilediği ölçülebilir. Bir başka deyişle, doğanın sunduğu mal ve hizmetler ile insanların doğadan talep ettikleri arasındaki ilişkiyi incelemek mümkün olur.
     
    Ekolojik ayakizi analizinin temeli iki varsayıma dayanır:

    • Tükettiğimiz doğal kaynaklar ve ürettiğimiz atıklar miktar olarak hesaplanabilir.
    • Hesaplanan tüketim ve üretim değerleri, bu kaynakları sağlamak için gerekli olan doğal alanın ölçülmesine izin verir.

     
    Analiz sonucunda elde edilen veri, dünyanın taşıma kapasitesiyle karşılaştırılır. Dünyanın taşıma kapasitesi “biyolojik olarak verimli alan” olarak hesaplanır. Dünya üzerindeki toplam “biyolojik olarak verimli alan” dünya nüfusuna eşit olarak bölünür ve herkesin yaşama ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için var olan doğal alan ortaya çıkar. Yapılan hesaplamalar, kişi başına var olan doğal alanın ortalama 1.9 hektar olduğunu göstermektedir. Bu alan ile ekolojik ayakizi analizi karşılaştırıldığında tüketimin sürdürülebilir olup olmadığı anlaşılır.
     
    Ekolojik ayakizi çalışmaları, insan-doğa ilişkisinin daha sağlıklı ve sürdürülebilir bir temele oturması için ilk adımdır. Bu sayede, bireylerin, ailelerin veya ülkelerin ne kadar biyolojik alan tükettikleri karşılaştırmalı olarak tespit edilebilir ve tüketimlerin doğa açısından sürdürülebilirliği ölçülebilir.
     
    WWF1 (Dünya Doğal Yaşamı Koruma Vakfı) ve diğer bazı kaynaklar, ülkelerin ekolojik ayakizlerini her sene raporlar halinde sunmaktadır. Bu raporlar, bugünkü kaynak tüketiminin var olan kapasitenin % 20 üzerinde olduğunu göstermektedir. Bir başka deyişle, dünyadaki her kişi ortalama 2.4 hektar doğal alan tüketmektedir. Başta gelişmiş ülkeler olmak üzere pek çok ülkede kişi başına 1.9 hektarın çok daha üzerinde tüketim yapılmaktadır. Ortalama bir ABD vatandaşı 9.6 hektar, ortalama bir Avrupa vatandaşı 5.5 hektar doğal alanı kendi ihtiyaçları için kullanmaktadır. Dünyadaki herkes ortalama bir ABD vatandaşı gibi yaşarsa en az 5, ortalama bir Avrupa vatandaşı gibi yaşarsa en az 3 dünyaya daha ihtiyacımız olacaktır. Bununla beraber, Mozambik gibi az gelişmiş ülkelerde tüketim değeri ortalama kişi başına 0.4 hektara kadar düşmektedir. Ülkemizde kişi başına tüketim ortalama 2.2 hektar civarındadır ve gün geçtikçe artmaktadır.
     
    Bu rakamlar, bugünkü yaşama tarzımızın sürdürülebilir olmadığını açıkça göstermektedir. Hızla artan nüfus, lüks tüketim malzemeleri, ihtiyaçtan fazla tüketim, uzun mesafelerden seyahat eden mallar, sorumsuzca seyahat, üretim için kullanılan doğal kaynakların çoğu zaman ürünlerin fiyatlarına yansımaması, üretim sistemlerinin çok fazla atık çıkartması, doğadan kopuk yaşama tarzı… bizi bu duruma getirmiştir. Bugünkü büyüme ve tüketim hızımız doğal kaynakların karşılayabileceğinin çok üzerindedir.
     
    Bu olumsuzlukların farkında olan bireylerin ve toplulukların sayısı gün geçtikçe artmakta ve dünyanın hemen her yerinde farklı yaşama tarzları ortaya çıkmaktadır. Buna en güzel örnek ekoköyler’dir. Ekoköyler, ekolojik, ekonomik, sosyo-kültürel ve ruhsal anlamda sürdürülebilir yaşama modelleridir. Doğayla uyumlu tasarımlar ve gönüllü katılımcılıkla ekolojik ayakizini düşürmeyi hedeflerler. En eski ekoköylerden biri olan İskoçya’daki Findhorn Ekoköyü’nün, Findhorn Vakfı, Küresel Ekoköyler Ağı-Avrupa ve Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği işbirliğiyle 2005 yılında yapılan ekolojik ayakizi analizi, köyde yaşayanların ortalama ayakizinin 2.7 hektar olduğunu ortaya koymuştur. Bu alan tipik bir İskoç veya İngiliz vatandaşının ayakizinden (5.4 hektar) çok daha küçüktür. Doğayla uyumlu yaşamayı seçerek tüketim alışkanlıklarımızı değiştirdiğimizde büyük fark yaratabileceğimiz ortadadır.
     
    Ekolojik ayakizimizi düşürmek için bireysel olarak yapabileceğimiz pek çok şey vardır. Doğal kaynakları (su, enerji, ağaç ürünleri vs.) tasarruflu kullanmak, satın almayı düşündüğümüz şeylere gerçekten ihtiyacımız olup olmadığını sorgulamak, elimizden geldiğince yerel ve mevsimsel gıdalar tüketmek, az atık üretmek, kağıt, cam, plastik gibi atıkları geri dönüştürmek, olabildiğince az seyahat etmek, uçak yerine tren, otobüs gibi petrolü daha verimli kullanan ve karbondioksit salınımı düşük olan araçları tercih etmek yapabileceklerimizden bazılarıdır.
     
    Yaşarken tükettiğimiz her türlü kaynak doğa tarafından bize sunulmaktadır. Doğanın efendisi değil, parçası olduğumuzu hatırlayıp buna göre yaşamaya başladığımızda küresel olarak şifa sürecine gireceğimize inanıyorum. Gandhi’nin bir sözüyle nokta koymak istiyorum: En azıyla yaşa ki, diğerleri de en azından yaşayabilsinler.

  • Ekolojik Ayak İzi

    Son yıllarda, toplumların ve bireylerin sürdürülebilirliğinin nicel olarak hesaplanmasında birçok model, yöntem ve indikatör ortaya konulmuştur. Bireylerin doğal ekosistemler üzerine olan etkisini ve sürdürülebilirlik düzeylerini ölçme amacıyla geliştirilen “ekolojik ayak izi” bu gösterge araçlarından biridir. Bu kavram, ilk kez 90’lı yıllarda Dr. Mathis Wackernagel ve meslektaşı Prof. Dr. William Rees tarafından sürdürülebilirliğin analizi şeklinde bilim dünyasına sunulmuştur. Bu bilim insanları, bozulmamış olan doğal kaynakların miktarının ve verimliliğinin ölçülebilmesi ve sınırsız kaynak tüketimi anlayışının önlenmesini sağlayan ve mevcut duruma çözümler getiren yeni bir hesaplama yöntemi ve tekniği geliştirmişlerdir.

     

    Bu kavrama esin kaynağı olan ayak izi; bir canlının ağırlığına ve ayaklarının boyutuna göre yere yaptığı baskı sonucu derinliği değişen izdir. Canlıların gezegene yaptığı baskı ve biyolojik üretken alan kullanım miktarı ayak izi kavramıyla simgeleştirilmiştir.

     

    Tüketilen her bir madde ve dışarı verilen her bir atık belli bir miktar verimli toprak ve su gerektirmektedir. Ekolojik ayak izi, insanların üretim ve tüketim faaliyetleri ve bu faaliyetler sonucu oluşturdukları atıkların absorbe edilmesi için gerekli biyoüretken kara ve su alan miktarlarının ölçümüdür.

     

    Ekolojik Ayak İzinin Temel Bileşenleri

     

    Ekolojik ayak izi hesaplamaları yapılırken insan tüketim faaliyetleri, 6 temel alan göz önünde bulundurularak sınıflandırılmaktadır. Bunlar;

    • Otlak alanı ayak izi
    • Orman alanı ayak izi
    • Balıkçılık sahası ayak izi
    • Tarım arazisi ayak izi
    • Yapılaşmış alan ayak izi
    • Karbon ayak izidir.

    Bu bileşenlere dayanarak bireylerin ve toplumların doğada bıraktıkları izler çeşitli yöntemlerle hesaplanabilmektedir. Hesaplamalara göre, bireylerin 2008 yılındaki ortalama ekolojik ayak izlerinin % 22’sini tarım arazisi ayak izi, %8’ini otlak alanı ayak izi, %10’unu orman alanı ayak izi, %4’ünü balıkçılık sahası ayak izi, %2’sini yapılaşmış alan ayak izi ve en büyük bileşenini ise %54 ile karbon ayak izi oluşturmaktadır.

     

    Ekolojik ayak izi analizleri, toplum ve bireylerin doğaya bıraktığı izler ve bulundukları bölgelerin kendini yenileme kapasiteleri (biyolojik kapasiteleri) karşılaştırılarak yenilenebilir kaynaklar ile CO2 emiliminin devamlılığı konusunda fikir sahibi olmamızı sağlamaktadır. Biyolojik kapasite (biyo-üretken alan), ayak izi olarak adlandırılan insan talebini karşılayan, çeşitli ekosistemler tarafından üretilen yenilenebilir kaynakların kapasitesidir. Biyolojik kapasite, gıda, lif ve biyoyakıt üreten “tarım alanlarını”, et, süt, deri ve yün gibi hayvansal ürünler üreten “otlakları”, kıyı ve iç su “balıkçılık sahalarını” ve hem odun sağlayan hem de CO2 tutan “orman” ları içermektedir.

     

    Ekolojik ayak izi ve biyolojik kapasite küresel hektar (Global Hectar=gha) birimiyle ifade edilmektedir. Biyolojik kapasite, 1 gha yerküredeki 1 ha arazinin biyolojik verimliliğini temsil etmektedir.

     

    Dünyanın genel durumuna bakıldığında tüketim, üretim ve atık faaliyetleri sonucu oluşan ekolojik ayak izi WWF (Dünya Doğayı Koruma Vakfı) tarafından yayınlanan “Yaşayan Gezen Raporu 2010” na göre kişi başına ortalama 2,7 gha’dır. Öte yandan kişi başına düşen biyolojik üretken alan ise 1,8 gha’dır. Ortaya çıkan bu ekolojik açık, kişi başına düşen verimli toprak olarak adlandırılan biyolojik kapasitede 60’lı yıllardan bu yana % 50’ye varan azalma da göz önüne alındığında, fütüristlerin yazdığı senaryoları doğrular nitelikte bir çeşit ekolojik alarmdır.

     

    Azalan biyolojik kapasite ile insanların gelecek için ihtiyaç duyduğu gezegen sayısı da artış göstermektedir. 2030 yılına gelindiğinde, insanlığın fosil kaynaklar ile oluşturduğu CO2 atığını absorbe edebilmek ve yaşamları için doğal kaynak tüketimini devam ettirebilmek için iki gezegene ihtiyaç duyulacağı beklenmektedir. Duruma farklı ülkeler açısından bakacak olursak, ülkelerin ayak izleri ve ihtiyaç duyulan biyoüretken alan miktarları gelişmişlik seviyesiyle doğru orantılı bir şeklide artmaktadır. Örneğin; Dünya’daki bütün insanlar bir Amerikalı gibi yaşasaydı yaklaşık 4,5 gezegene eşdeğer bir biyolojik kapasiteye ihtiyaç duyulacaktı. Öte yandan bir Hintli gibi yaşansaydı biyolojik kapasitesinin yarısından azı yeterli olacaktı.

     

    Bu durum, farklı coğrafyalarda yaşayan bireylerin ekosistem üzerindeki taleplerinin ve dolayısıyla da yaşam stillerinin farklı olmasıyla doğrudan ilişkilidir.

     

    Toplumların sahip oldukları biyolojik üretken alanlar ve ekolojik ayak izleri birlikte incelendiğinde ise aradaki fark ekolojik ayak izi lehine büyüdükçe ekolojik açık gittikçe artmakta ve doğaya olan borç gün geçtikçe katlanmaktadır. Duruma Türkiye’nin penceresinden bakıldığında ise kişi başına düşen ekolojik ayak izinin 2,7 biyoüretken alanın ise 1,3 olduğu göz önüne alınırsa üretim, tüketim ve atık felsefemizi dolayısıyla da sürdürülebilirlikten uzak olan yaşam şeklimizi değiştirmemiz gerektiği açıkça görülmektedir.

     

    Ekolojik Ayak İzini Hesaplama

     

    Ekolojik ayak izi, sürdürülebilir yaşam tarzının bir göstergesi olmakla beraber yeryüzü üzerindeki insan taleplerini ve bu taleplerle gezegenin yenilenebilme kapasitesini karşılaştırma fırsatı sunan bir hesaplamadır. Ekolojik ayak izi hesaplamaları, bireylerin üretim ve tüketim faaliyetleri için gerekli olan biyoüretken alan miktarının ölçüsü dikkate alınarak yapılmaktadır. Günümüzde bilim insanları tarafından, Ekolojik ayak izi hesaplamaları birtakım matematiksel formül dizisiyle yapılabildiği gibi üretim, tüketim ve nüfus değişkenlerinin çarpımı gibi basitleştirilmiş şekilde de yapılabilmektedir. Buna göre ekolojik ayak izi, aşağıdaki şekilde basitleştirilerek formüle edilebilmektedir:

     

    Ekolojik Ayak İzi (ha) = Tüketim x Üretim Alanı x Nüfus

     

    Formülde yer alan “Tüketim” değişkeni; tüketilen malın ağırlık (kg), enerji (joule) vb. cinsinden değerini, “Üretim Alanı”; tüketilen malların yetiştirilmesi için sahip olunan biyoüretken alan miktarını, “Nüfus” ise bulunulan bölgedeki birey sayısını temsil etmektedir.

     

    Ekolojik ayak izi hesaplamalarına alternatif bir şekilde geliştirilen, sanayileşme ve insanların günlük faaliyetleri sonucu artan CO2 salınım miktarını ortaya koyan ve gerekli çözüm önerileri getirilmesini sağlayan “karbon ayak izi” hesaplamaları da son yıllarda önem kazanmıştır.

     

    Karbon Ayak İzi

     

    İnsanın tüketim faaliyetleri doğa üzerine kalıcı bir etki oluşturmaktadır. Karbon ayak izi, bu etkinin büyüklüğünü ifade etmenin bir yoludur. Literatürde karbon ayak izi kavramı ile ilgili farklı tanımlamalar yapılmıştır. Wiedmann ve Minx’ e göre karbon ayak izi, insan faaliyetleri sonucu oluşturulan bir ürünün yaşam evresi boyunca doğrudan ya da dolaylı bir şekilde biriktirdiği karbondioksit emisyonlarının toplam miktarıdır.

     

    Bir başka tanıma göre ekolojik ayak izinin en büyük bileşenini oluşturan “karbon ayak izi”, küresel ısınmaya neden olan sera gazları arasında yer alan karbondioksit gazının emisyonunun absorbe edilmesi için gerekli biyolojik üretken alan miktarıdır. Lynas’a göre ise, ihtiyaçlarımızı karşılamak üzere gerçekleştirdiğimiz her türlü tüketim faaliyetimizin doğa üzerinde oluşturduğu etkiye ve küresel ısınmadaki paya “karbon ayak izi” denilmektedir. Karbon ayak izi tanımlarında sera gazlarından sadece karbondioksit gazı miktarının göz önüne alınmasındaki sebep, diğer sera gazları için gerekli biyolojik kapasite ölçümlerinde yeterli bilginin sağlanmasında zorluk yaşanmasıdır. Bu yüzden bazı çalışmalarda yer alan hesaplamalarda diğer sera gazları karbondioksit eşdeğerliğine çevrilerek yorumlanmaktadır.

     

    Bireylerin doğaya bıraktıkları ekolojik ayak izlerinin büyük bir kısmı, karbon ayak izinden oluşmaktadır. Karbon ayak izi, artan tüketim faaliyetleri ile diğer ekolojik ayak izi bileşenlerine oranla daha hızlı büyümektedir. Aşağıdaki şekil 3.’te karbon ayak izinin ve diğer ayak izlerinin biyolojik kapasite ve gezegen üzerindeki etkisi yıllara göre gösterilmiştir.

     

    1961 yılından bu yana ekolojik ayak izinin hızlı bir şekilde büyüdüğü ve sürdürülebilir bir yaşam için gerekli olan gezegen kapasitesinin aşıldığı görülmektedir. Toplam ekolojik ayak izindeki karbon ayak izi payının sürekli artışı ise gezegene yapılan baskıda, karbon ayak izinin rolü ve önemini göstermektedir.

     

    Isı tutma kapasitesi, atmosferdeki oranı ve atmosferde kalma süresi göz önüne alındığında karbondioksit gazı doğada uzun süreli ve canlı sistemleri yok edici izler bırakmakta ve biyolojik kapasitenin aşılmasına neden olmaktadır. Bu nedenle bireylerin küresel ısınmadaki paylarının farkına varmaları ve azaltmaları yönünde gerekli önlemleri alabilmeleri için karbon ayak izi hesaplamaları büyük önem taşımaktadır.

     

    Karbon Ayak İzinin Temel Bileşenleri

     

    Gıdadan ulaşıma, ısınmadan aydınlanmaya kadar geniş bir alanı kapsayan karbon ayak izi, bireylerin oluşturdukları tabloyu daha net anlayabilmeleri açısından belirli parametreler altında incelenmektedir. Bu parametreler, karbon ayak izinin hesaplanmasında, ülkelerin sosyoekonomik ve sosyokültürel durumlarına göre değişiklik gösterebilmektedir.

     

    Jones ve Kammen’in yaptıkları bir çalışmada karbon ayak izi parametreleri Tablo 1.’de sunulmuştur.

     

    Tablo 1. Evsel kaynaklı karbon ayak izi parametreleri

     

    Parametre Birincil Ayak İzi İkincil Ayak İzi
    Ulaşım Yakıt – Toplu Taşıma- Hava Ulaşımı

    – Otomobil

    Barınma Doğal Gaz – Elektrik- Su ve Atık

    – Isınma

    Gıda – Tahıl- Sebze

    – Meyve

    – Et

    Ürün – Giyim- Ev Ürünleri

    – Kişisel Bakım

    Hizmet – Sağlık- Eğlence

    – Eğitim

     

    Tablo 1.’de evsel kaynaklı karbon ayak izi, birincil ve ikincil ayak izi olmak üzere iki ana grupta toplanmıştır. Birincil ayak izi, evsel enerji tüketimi ve ulaşım dahil olmak üzere fosil yakıtlarının yanmasından ortaya çıkan doğrudan CO2 salınımlarının, ikincil ayak izi ise kullandığımız ürünlerin tüm yaşam döngüsüyle (ürünlerin imalatı ve en sonunda bozulmaları) ilgili olan dolaylı CO2 salınımlarının ölçüsüdür.

     

    Öte yandan karbon ayak izinin belirli kategorilere ayrılması bireylerin kaynak kullanımlarının ve sürdürülebilirliklerinin takibinde kolaylık sağlamaktadır. Bununla beraber bu kategoriler, bireylerin hangi bileşen açısından daha çok sorumluluk almaları gerektiği konusunda farkındalık oluşturmaktadır. Ayrıca bireyler, bu kategoriler altında bireysel ve toplumsal durumlarını Kyoto protokolü ile belirlenen CO2 salınım standartları çerçevesinde değerlendirerek diğer ülkeler ile kıyaslama şansı bulmakta ve yerel çözümler oluşturma fırsatını yakalamaktadırlar.

     

    Karbon Ayak İzini Hesaplama

     

    Yaşam süzgecinde gerçekleştirilen eylemlerin doğaya olan etkisinin belirlenmesinde karbon ayak izi önemli bir yer tutmaktadır. Borucke ve arkadaşları, karbon ayak izi büyüklüğünü aşağıda belirtilen formül yardımıyla hesaplamaktadırlar.

     

    EFc = Pc * (1-SOcean) * EQF / Yc

     

    Pc: Yıllık insan kaynaklı karbondioksit salınım miktarı
    SOcean: Okyanuslar tarafından tutulan yıllık karbondioksit salınım payı
    Yc: Yıllık ortalama bir hektarlık orman tarafından tutulan karbondioksit salınım ortalaması oranı
    EQF: Eşdeğerlik Faktörü

     

    Bireylerin ve toplumların günlük aktiviteleri sonucu ortaya çıkan karbon ayak izinin hesaplanması karmaşık bir süreçtir. Belirtilen karbon ayak izi hesaplama formülü toplumsal ölçekte düşünüldüğünde, ortalama ulusal tüketim ve ortalama biyolojik verimli alan göz önüne alınarak kullanılmaktadır.

     

    Öte yandan Lynas bireysel karbon ayak izi büyüklüğünü basit bir şekilde aşağıdaki gibi formülüze etmiştir.

     

    Bireysel Karbon Ayak İzi= Evsel Karbon Salınımı + Ulaşım Karbon Salınımı + Gıda Karbon Salınımı

     

    Formülde yer alan evsel karbon salınımı, aydınlatma ve ısınma amaçlı enerjinin; ulaşım karbon salınımı, ulaşım tercihinde başvurulan aracın; gıda karbon salınımı ise günlük hayatta tüketilen besinlerin üretim, tüketim ve atık sürecinde ortaya çıkan karbondioksit gazı miktarını kapsamaktadır. Bu formülde bireysel karbon ayak izi kilogram cinsinden hesaplanmaktadır. Literatürdeki diğer çalışmalarda kullanılan hesaplama araçlarında da karbon ayak izi büyüklükleri kütle birimleri (kilogram, ton vs.) ile ifade edilmektedir. Öte yandan alan birimleri (m2, ha vs.), çevriminde farklı varsayımları içermesi, ölçüm sonuçlarındaki belirsizliği ve hatayı artırması nedeniyle karbon ayak izi büyüklüğü birimi olarak kullanılmamaktadır.

Copyright © 2013 - 2017 • Tüm Hakları Saklıdır.