• Ters Ozmoz sistemi artık ülkemizde birçok sektörde çeşitli ihtiyaçlara göre kullanılmaktadır. Hatta evlerimizde bile düşük kapasiteli Ters Ozmoz sistemlerinin kullanımı oldukça yaygınlaşmıştır. Ters Ozmoz sistemi kullanımı arttıkça buna bağlı olarak birçok üretici firma ticari hayata atılmıştır. Üretici ve pazarlama firmalarının artması, firmalar arası rekabeti doğurmuş ve maalesef bu rekabet, firmaların daha ucuza sistem imal edebilmek için düşük kaliteli ekipmanlar kullanarak üretim yaptıkları bir yarış haline gelmiştir. Bu durum, sanayi işletmecilerinin satın alma aşamasında kararsız kalmalarına neden olmaktadır.

     

    Ters Ozmoz sistemi satın alırken öncelikli odak “ücret” olmamalıdır. Çünkü Ters Ozmoz sistemlerinin üretimi ile ilgili ülkemizde belli bir standart yoktur. Ters Ozmoz sistemi üzerinde kullanılan ekipman ve malzeme kalitesine göre çok farklılık göstermektedir. Kalitesi düşük ekipman ile imal edilmiş bir Ters Ozmoz sistemi ise fayda yerine alıcısına sürekli sorun ve masraf çıkaran bir cihaz olacaktır. Böyle bir durumla karşılaşmamak için dikkat edilmesi gereken hususları maddeler halinde belirtelim.

     

    Ters Ozmoz Sistemi Alırken Dikkat Edilecek Hususlar

     

    Kapasite Belirlenmesi: Öncelikle kullanım kapasitenizi çok iyi belirlemelisiniz. Çünkü sistem üzerinde kapasite artışı demek, yeni bir cihaz almak kadar maliyete neden olmak demektir. Ters Ozmoz sistemi zaman içerisinde kapasite kaybına uğrayan bir cihaz olduğu için bu kaybı gözönünde bulundurarak kapasitenizi belirlemelisiniz.

     

    Şasi Seçimi: Şasi, Ters Ozmoz sisteminin ekipmanlarının üzerine yerleştirildiği iskeleti olarak tanımlanabilir. Yaygın olarak karbon çelik ve paslanmaz çelik malzemeden yapılmaktadır. İşletmenizdeki şartlara göre seçimi belirlenmelidir. Paslanmaz çelik şasi rutubete daha dayanıklıdır ve herhangi bir kimyasal damlama durumunda korozyon riski düşüktür. Malzeme fiyatı farklılığından dolayı paslanmaz çelik saşi kullanılmış bir cihazın fiyatı daha yüksek olacaktır.

     

    Cihaz üzerindeki kartuş filtre kabı: Sistem üzerindeki membranların katı cisimlerden korunması amaçlı kartuş filtre kullanılmalıdır. Sistem kapasitesine göre büyüklüğü değişen kartuş filtre kapları, paslanmaz ve PVC malzemelerden üretilmektedir. Malzeme fiyatı farklılığından dolayı paslanmaz çelik kartuş filtre kabı kullanılmış bir cihazın fiyatı daha yüksek olacaktır.

     

    Yüksek Basınç Pompası: Mutlaka paslanmaz çelik bir pompa seçilmesi gereklidir. Uluslararası kalite olarak kendini ispatlamış bir marka tercih edilmelidir. Düşük kalite bir pompa ile tüm sistemi riske etmiş olursunuz. Pompanızın emniyeti açısından yüksek basınç ve düşük basınç şalteri, mutlaka olması gereken ekipmanlardır.

     

    Akış Düzenleyici (Autoflush): Ters Ozmoz sisteminin tasarımında “olmazsa olmaz” özelliklerinden biridir. Akış düzenleyici; Ters Ozmoz sistemi duruş pozisyonundayken membran kaplarında bekleyen su, arıtılacak olan ham suyunuzdur. Eğer akış düzenleyici yoksa, membran kaplarında bekleyen ham suyunuz içerisindeki çözünmüş halde bulunan bazı mineraller, membranlar üzerinde çökme yaparak geçirimini zamanla azaltacaktır. Bu durumu engellemek için, sistem duruşa geçeceği zaman akış düzenleyici deposundan 20 saniye süre ile sistem girişine Ters Ozmoz suyu verilir. Atık hattından ise membran kaplarındaki ham su atılır. Böylece sistem kapalı konumdayken membran kaplarında sistemin üretmiş olduğu iyi su bulunur.

     

    Yüksek Basınç Boru Hatları: Pompa sonrası basınçlandırılan hat, paslanmaz çelik boru ile yapılırsa kırılma, çatlama veya sızdırma gibi sorunlar ile uğraşmanızı önler.

     

    Antiskalant Dozaj Pompası: Antiskalant dozaj sistemi, Ters Ozmoz cihazının en önemli ekipmanlarından biridir. Eğer antiskalant dozajı yapılamazsa cihazınız üzerindeki membranların çok kısa sürede tıkanmasına neden olursunuz. Yüksek basınç pompası seçimi kadar önemli olan bu pompa, sistem kapasitesine göre seçilmelidir ve hassas dozajlama kabiliyetine sahip, sık arızalanmayan yüksek kalitede olmalıdır.

     

    Membran Seçimi: Membranlar Ters Ozmoz sistemi maliyetini oluşturan önemli kalemlerden bir tanesidir. Günümüz teknolojisinde farklı kalitelerde membran üretimi yapan firmalar bulunmaktadır. Alacağınız Ters Ozmoz sisteminin membran markasını öğrenip araştırmanızda fayda vardır.

     

    Otomasyon Panosu: Günümüz teknolojisinde Ters Ozmoz sistemleri için hazır kontrol üniteleri üretilmektedir ve fiyat açısından ekonomiktir. Fakat (PLC), yani Programlanabilir Lojik Kontrol ile hazırlanmış otomasyon panosu kadar sisteme istediğiniz özellikleri ekleyebilmektesiniz. Sistem kapasitesi yüksek olan Ters Ozmoz sistemlerinde PLC ile hazırlanmış kontrol panosu seçmenizde fayda vardır.

     

    Ölçüm Cihazları: Öğrenmek istediğiniz parametrelerin ölçüm cihazları farklı kalitelere göre değişmektedir. Bu parametrelere göre kullanım suyunuzu ve cihazınızın performansını kontrol edeceğiniz için uluslararası kalite olarak kendini ispatlamış bir marka tercih edilmelidir. Sistem fiyatını önemli derecede etkileyen ekipmanlar arasındadır.

     

    Manometre ve Numune Muslukları: Çok önemli gibi gözükmeyebilir fakat sistem üzerinde membran kılıflarının hepsinde ayrı ayrı numune muslukları ve membran kılıfları kademeleri arasında manometrelerin olması, sistemin üretim suyu kalitesinde veya miktarında değişiklik olması durumunda sebebini bulmamızda yardımcı olmaktadır.

     

    Belirtmiş olduğumuz maddeler sistemin sağlıklı kullanılabilmesi için olması gereken özelliklerdir. Tekliflerinizi değerlendirirken pahalı ve ucuz firma diye ayırmak yerine, konusunda uzman, hazır bir fiyat listesine göre değil, suyunuzun analiz sonuçlarına göre Ters Ozmoz sistemi tasarım projeksiyonu çalışması yapmış firmaların tekliflerini dikkate almanızda fayda vardır.

  • Kaliforniya Üniversitesi’nden çevre zehir bilimcisi Andrew Whitehead, golyan balıklarının kimyasallarla kirletilmiş kıyılarda yaşadığını keşfetti. Bu kıyılardaki dioksin, poliklorobifenil ve ağır metallerin karışım seviyelerinin pek çok balığı öldürecek seviyenin 8000 katı olduğunu belirten Andrew Whitehead, golyan balığının bir “zehir çorbasında” hayatta kalabildiğinin altını çiziyor.

     

    New Jersey’deki Newark Körfezi ve Virginia’nın Elizabeth Nehri gibi çok kirli bölgelerde yaşayan bu küçük çizgili balık, golyan balığı ya da yıllık balığı olarak da biliniyor. Bilim insanları bu balıkların toksik atıklara maruz kalmalarına rağmen hayatta kalmalarının nedeninin aşırı seviyede mutasyona uğramalarına bağlıyor.

     

    Yıllık balıkları küçük olmaları ve güzel renkleri nedeniyle özellikle akvaryum sahiplerinin tercih ettiği bir balık türü. Aynı zamanda denizlerdeki kirlilik için belirteç bir tür olduklarından çevre bilimcilerin de en sevdiği tür.

     

    Andrew Whitehead ve ekibi ABD’nin doğu kıyıları boyunca, çok sayıda kirli bölgeden 400 Atlantik yıllık balığı topladı, genom dizilimlerini inceledi ve pek çok mutasyon tespit etti. Bu mutasyonlar zehirden etkilenen hücrelerde hasara neden olan moleküler yolakları kapatıyor. Hatta kirli sularda yaşamaya uyum sağlayan yıllık balıklarına özgü olan bu durum, onların temiz sularda yaşamaları için hiçbir avantaj sağlamıyor.

     

    Denizlerdeki hayat bizim ölümcül atıklarımıza uyum sağlıyor gibi görünse de aslında haberler o kadar da iyi değil. Andrew Whitehead maalesef korumaya çalıştıkları pek çok türün bu hızlı değişime uyum sağlamasına yetecek kadar genetik çeşitliliğe sahip olmadıklarını söylüyor.

     

    Özelleşmiş türlerde meydana gelen kötü mutasyonların o türlerin hayatta kalması üzerinde daha büyük etkileri var.

     

    Yine de bu mutasyonların bir bedeli var. Zehirli yeni ortamlarına uyum sağlasalar da, bu durum o bölgede yaşayan türlerde çeşitliliğin azalması ve mutasyona uğramış türlerin de daha özelleşmiş türlere dönüşmesi anlamına geliyor.

     

    Şu an yıllık balığı için her şey yolundaymış gibi görünüyor olabilir. Fakat bu yıllık balığı avlayan diğer canlılar için geçerli değil. Küçük balıklar daha büyük balıklar ve kuşlar için birer avdır. Dolayısıyla dioksin, ağır metallerin ve poliklorobifenilllerin yoğunluğunun besin zincirinin geri kalanı üzerinde ne gibi etkileri olacağı konusunda bir şey söylemek hayli zor. Özellikle de besin zincirinin en üstünde yer alan ve uç yırtıcı denen balıklar düşünüldüğünde.

     

    Kaynaklar:
    – http://www.sciencealert.com/scientists-discover-mutated-fish-that-have-become-8-000-times-more-resistant-to-toxic-waste
    – http://news.nationalgeographic.com/2016/12/pollution-tolerant-killifish-discovered-east-coast-waters

  • Denizler, insan faaliyetlerinden kaynaklanan madde veya atıkların dolaylı ve dolaysız yollarla zararlı etkileriyle hızla kirlenen doğal kaynaklardır. Kanalizasyonlar, sanayi atıkları, deniz araçları, atmosferik taşınımlar, asit yağmurları, tarımsal gübreler ve ilaçlar gibi birçok kaynak denizlerimizi kirletmektedir. Ayrıca deniz kirliliğini, zararlı maddelerin veya atıkların uygun olmayan paketleme ve etiketleme ile taşınması, deniz araçlarının standartlara uygun olmaması, seyir kurallarına göre hareket edilmemesi ve en önemlisi ise; insan hatalarından kaynaklanan kazalar sonucunda atıkların denize dökülmesi ve yayılması etkilemektedir. Deniz taşımacılığından kaynaklı kirlilik iki ana başlık altında toplanır:

     

    a. Boşaltımdan Kaynaklanan Deniz Kirliliği (Kanalizasyon, Yağlı Atık, Çöp, Emisyon, Zehirli Atık, Mikroorganizmalar, Anti-foulling Boyalar)
    b. Kazalardan Kaynaklanan Deniz Kirliliği (Son yıllarda yaşanan önemli deniz kazaları tabloda verilmiştir.)

     

    Yıl Kaza Yayılan Petrol (ton)
    1967 Torrey Canyon 121 000
    1978 Amoco Cadiz 227 000
    1979 Independenta 96 400
    1982 Unirea 66 400
    1994 Nassia 13 000
    1999 Volganeft 1 500
    1999 Erika 20 000
    2002 Prestige 77 000
    2010 Orçun C 125 000
    2016 M/V Lady Tuna 200

     

    Türkiye denizlerinde özellikle Marmara Denizi, İstanbul ve Çanakkale Boğazı ile İzmir, İskenderun, Samsun ve Trabzon gibi yoğun deniz trafiğinin yaşandığı kıyı-liman kentleri, petrol atıkları ve diğer atıklar tarafından yüksek oranda deniz kirliliği ile karşı karşıyadır. Deniz trafiğinden kaynaklanan kirlenmenin etkisi, diğer kirlilik parametreleri ile kıyaslandığında % 11 gibi düşük bir oranda görünse de, deşarjlardan kaynaklanan kirlilikle birleştiğinde % 21 gibi önemli bir yüzdeyi oluşturmaktadır.

     

    Yüzyıllardır insanlara hayat kaynağı olan denizler, son yıllarda atık bertaraf alanı olarak kullanılmaktadır. Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) verilerine göre dünya denizlerine giren atıklar; doğal kaynaklardan % 8, açık deniz üretiminden % 1, deniz taşımacılığı kaynaklı % 11, atmosfer kaynaklı % 30, taşkın ve kara kökenli deşarjlar % 40, kanunsuz boşaltma (gemilerden ve uçaklardan, karada ve denizde üretilen atıklar) % 10 oranlarında olduğu görülmektedir.

     

    Türkiye’de deniz taşımacılığı yönünden, atık girdi kapsamında Türk Boğazları için her yıl 47 000 gemi geçişi olmakta, gemilerin tehlikeli yük oranı ise % 17 olarak bildirilmektedir. Bu gemiler 140 milyon ton petrol ve ürünü taşımaktadır.

     

    Türkiye’de, sahillerimizin plansız bir biçimde kullanılarak denizlerimizin sıvı ve katı atıklarla kirletilmesi, bu denizlerin kıyılarında yaşayan milyonlarca insan sağlığını tehlikeye atmakta, denizden azami yararlanma imkanlarını azaltmaktadır. Ayrıca, denizlerimizin giderek kirlenmesi, uluslararası arenada Türk denizciliğinin konumunu, Türkiye’de denizcilikten sorumlu kurum ve yetkilileri, geçimini denizlerden sağlayan binlerce kişiyi, deniz turizmini, balıkçılığı ve denizlerimizdeki milyonlarca canlı türünü olumsuz yönde etkilemektedir.

     
    Kaynaklar:
    – 21. Yüzyıla girerken denizciliğimiz – Denizcilik Müstesarlığı (1997)
    – Regulations for the prevention of pollution by garbage from ships – World Maritime University (2006)

  • Su, canlı yaşamının devamı için şüphesiz hayati bir önemi sahip. Suyun önemini en açık şekilde ifade etmek için verilebilecek örnekleri fazla uzaklarda aramamıza ise gerek yok. Çünkü sadece insan bedeni bile suyun önemine dair binlerce örneği bünyesinde barındırıyor.

     

    Suyun insan vücudunda, bırakın yokluğunu; eksikliğinin dahi ne tür sonuçlar doğurabileceğini, sağlık alanındaki en yetkili ve muteber kuruluş olan Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) tespitleriyle ifade etmek yeterli olacaktır.

     

    Su kaybının insan üzerindeki etkileri şu şekildedir;

    • %1 oranında su kaybı: Susuzluk hissi, ısı düzeninin azalması, performans kaybı
    • %3 oranında su kaybı: Vücut ısı düzeninin iyice bozulması, aşırı susuzluk hissi
    • %4 oranında su kaybı: Fiziksel performansın %20 – 30 düşmesi
    • %5 oranında su kaybı: Baş ağrısı, yorgunluk
    • %6 oranında su kaybı: Halsizlik, titreme
    • %7 oranında su kaybı: Fiziksel aktivite sürerse bayılma
    • %10 oranında su kaybı: Bilinç kaybı
    • %11 oranında su kaybı: Vücut dirençsizliği, olası ölüm
    • %12 oranında su kaybı: %97 oranında ölüm
    • %15 oranında su kaybı: %100 ölüm

     
    Suyun insan vücudundaki görevleri ise şunlardır;
    • Hücrelerin ihtiyacı olan maddeleri hücreye taşımak,
    • Hücrelerin fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için gerekli olan katı maddelerin çözünmesini sağlamak,
    • Hücrelerde metabolik faaliyetler sonucu oluşan atık maddeleri boşaltım sistemi organlarına taşıyarak vücut dışına atılımını sağlamak,
    • Vücut ısısını dengede tutmak,
    • Kanın hacmini dengelemek,
    • Besinlerin sindirimine yardımcı olmak,
    • Beyin ve omurilik gibi bazı organları dış etkenlerden korumak.

     

    Canlı hayatı açısından önemi şüphe götürmeyen su ile alakalı akla şu soru gelebilir: “Yeterince suyumuz var mı?”

     

    Dünya su kaynaklarının %96,7’si tuzlu su, %3’ü ise tatlı su formundadır. Tatlı suların ise %68,3’ü buzullarda, %31,4’ü yeraltında, %0,3’ü ise yüzey suyu olarak bulunuyor. Yüzey sularının ise %87’si göllerde, %2’si nehirlerde, %11’i ise bataklıklarda bulunuyor.

     

    Dünyadaki sınırlı kullanılabilir su rezervleri her geçen gün tükenirken, ülkelerin su politikaları ve su tasarrufu konusunda alınması gereken tedbirlerin de önemi her geçen gün artıyor.

     

    Suyumuzu Korumak ve Tasarruf Etmek İçin Bireysel Olarak Neler Yapabiliriz?

     

    Yapılan tespitlere göre evlerde suyun %35’i banyoda, %30’u tuvalette, %20’si çamaşır ve bulaşık yıkamada, %10’u yemek pişirme ve içme suyu olarak, “%5’i ise temizlik maksadıyla kullanılıyor.

     

    Mutfak: Evde harcanan suyun yaklaşık %10’u mutfakta kullanılır. Pişirme, temizleme, yıkama ve içme maksatlı su kullanımında birkaç noktaya dikkat ederek sarfiyat azaltılabilir.

     

    • Sebze ve meyvelerinizi akan suyun altında yıkamak yerine, bir kabın içinde yıkayabilirsiniz. Bu yöntemle 4 kişilik bir ailenin 1 yılda 18 ton su tasarrufu sağlayabileceği belirtiliyor.

     

    • Yıkama sularını daha sonra çiçeklerinizi sulamak için tekrar kullanabilirsiniz.

     

    • Ispanak, semizotu, pazı gibi yeşil yapraklı sebzeleri ayıkladıktan sonra ilk yıkama suyuna sirke koyarsanız daha kolay temizlenir, bu da daha az su sarfiyatı anlamına geliyor. Çamaşır ve bulaşık makinelerini tam dolu iken çalıştırmak ve az lekeli çamaşırlar için kısa yıkama programlarını tercih etmek su sarfiyatını azaltmak için güzel bir adım olabilir.

     

    • Elde bulaşık yıkayacaksanız, mümkün olduğunca daha az deterjan kullanmak, durularken ihtiyaç duyacağınız su miktarının daha az olması demek.

     

    • Donmuş yiyeceklerin buzu çözülsün diye akan suyun altına tutmak yerine, kullanmadan bir gece önce buzdolabında çözülmeye bırakmak hem daha sağlıklı hem de su tasarrufu açısından daha iyi bir yol olabilir.

     

    Banyo: Evde en çok su banyoda harcanır. Günlük su tüketimimizin yaklaşık %35’i banyodadır.

     

    • Banyoda su tasarrufunun en kolay yolu suyu tasarruflu kullanan duş başlığı ve sifon taktırmak. 6 dakika duş yaptığınızda, tasarruflu duş başlığıyla her banyoda 50 litreye kadar daha az su harcamış olursunuz.

     

    • Banyo suyunun ısınmasını beklerken suyu bir kovaya doldurun.

     

    • Küvetinizi suyun sıcaklığını kontrol ederek doldurabilirsiniz. Çünkü sıcak suyu sonradan ılıtmak daha fazla su sarfiyatına neden olabilir.

     

    •Duş sürenizi sadece 1 dakika azaltarak, kişi başına yıllık 18 ton su tasarrufu sağlayabilirsiniz.

     

    • Sifonun bir kez çekilmesi ile ortalama 10 lt su harcanır. Gelişen teknoloji sayesinde, standart modellere göre %60 daha az su tüketen klozetler bulunmaktadır. Rezervuarların boyutunu küçülterek 12-20 litrelik yerine, 6-7 litrelik kademeli rezervuarları tercih edebiliriz.

     

    • Dişlerinizi fırçalarken, yüzünüzü yıkarken suyu akar vaziyette bırakmak dakikada yaklaşık 15-20 litre suyun (yılda 12 ton) boşa akmasına sebep oluyor.

     

    • Tıraş bıçağınızı akan suyun altında değil, bir tas suyun içinde durulamak da alınabilecek tedbirler arasında.

     

    • Elde çamaşır yıkarken aynı suda önce beyazları; sonra renklileri yıkayabilirsiniz. Çamaşırdan arta kalan suyu temizlik için bahçeye veya tuvaletinize dökmek için kullanabilirsiniz.

     

    Musluklar:
    • Musluklarınız su damlatıyorsa tamir ettirmemek günlük 30-200 litre suyun boşa akmasına neden oluyor.

     

    •Musluklarda ve duş başlıklarında su akışını azaltan, ancak su basıncını arttıran yeni sistemleri kullanmak “daha az su, daha fazla verim” anlamına geliyor.

     

    Bahçe:
    • Bahçenizi, çiçeklerinizi sulamak için günün serin saatlerini seçmek, buharlaşma ile suyun büyük bir bölümünü kaybetmenizi engeller.

     

    • Otomobilimizi, balkonlarımızı, bahçelerimizi hortumla yıkamak yerine, kovaya doldurduğumuz suyla yıkayabiliriz.

     

    Su tasarrufunu sadece doğrudan kullandığımız su olarak ele almak gerçekçi bir yaklaşım olmayabilir. Zira herhangi bir ürünün üretilmesinde kullanılan suyu hesaba kattığımızda, o ürünü israf etmek aynı zamanda o ürün için kullanılan suyu da israf etmek anlamına geliyor. Mesela çayınıza attığınız fazladan bir çay kaşığı şekerin üretilmesinde yaklaşık 50 fincan su kullanılıyor. Yani bir kaşık şekeri israf etmek, dolaylı yoldan 50 fincan suyu israf etmek demek.

  • Koku, koku alma duyusuyla hissedi­len, genelde çok düşük konsantras­yonlarda havada çözünmüş bulunan kimyasal maddelerden her biridir. Atıksu arıtma tesisleri, tavuk çiftlik­leri, kimyasal madde üreten tesisler ve diğer endüstriyel tesislerinden kaynaklı kokuya sebebiyet veren emisyonlar, gerek bölgede yaşayan insanlarda oluşturduğu rahatsızlık ve gerekse içerdiği kirleticilerin yol açtığı çevresel etkileri nedeniyle dünya çapında önemli bir çevre sorunu haline gelmiştir.

     

    Koku oluşturan kaynakların başında atıksu altyapı tesisleri gelmektedir. Atıksu altyapı tesislerinde koku emisyonları genellikle kanalizasyon ve pompa istasyonlarında, arıtma kademelerinde, çamur bertaraf ünitelerinde organik maddelerin mikroorganizmalar tarafından parçalanması sırasında oluşmaktadır. Dolayısıyla atıksuyun doğası gereği, atıksu bertaraf tesislerinin tamamen kokusuz olmasını sağlamak mümkün değildir. Ancak iyi tasarlanmış bir tesis ile olası kötü koku yayılımını en aza indirmek mümkündür.

     

    Bu sistemlerde koku probleminin yaygın hale gelmesinin en önemli nedenlerinden biri de, yaşanan gelişmelere bağlı olarak arıtma tesislerinin ve kapasitelerinin artması ile birlikte işletme problemi yaşayan tesis sayısındaki artıştır. Diğer bir neden ise şehirlerin gelişme durumuna bağlı olarak atıksu arıtma te­sislerinin yapılaşmaların merkezinde kalması nedeniyle bölgede yaşayan insanların kokuya yönelik şikayet ve hassasiyetlerinin artmasıdır. Son yıllarda da koku şikayetlerinin artış göstermesine bağlı olarak kanalizas­yon ve arıtma tesislerinin işletilmesi ile bu tesislerde oluşan organik ve diğer atıkların bertarafı ve taşınması esnasında oluşan koku emisyonları­nın etkilerinin belirlenmesi ve mini­mize edilmesi giderek önem kazanan konulardan biri haline gelmiştir.

     

    Atıksu Kaynaklı Koku Oluşumu

     

    Atıksuyun toplandığı veya iletildiği herhangi bir yerde (atıksu arıtma te­sisi ve kanalizasyon sistemleri) atıksu ile beraber gelen kimyasallar ya da organik maddelerin biyolojik olarak ayrışması sonucu oluşan gazlar, lokal kokulara sebebiyet vermektedir. Bununla birlikte; koku problemi­nin bilhassa toplama sistemleri ve ön arıtma ünitelerinde septik şart olarak bilinen “anaerobik koşullarda” oluştuğu bilinmektedir. Bu sebeple anaerobik koşulların oluşmasının beklendiği bazı ünitelerde koku problemine daha sık rastlanılmaktadır. Atıksu arıtma tesislerinde kokunun oluşabileceği üniteler; atıksu toplama yapıları, giriş yapıları, ön arıtma üniteleri, çöktürme yapıları, havalandırma havuzları, çamur yoğunlaştırma havuzları, çamur susuzlaştırma üniteleri, susuzlaştırılmış çamurun nakli, anaerobik çamur çürütücü üniteleri, çamur yakma tesisleri (sıcaklık düşük olduğunda) ve depolanması olarak örneklendirilebilir. Kanalizasyon sistemlerinde ise hava tahliye kanalları, yıkama bacaları, muayene bacaları ve ham atıksu terfi istasyonları atıksulardan salınan kokulu gazların birikimi nedeniyle koku potansiyeli yüksek bölgelerdir.

     

    Atıksu arıtma tesislerinde ve kanalizasyon içinde mikrobiyolojik faaliyetlerle oluşan ve çok düşük konsantrasyonlar da bile yüksek koku etkisine sahip olan H2S (Hidrojen Sülfür), merkaptan/disülfür gibi or­ganik sülfür bileşikleri ile protein parçalanmaları sonucu açığa çıkan amonyak kokunun en önemli nedenidir. Özellikle H2S’in ölümcül etkisinden dolayı koku, kaynağından (özellikle terfi istasyonları, giriş yapı­ları, ızgara ve kum tutucu üniteleri ve çamur sistemleri vb) doğru şekilde ve yeterli kapasitede çekilerek koku arıtma sistemlerinde arıtıldıktan sonra atmosfere verilmelidir. Atıksu arıtma tesislerindeki koku proble­minden sorumlu başlıca bileşikler; hidrojen sülfür (H2S), organik sülfür bileşikleri (merkaptanlar, dimetilsülfür), amonyak/azot bileşikleri, diğer kokulu bileşikler (asitler, uçucu yağ asitleri vb.) ve endüstrilerden gelen kokulu bileşiklerdir.

     

    Atıksu Arıtma Tesislerinde Koku Giderim Yöntemleri

     

    Atıksu toplama ve atıksu arıtma sistemlerinde kokuların kontrolü ve giderimine yönelik uygulanabilir pek çok farklı teknoloji mevcuttur. Kokulu gaz ve sıvıların koku oluşturan bileşiklerden arındırılması amacı ile bazı arıtma teknikleri kullanılmaktadır.

     

    Bu teknikleri; fiziksel, kimyasal ve biyolojik olmak üzere üç başlık altında toplamak mümkündür. Yüksek verim istendiğinde, kimyasal ve biyolojik işlemlerin bir arada kullanılması gibi proses birleştirmeleri uygulanabilir. Tekniklerden bazıları ise; adsorpsiyon, absorpsiyon, yaygın ve etkili bir şekilde kullanılan biyo-filtreler, sulu filtreleme, yakma, termal (ısıl) oksidasyon, kimyasal koku giderimi ve çeşitli pH düzenleyici sistemlerdir.

     

    Kokulu havanın arıtımında yöntem seçiminin temel kriterleri verim ve maliyettir. Verim, denemeler veya benzer koşullar altında çalışan tesislerin karşılaştırması yoluyla belirlenebilir Ayrıca, teknoloji seçiminde diğer kısıtlamalar da önemli olabilir. Yer kısıtlamaları, özellikle biyolojik filtrelerin; yükseklik kısıtlamaları ise ters akımlı biyolojik ve kimyasal yıka­yıcıların her iki tipinin de kullanımını sınırlayabilir. Kimyasal yıkayıcılarda, tehlikeli kimyasal kullanımından kay­naklanan etkiler göz önünde bulundurulmalıdır. Ulaşılabilme zorlukları, düzenli değiştirme ihtiyacının olduğu katı absorplayıcılar ile biyo-filtrelerin kullanımı sınırlandırabilir. Elektri­ğin, suyun veya nihai atıksu ile sızan sular için uygun drenaj imkanlarının bulunması diğer dikkat edilmesi ge­reken hususlardır.

     

    Koku Yönetimi İçin Stratejiler

     

    Dünya ve ülkemize bakıldığında atıksu arıtma tesislerinde ve atıksu topla­ma sistemlerinde koku kontrolünün, projelendirme aşamasında genellikle dikkate alınmadığı ve uygulama aşa­masında yaşanan sıkıntılara bağlı olarak kokunun önlenmesine yönelik tedbirler alındığı görülmektedir.

     

    Atıksu Toplama Sistemlerinde Kokunun Önlenmesi

    • Atıksu toplama sistemlerinde koku oluşumunu kontrol altına al­mak için deşarj yönetmeliklerine göre kollektör hatlarındaki deşarj­ların düzenli olarak denetlenmesi gerekmektedir. Bazı durumlarda deşarj yönetmeliklerindeki sınır değerleri sağlanması için endüst­riyel atıksu deşarjlarına ön arıtım uygulanması gerekebilmektedir.
    • Kanalizasyon sistemlerinin akışı sağlayacak şekilde projelendiril­mesi, kanalizasyon sistemlerinin kritik noktalarına hava verilmesi ya da anaerobik mikrobiyel büyü­meyi sağlayan koşulları kontrol altına almak adına pH kontrolü ya da dezenfeksiyon işlemleri uygu­lanması gerekebilmektedir. Ayrı­ca, türbülanstan dolayı oluşacak olan kokuların minimize edilmesi amacıyla atıksu toplama sistemi­nin projelendirilmesinde türbülans durumlarına özellikle dikkat edilmesi gerekmektedir.

     

    Atıksu Arıtma Tesislerinde Kokunun Önlenmesi

    • Atıksu Arıtma Tesislerinde, ön­celikle; önemli koku kaynakları mümkün olduğunca, tesis çevresinde bulunan hassas yerlerden uzağa konumlandırılmalıdır. Ayrı­ca atıksu arıtma tesisinin peyzaj çalışmaları sırasında güzel koku veren ağaç ve bitkilerin seçilmesi kokunun perdelenmesi için tercih edilebilir.
    • Uygun ve doğru tasarlanmış giriş ve çıkış savak yapıları, boru ve kanallar boyunca hidrolik sıçramaların elimine edilmesi gibi tasarım ayrıntılarının göz önüne alınması ve işletme koşullarında su seviye­sinin kontrolü ile serbest düşüşten kaynaklı türbülansın minimize edilmesi gerekmektedir.
    • İşletme aşamasında projelendir­meye uygun kirlilik yüklerinin ve debilerin arıtma tesisine girişinin sağlanması, prosese aşırı organik yükün gelmesi durumunda biyolojik arıtma proseslerinde havalandırma oranının arttırılması, debi artışına yönelik olarak kapa­site artışının yapılması ya da ilave edilen ünitelerin devreye alınması, fazla çamurun atımına ait pom­pa işlemlerinin sıklıkla yapılması, çamur yoğunlaştırma işleminde seyreltilmiş klorlu su ilave edilmesi vb önlemler alınması, aerosol bileşiklerinin salınımının kontrol altına alınması, ızgara ve kum tu­tucu atıklarının bertarafına yönelik işlemlerin arttırılması ile koku oluşumu kontrol altına alınabil­mektedir.

     

    Yukarıda sıralanan tedbirlere rağmen; koku probleminin kaynağında önlenemediği durumlarda koku oluşan veya kokulu işlemlerin olduğu terfi merkezi ve çamur susuzlaştırma gibi kapalı ünitelerde kokulu gaz­ların toplanması ve arıtılması ile arıtma tesislerinde serbest haldeki koku minimize edilebilir.

     

    Kaynak;
    – Tchobanoglous, F.L. Burton, and H.D. Stensel. Wastewater Engineering: Treatmentand Reuse. 4th ed. Metcalf&Eddylnc. Newyork. NY: McGraw-Hill, 2003.

  • Evsel Atıksu: Ev işlerinde veya herhangi bir işlemde kullanıldıktan ya da üretildikten sonra kanalizasyon sistemine verilen sudur. Yağmur suyu veya herhangi bir şekilde birleşik kanalizasyon sistemine sızan su da “atıksu” olarak kabul edilir.

     

    Çamur: Değişik tiplerdeki atıksudan doğal veya yapay işlemlerle ayrılan su ve katı parçacıkların bir karışımıdır.

     

    Eşdeğer Nüfus (EN): Günlük atıksu veya kanalizasyon maddelerinin miktarından hesaplanan, ticarî veya sanayi atıksu miktarının, evsel atıksu cinsinden nüfus başına ifade edilmesidir.

     

    Tasarım Kapasitesi: Arıtma sisteminin tasarlandığı ve belirtilen standartlara uygun olarak arıtabileceği en yüksek atıksu debisidir.

     

    Alıcı Ortam (Su): Su veya arıtılan atıksuyun deşarj edildiği herhangi bir su ortamıdır.

     

    Deşarj Standardı: Arıtılan atıksuyun alıcı ortama deşarjında deşarj edilen suyun fiziksel, biyolojik ve kimyasal özelliklerine getirilen sınırlamadır.

     

    Anlık Numune: Belirli bir noktadan anlık olarak alınan münferit numunedir.

     

    Kompozit Numune: Tespiti düşünülen herhangi bir özellikle ilgili değerlerin elde edilebildiği, anlık ya da sürekli olarak elde edilmiş, iki veya daha fazla numunenin veya alt numunenin uygun oranlarda karıştırılmasıyla elde edilen numunedir.

     

    Paket Arıtma Sistemi: Prefabrik olarak imal edilen atıksu arıtma sistemidir.

     

    ATIKSU TÜRLERİ VE ATIKSUYUN TOPLANMASI

     

    Ham Atıksu: Herhangi bir arıtma işleminden geçmemiş atıksudur.

     

    Kentsel Atıksu: Ağırlıkla evsel atıksulardan meydana gelen yerleşim yerlerindeki atıksudur. Kentsel atıksu ayrıca yağmur sularını, yeraltına sızan suları, ticarî veya sanayi atıksularını da ihtiva edebilir.

     

    Sızma Debisi: Kanalizasyon sistemine sızan yeraltı veya yağmur suyudur.

     

    Birleşik Sistem: Atıksu ve yüzey sularını aynı boru(lar)da birlikte taşımak için tasarlanmış kanalizasyon sistemidir.

     

    Ayrık Kanalizasyon Sistemi: Biri atıksuyu, diğeri yüzey sularını taşımak üzere iki ayrı boru grubundan oluşan kanalizasyon sistemidir.

     

    ATIKSU MİKTARI VE KALİTESİ

     

    Debi: Belirli bir kesit alanından birim zamanda geçen akışkan hacmidir. Debi, m3/gün, m3/h veya m3/s birimleri ile
    ifade edilebilir.

     

    Maksimum Debi: Belirli bir kesit alanından birim zamanda geçen en yüksek akışkan hacmidir.

     

    Maksimum Tasarım Debisi: Bir atıksu arıtma tesisinin arıtabileceği en yüksek atıksu debisidir.

     

    Kuru Hava Şartları: Kanalizasyon sisteminin yer aldığı bölgede yağmur suyu miktarının veya eriyen kar miktarının ihmal edilebileceği zaman aralığıdır. Mesela 1 mm/gün’ün üzerinde herhangi bir yağışın olmadığı veya karın erimediği birbirini takip eden beş günlük bir süredir.

     

    Kurak Hava Debisi: Atıksu arıtma tesisinde, yağmur suyu veya karın erimesinden kaynaklanan suyun girmediği atıksu debisidir.

     

    Ortalama Debi: Belirli bir zaman aralığında elde edilen debilerin ortalamasıdır. Ortalama debi m3/s, m3/saat veya L/s birimleri ile ifade edilebilir.

     

    Kirlilik Yükü: Bir atıksu veya çamurdaki katı madde kütlesinin zamana oranıdır. Kirlilik yükü, kg/saat veya kg/gün birimleri ile ifade edilebilir.

     

    Konsantrasyon: Bir atıksu veya çamurdaki madde kütlesinin hacme oranıdır. Konsantrasyon, mg/L veya g/m3 birimleri ile ifade edilebilir.

     

    Biyokimyasal Oksijen İhtiyacı (BOİ): Belirli şartlar altında (20°C’de t gün veya azot oluşumu ile veya azot oluşumu engellenmeksizin), sudaki organik ve/veya inorganik maddelerin biyolojik oksidasyonu sonucu sarf edilen çözünmüş oksijenin konsantrasyonudur. Biyokimyasal oksijen ihtiyacı, mg/L veya g/m3 birimleri ile ifade edilebilir.

     

    Kimyasal Oksijen İhtiyacı (KOİ): Belirli şartlar altında su numunesi dikromat ile muamele edildiğinde, sarf edilen dikromat miktarına eşdeğer oksijenin konsantrasyonudur. Kimyasal oksijen ihtiyacı, mg/L veya g/m3 birimleri ile ifade edilebilir.

     

    Toplam Organik Karbon (TOK): Suda çözünmüş veya askıdaki organik maddelerde mevcut organik karbonun konsantrasyonudur. Toplam organik karbon, mg/L veya g/m3 birimleri ile ifade edilebilir.

     

    Toplam Katı Madde (TKM): Çözünmüş, askıdaki ve yüzen katı maddelerin konsantrasyonları toplamıdır. Toplam katı, mg/L veya g/m3 birimleri ile ifade edilebilir.

     

    Askıda Katı Madde (AKM): Süzme veya santrifüjleme yoluyla tayin edilen ve belirli şartlar altında kurutularak kütlesi tespit edilen bir sıvı içerisindeki askıdaki katı maddelerin konsantrasyonudur. Askıdaki katı maddeler, mg/L veya g/m3 birimleri ile ifade edilebilir.

     

    Çözünmüş Katı Maddeler: Belirli şartlar altında süzme ve kuruluğa kadar buharlaştırma işlemlerinden sonra kalan maddelerin konsantrasyonudur. Çözünmüş katı maddeler, mg/L veya g/m3 birimleri ile ifade edilebilir.

     

    Toplam Azot (TA): Kjeldahl (amonyak ve organik azot toplamı), nitrit ve nitrat azotlarının konsantrasyonları toplamıdır. Toplam azot, mg/L birimi ile ifade edilir.

     

    Kjeldahl Azotu (KA): Organik ve amonyak azotunun toplam konsantrasyonudur. Kjeldahl azotu, mg/L birimi ile ifade edilir.

     

    Toplam Fosfor: Organik ve inorganik fosforun toplamının konsantrasyonudur. Toplam fosfor, mg/L veya g/m3 birimleri ile ifade edilebilir.

     

    Çözünmüş Fosfor: Belirli şartlar altında süzme işleminden sonra ölçülen organik ve inorganik fosforun toplamının konsantrasyonudur. Çözünmüş fosfor, mg/L veya g/m3 birimleri ile ifade edilebilir.

     

    YÖNTEMLER, ÖZELLİKLER VE ÇEVRE ÜZERİNE ETKİLER

     

    Ön Arıtma: Bir atıksuyun kanalizasyona verilmeden önce özelliklerinin iyileştirilmesidir.

     

    İlk Arıtma: Atıksudan, büyük katı parçalar, kum, çakıl veya yüzen katı maddelerin uzaklaştırılmasının gerçekleştirildiği arıtma kademesidir (Izgara, kum tutucu, debi dengeleme ve debi ölçümü birimlerini içerir).

     

    Birincil Arıtma: Ham atıksudan veya ilk arıtmadan sonra atıksudan askıdaki katı maddelerin uzaklaştırılmasının gerçekleştirildiği arıtma kademesidir (ilk arıtmaya ilave olarak ön çöktürme birimi ilave edilir).

     

    İkincil Arıtma: Atıksuyun aktif çamur veya eş değer sonuçlar veren diğer işlemlerle arıtıldığı biyolojik arıtma kademesidir.

     

    Üçüncül Arıtma: Birincil ve ikincil arıtmadan daha fazla giderim sağlayan ilâve arıtma kademesidir (ikincil arıtmada giderilemeyen askıda ve organik maddelerin daha ileri seviyede giderilmesi için mikroelek veya filtrasyon ünitesi ilave edilir).

     

    İleri Arıtma: Biyolojik arıtma ile giderilemeyen askıda ve organik maddelerin suyun geri kazanılması maksadıyla daha ileri seviyede giderilmesidir.

     

    Aerobik Atıksu Arıtımı: Atıksuyun, aerobik şartlar altında, aerobik organizmalar yardımıyla arıtılmasıdır.

     

    Anaerobik Atıksu Arıtımı: Atıksuyun, havasız şartlar altında, mikroorganizmalar yardımıyla arıtılmasıdır.

     

    Besi Maddesi: Azot, fosfor, kükürt ve eser elementler gibi organizmaların beslenmesi için gerekli olan inorganik maddelerdir.

     

    Besin Maddelerinin Giderilmesi: Atıksu arıtımında, özellikle azot ve fosforlu bileşiklerin giderilmesi için kullanılan biyolojik, fiziksel veya kimyasal işlemlerdir.

     

    Nitrifikasyon: Amonyum tuzlarının bakteriler tarafından yükseltgenmesidir. Dönüşme reaksiyonlarının nihai ürünü genellikle nitrattır.

     

    Denitrifikasyon: Bakterilerin faaliyetleri sonucu nitrat veya nitritin indirgenmesi ve bunun sonucu olarak azot gazının serbest kalmasıdır.

     

    Piston Akışlı Sistem: Kesit alanında tam bir karışmanın meydana geldiği, buna karşın akış yönünde herhangi bir difüzyon veya dispersiyonun meydana gelmediği teorik akış sistemidir.

     

    Tam Karıştırmalı Sistem: Bileşenlerin konsantrasyonlarının her yerde aynı olduğu teorik sistemdir.

     

    Bekletme Süresi (Alıkoyma Süresi): Geri devrettirilen akışkanlar hariç, bir akışkanın hacminin debisine bölünmesiyle hesaplanan ve belirli bir birim veya sistemde akışkanın tutulduğu teorik süredir.

     

    Hacimsel Yük: Bir atıksu arıtma tesisinde, atıksuyun kirlilik yükünün atıksuyun arıtıldığı yerin hacmine oranıdır.

     

    Yüzey Yükleme Hızı (Yüzey Yükü): Atıksu arıtma sistemine gönderilen atıksu debisinin, atıksu arıtma sisteminin yüzey alanına oranıdır. Mesela, birim zamanda ve arıtma sisteminin göz önüne alınan bölümünün yatay kesit alanı başına arıtılan atıksu veya çamur hacmidir.

     

    Çökelme Hızı: Katı maddelerin, belirli şartlar altında tayin edilen ve çökelme eğrisi ile gösterilen, ortalama çökme hızıdır. Çökelme hızı, m/saat veya cm/sn birimleri ile ifade edilebilir.

     

    Savak Yükü: Birim sürede savağın birim boyundan geçen akışkandır. Savak taşma hızı, m3/m.st birimi ile ifade edilir.

     

    Çöktürme Tankı: Yerçekimi etkisiyle atıksudan katı maddeleri ayırmaya yarayan ve işlevine göre birinci çöktürme tankı, ara çöktürme tankı ve ikinci çöktürme tankı olarak da adlandırılan yapıdır.

     

    Dezenfeksiyon: Mikroorganizmaların patojenik etkilerini belirli bir seviyenin altına düşürmek amacıyla atıksuyun veya çamurun arıtılmasıdır.

     

    ÖN ARITMA VE BİRİNCİ KADEME ARITMA

     

    Izgara: Bir atıksu akıntısındaki iri parçacıkları ve maddeleri elle veya mekanik olarak çalışan tırmık şeklindeki çubuklar veya hareketli bantlar üzerinde veya dönen diskler veya genleştirilmiş metal levhadan yapılmış ya da kafes şeklindeki tamburlar üzerinde tutan tertibattır.

     

    Parçalayıcı (Ezici): İri parçacıkların boyutunu küçültmek için kullanılan mekanik ekipmandır.

     

    Kum Tutucu: Çakıl, kum veya benzeri mineral malzemeleri atıksudan ayırmada kullanılan yapıdır.

     

    Yağ Tutucu: Gres, yağ ve diğer yüzen maddeleri atıksudan ayırmada kullanılan yapı veya mekanik ekipmandır.

     

    Dengeleme: Atıksuyun akış hızının, konsantrasyon ve sıcaklık gibi parametrelerinin bir dengeleme tankı içerisinde dengelenmesidir.

     

    Birincil Çöktürme Tankı: Ham veya kaba arıtmadan geçirilmiş atıksudaki çöktürülen katı maddelerin büyük çoğunluğunun çöktürülerek ayrıldığı çöktürme tankıdır.

     

    YÜZEYDE BÜYÜYEN SİSTEMLER

     

    Biyolojik Film: Bir destek ortamının yüzeyinde mikroorganizmaların oluşturduğu tabakadır.

     

    Sabit Film Reaktörü: Biyolojik arıtmanın çok büyük bir bölümünün destek ortamı üzerinde yer alan biyolojik film tarafından gerçekleştirildiği reaktördür.

     

    Damlatmalı Filtre: Atıksuyun, destek ortamı yatağı boyunca süzüldüğü sabit film reaktörüdür. Bu tür filtrelerde, havalandırma doğal olarak gerçekleşebilir veya yapay olarak gerçekleştirilebilir.

     

    Granüler Sabit Yatak Reaktörü (Biyofiltre): Süzme ve biyokimyasal parçalanma işlemlerinin birlikte gerçekleştiği, granül hâlindeki malzemelerden oluşan bir ortama sahip sabit film reaktörüdür.

     

    Akışkan Yatak Reaktörü: Parçacıklardan oluşan yatağın, sıvının, gazın veya sıvının ve gazın birlikte yukarıya doğru akışı sebebiyle serbestçe asılı kaldığı sabit film reaktörüdür.

     

    AKTİF ÇAMUR SİSTEMİYLE ARITMA

     

    Aktif Çamur: Aerobik veya havasız şartlar altında, askıdaki bakteriler veya diğer mikroorganizmaların büyümesiyle oluşan biyolojik kütledir.

     

    Geri Devir Çamur Oranı: Geri devredilen aktif çamur debisinin, atıksu arıtma sistemine giren atıksu debisine oranıdır.

     

    Fazla (Atık) Aktif Çamur: Bir aktif çamurla arıtma sisteminden uzaklaştırılan çamurdur.

     

    Çamur Yaşı: Aerobik bölgelerde oluşan toplam çamuru sabit bir hızla tanklardan dışarı göndermek için gereken ve hesaplanarak bulunan süredir. Çamur yaşı, arıtılmış çıkış suyundaki katı maddeler dikkate alınarak hesaplanır. Çamur yaşı, gün birimi ile ifade edilir.

     

    Havalandırma: Bir yere hava veya oksijen verilmesidir.

     

    Uzun Süreli Havalandırma: Çamur yaşının yüksek olduğu aktif çamurla arıtma işlemidir.

     

    Oksijen Tüketim Hızı: Birim hacim sıvı başına birim zamanda tüketilen oksijen miktarıdır. Oksijen tüketim hızı, mg/(L.h) veya mg/(L.min) birimleri ile ifade edilebilir.

     

    Durultucu (İkinci Çöktürme Tankı): Aktif çamurun, arıtma tesisini terk eden akıntıdan veya biyolojik filtreden ayrıldığı çöktürme tankıdır.

     

    Çamur Hacimsel Yüzey Yükü: Bir çöktürme tankının yatay kesit alanından birim zamanda geçen çamur hacmidir. Çamurun hacimsel yüzey yükü, yüzey yükleme hızı ve çöken çamur hacminin çarpımından hesaplanır. Çamur hacimsel yüzey yükü m3/(m2.h) birimi ile ifade edilir.

     

    Çamur Hacim İndeksi (SVI): Belirli şartlar altında, belirli bir sürede (genellikle 30 dakikada) çöken aktif çamurun çökmeden sonra 1 gramının kapladığı mililitre cinsinden hacimdir. Çamur hacim endeksi veya karıştırıldıktan sonraki çamur hacim endeksi mL/g birimi ile ifade edilir.

     

    Çamur Kabarması: Aktif çamurla arıtma tesislerinde, genellikle aşırı miktardaki ipliksi organizmalar sebebiyle meydana gelen oldukça fazla hacim kaplayan ve kolaylıkla çöktürülemeyen aktif çamur oluşumudur.

     

    DİĞER ATIKSU ARITMA İŞLEMLERİ

     

    Atıksu Lagünü (Havuzu): Yükseltgeme havuzu, havalandırılmalı lagün veya durultma havuzu gibi, çoğunlukla toprak engellerle oluşturulan atıksu arıtmaya yarayan çanak şeklindeki basit yapıdır.

     

    Çöktürme Lagünü (Havuzu): Atıksudan katı maddelerin ayrılması için kullanılan atıksu lagünüdür.

     

    Havasız Lagün: Atıksudaki çamurun çöktürülmesi, parçalanması ve çürütülmesi için kullanılan atıksu lagünüdür.

     

    Havalandırmalı Lagün: Havalandırmanın yapay olarak gerçekleştirildiği, çamurun geri devrettirilmediği atıksu lagünüdür.

     

    Doğal Lagün: Atıksuyun yapay olarak havalandırmadan biyolojik olarak arıtıldığı bir seri atıksu havuzundan oluşan arıtma sistemidir.

     

    Toprakta Arıtma (Toprağa Verme): Atıksuyun toprak altına sızması sonucunda arıtılması veya genellikle nihai olarak bertaraf etmek amacıyla atıksuyun toprak yüzeyine yayılmasıdır.

     

    ÇAMURUN ARITILMASI

     

    Çamur Arıtma: İnceltme, kararlı hâle getirme, şartlandırma, su giderme, kurutma, dezenfeksiyon ve yakma gibi çamuru tekrar kullanmak veya bertaraf etmek amacıyla yapılan işlemlerdir.

     

    Çamur Bertaraf Etme: Çevresel herhangi bir yarar olmaksızın, çamurun veya yakılmasıyla elde edilen küllerin toprağa verilmesidir.

     

    Ham Çamur: Üzerinde herhangi bir işlem yapılmamış kararlı olmayan çamurdur.

     

    Birincil Çamur: Birincil arıtma sonucu elde edilen ve geri devrettirilen çamurla karıştırılmamış çamurdur.

     

    İkincil (Biyolojik) Çamur: İkincil arıtma veya biyolojik arıtma sonucu elde edilen çamurdur.

     

    Kimyasal Çamur: Kimyasal çöktürme işlemiyle ayrılan çamurdur.

     

    Havasız Çamur Çürütme: Çamurun organik madde muhtevasının havasız olarak azaltıldığı işlemdir.

     

    Aerobik Çamur Çürütme: Çamurun organik madde muhtevasının aerobik olarak azaltıldığı işlemdir.

     

    Biyogaz: Havasız çürüme işlemi sırasında meydana gelen ve esas olarak metan (CH4) ve karbondioksitten (CO2) oluşan gaz karışımıdır.

     

    Çamur Yoğunlaştırma: Yerçekimi kuvveti gibi bir kuvvet yardımıyla çamur üzerindeki sıvının uzaklaştırılmasıyla çamurdaki katı madde konsantrasyonunun artırılması işlemidir.

     

    Çamur Sıyırıcı: Yoğunlaştırıcıda, çoğunlukla bıçaklarla donatılmış düşey çubuklardan oluşan ve yavaş hızla dönen mekanizmadır.

     

    Çamur Lagünü: Çamuru biriktirmek amacıyla kullanılan lagündür.

     

    Çamur Şartlandırma: Çamurun suyunun tamamen giderilmesi amacıyla uygulanan fiziksel, kimyasal, termal veya diğer arıtma işlemleridir.

     

    Kimyasal Şartlandırma: Ortama kimyasal madde ilave ederek yapılan şartlandırmadır.

     

    Termal Şartlandırma: Çamur sıcaklığının değiştirilmesiyle yapılan şartlandırmadır.

     

    Çamur Kurutma Yatağı: Çamur suyunun giderilmesi ve daha sonra suyun toprağa verilmesi veya buharlaştırılması yoluyla çamurun kurutulmasında kullanılan yapıdır.

     

    Filtre Keki: Bir süzme işleminde çamur suyunun giderilmesi sırasında filtre üzerinde kalan katı veya yarı katı kalıntılardır.

     

    Çamur Sıvısı: Çamurdan ayrılan sıvıdır.

     

    Nihai Çamur Şartlandırma: Çamuru herhangi bir şekilde kullanmak veya bertaraf etmek amacıyla gerçekleştirilen fiziksel, kimyasal, termal veya diğer çamur arıtma işlemleridir.

     

    Termal Çamur Kurutma: Suyun çamurdan buharlaştırılarak uzaklaştırıldığı işlemdir.

     

    Çamur Yakma: Çamurdaki organik maddelerin yüksek sıcaklıkta yükseltgenmesidir.

     

    Kuru Katı Madde Muhtevası: Çamurdaki katı maddelerin toplam miktarının çamurun kütlesine oranıdır.

     

    KAYNAKLAR
    • DIN EN 1085 (1997) Wastewater Treatment – Vocabulary
    • TS EN 1085 Atıksu Arıtımı – Terimler ve Tarifler
    • Atıksu Arıtma Tesisleri Tasarım Rehberi (2012)

  • Anaerobik arıtmanın verimi ve performansı, çok yavaş çoğalabilen anaerobik mikroorganizmaların reaktördeki kalış süresine bağlıdır. Biyoreaktördeki aktif biyokütle miktarının artırılabilmesi ancak çok uzun bekletme süreleri ya da hidrolik bekletme süresi (HBS) ile çamur yaşının birbirinden ayrılması ile mümkündür. Bu zamana kadar yüksek katı maddeli çamurların ya da düşük partiküler madde içerikli atıksuların arıtımında tam karışımlı (örneğin anaerobik çamur çürütücü) ve çamur yataklı anaerobik reaktörler (örneğin havasız çamur yataklı reaktör/HÇYR) başarıyla kullanılmıştır. Tam karışımlı reaktörlerde hidrolik bekletme süresi ile çamur yaşı (yani partiküllerin ve mikroorganizmaların reaktördeki kalış süresi) teorik olarak birbirine eşittir. Örneğin anaerobik çürütücüler genelde 20 gün çamur yaşı (ya da hidrolik bekletme süresi) ile işletilirler. HÇYR’lerde ise hidrolik bekletme süresi saatler mertebesinde iken, çamur yaşı 100 günler mertebesindedir. Bu durum mikroorganizmaların birleşerek çok hızlı bir şekilde çökelen granüller (iri ve yoğun floklar, taneler) oluşturması sayesinde gerçekleşir. Yani reaktöre beslenen su çok kısa sürede reaktörü terk ederken, biyokütle ve diğer partiküller oldukça uzun bir süre reaktör içerisinde kalabilir. Çamur yataklı reaktörlerde granül oluşumu, floküler biyokütlenin düşük hidrolik bekletme süresi kullanılarak sistemden uzaklaştırılması ile gerçekleştirilebilir. Ancak, özellikle çok yüksek sıcaklık, tuzluluk, inhibitör, yağ-gres ve partiküler madde içeren endüstriyel atıksuların anaerobik arıtımında granül oluşumunun olumsuz etkilendiği ve arıtma veriminin düştüğü belirlenmiştir.

     

    Mikroorganizmaların biyoreaktörlerdeki kalış sürelerinin artırılabilmesi için partiküler maddeleri fiziksel olarak tutabilen membran sistemleri de kullanılabilmektedir. Arıtılan su, membrandan geçerek reaktörü terk ederken, içerisindeki partiküller ve mikroorganizmalar reaktör içerisinde kalır. Anaerobik membran biyoreaktörler (AnMBR), anaerobik arıtma prosesleri ile membran sistemlerinin başarılı bir şekilde birarada kullanılması ile teşkil edilir.

     

    Biyoreaktör olarak tam karışımlı ya da yukarı akışlı reaktörler kullanılabilir. Tübular, plaka ya da boşluklu fiber membranların kullanıldığı membran modülleri batık ya da çapraz akışlı olarak reaktöre bağlanırlar. Bu tip reaktörlerin düşük organik yüklü anaerobik çamur çürütücüler ile yüksek yüklü granüler çamur yataklı sistemler arasındaki boşluğu doldurması beklenmektedir. Anaerobik membran biyoreaktörler özellikle granül oluşumunun sağlanamadığı atıksu tipleri ve koşullar için oldukça uygundur. Bu tür durumlarda membranlar partiküler madde ve biyokütlenin reaktör içerisinde tutulması amacıyla kullanılabilir.

     

    Anaerobik membran biyoreaktör prosesinin en önemli dezavantajı membran tıkanmasıdır. Membran tıkanması, zamanla membran porları ve membran üzerinde biriken maddelere bağlı olarak transmembran basıncının artması ya da akının azalması olarak tanımlanabilir. Membran tıkanmasının nedenleri ve azaltma yolları, bu zamana kadar birçok bilimsel araştırmanın konusu olmuştur. Ancak, bu konu oldukça karmaşık olması sebebiyle günümüzde de halen önemini korumaktadır. Bu bakımdan, substrat kompozisyonunun ve çamur yaşı gibi işletme parametrelerinin Anaerobik membran biyoreaktör sistemlerinde oluşan membran tıkanmasına etkilerinin incelenmesi  önem arz etmektedir.

     

    Mısırdan biyo-etanol üretimi atıksuları ve peynir altı sularının Anaerobik membran biyoreaktör prosesi ile arıtımı incelenmiştir. Biyo-etanol üretimi özellikle son yıllardaki petrol fiyatlarının dengesizliği, politik karmaşalar ve yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımına olan ilgi nedeniyle oldukça artmıştır. Biyo-etanol endüstrilerinde proses sonucunda partiküler madde içeriği yüksek ve organik madde bakımından oldukça kirli bir atıksu oluşmaktadır. Bu atıksu genelde kurutularak, elde edilen ürün hayvan yemi olarak satılmaktadır. Ancak kurutma işlemi sırasında oldukça fazla enerji harcanmakta ve sistemin fizibilitesi olumsuz yönde etkilenmektedir. Bu bakımdan, biyo-etanol atıksularının hem biyogaz üretimi sağlayan hem de arıtılan atıksuyun endüstri içerisinde yeniden kullanımına olanak tanıyan Anaerobik membran biyoreaktör prosesi ile arıtımı oldukça avantajlıdır.

     

    Peynir altı atıksuyu ise peynir üretimi sırasında açığa çıkan ve karbonhidrat (laktoz) içeriği çok yüksek,
    partiküler madde konsantrasyonu düşük atıksulardır. Günümüzde peynir altı atıksularından birçok yan ürün geri kazanımını sağlayan teknolojiler mevcut olmasına rağmen, özellikle küçük ve orta büyüklükteki işletmelerde
    genellikle bu teknolojilerin uygulanması tekno-ekonomik olarak fizibil olmamaktadır. Bu bakımdan, peynir
    altı sularının Anaerobik membran biyoreaktör ile arıtımı hem biyogaz/enerji geri kazanımı hem de deşarj standartlarının sağlanmasında büyük avantaj sağlamaktadır.

     

    Biyo-etanol atıksuları için elde edilen reaktör performansı Yapılan çalışmada, laboratuvar ölçekli çapraz akışlı Anaerobik membran biyoreaktörlerde her iki atıksuda %95’in üzerinde kimyasal oksijen ihtyacı (KOI) giderme verimi elde edilmiştir. Aşağıdaki şekilde biyo-etanol atıksuları için elde edilen reaktör performansı gösterilmektedir. Organik yükleme hızları her iki atıksu için de 6-8 kg KOI/(m3.gün) aralığında gerçekleşmiştir. Ancak, özellikle biyo-etanol üretimi atıksularında bulunan yüksek konsantrasyonlu yağlar ve yağların hidroliz ürünleri uzun zincirli yağ asitleri (UZYA) biyolojik arıtma verimini olumsuz etkilemiştir. Uzun zincirli yağ asitleri mikroorganizma flokları üzerine adsorbe olarak inhibisyona neden olmaktadır. Bu nedenle biyokütle aktivitesi düşmektedir. Ancak, atıksu beslemesi durdurulduğunda biyokütle yavaş da olsa aktivitesini tamamen geri kazanabilmektedir. İşletme açısından oldukça zorlayıcı olan bu durum kesikli beslemeli paralel reaktörlerin kullanımı ile yönetilebilir.

     

    Atıksu içerisindeki kalsiyum ve magnezyum gibi 2 değerlikli katyonların uzun zincirli yağ asitleri ile birleşerek onları sabunlaştırdığı ve iri taneli çökelekler oluşturduğu gözlemlenmiştir. Bu sayede uzun zincirli yağ asitlerinin mikroorganizma üzerindeki inhibisyonu azalmaktadır. Ancak, uzun zincirli yağ asitleri sabunları suda çok zor çözündüklerinden, metana dönüşümleri sınırlı olmakta ve metan üretimi azalmaktadır. uzun zincirli yağ asitlerinin biyokütle üzerine adsorpsiyonu çamurun yüzey karakteristiklerini de değiştirdiğinden filtre edilebilirlik ve membran tıkanması üzerinde de etkili olmaktadır. uzun zincirli yağ asitler çamura adsorbe olduğunda flokların hidrofobik (suyu emmeyen, suyla birleşmeyen) özelliği artmaktadır. Bu çalışmada, membran tıkanmasının çamurun hidrofobikliği ile ters orantılı olduğu gözlemlenmiştir.

     

    Asidifiye olmamış ve çözünmüş karbonhidrat içeriği yüksek peynir altı atıksuların Anaerobik membran biyoreaktörler ile arıtımında çamurun filtre edilebilirliğinin çok hızlı azaldığı gözlemlenmiştir. Bu duruma özellikle çözünmüş karbonhidrat türü kolay ayrışabilen organik maddeleri kullanan asidojen bakterileri neden olmaktadır.

     

    Asidojen bakterilerin fazla çoğalması, çamurun partikül dağılımının daha düşük boyutlara kaymasına neden olmaktadır. Bu durum, çamurun özgül kek direncinin (ÖKD) artmasına neden olmaktadır. Anaerobik membran biyoreaktörlerdeki en önemli tıkanma mekanizmasının kek oluşumu olduğu birçok çalışmada gözlenmiştir. Özgül kek direncinin artması memban üzerinde porozitesi düşük ve hızlı bir şekilde konsolide olan kompakt bir kek tabakasının oluşacağını göstermektedir. Buna ek olarak, substrat:biyokütle (S:B) oranının çamur filtre edilebilirliği için önemli bir parametre olduğu belirlenmiştir. Bu parametrenin artması durumunda çözünmüş mikrobiyal ürünlerin arttığı ve özellikle çamurun filtre edilebilirliğinin düştüğü gözlemlenmiştir.

     

    Membran teknolojilerinin atıksu arıtma proseslerinde kullanılmaya başlanması birçok avantaj ve fırsat yaratmıştır. Bu çalışma kapsamında, Anaerobik membran biyoreaktörlerin özellikle mikroorganizma granül oluşumunun sağlanamadığı endüstriyel atıksuların arıtımında hem biyogaz hem de partiküler madde içeriği çok düşük, yüksek kalitede arıtılmış su geri kazanımı sağlanabilen, yenilikçi bir proses olduğu gösterilmiştir. Gelecekte, endüstrilerde su geri kazanımı ve yeniden kullanımının artacağı düşünüldüğünden, üretilen atıksuların karakterlerinin de değişmesi ve arıtımının zorlaşması beklenmektedir. Bu bakımdan Anaerobik membran biyoreaktörler gibi yenilikçi arıtma teknolojilerine olan ihtiyaç artacaktır.

     

    Kaynaklar:

    – Dereli, R.K., Ersahin, M.E., Ozgun, H., Ozturk, I., Jeison, D., van der Zee, F., van Lier, J.B. (2012). Potentials of Anaerobic Membrane Bioreactors to Overcome Treatment Limitations Induced by Industrial Wastewaters. Bioresource Technology, 122, 160-170

    – Dereli, R.K., van der Zee, F.P., Heffernan, B., Grelot, A., van Lier, J.B. (2014a) Effect of Sludge Retention Time on the Biological Performance of Anaerobic Membrane Bioreactors Treating Corn-to-ethanol Thin Stillage with High Lipid Content. Water Research, 49, 453-464.

    – Dereli, R.K., Grelot, A., Heffernan, B., van der Zee, F.P., van Lier, J.B. (2014b). Implications of Changes in Solids Retention Time on Long Term Evolution of Sludge Filterability in Anaerobic Membrane Bioreactors Treating High Strength Industrial Wastewater. Water Research, 59, 11-22.

    – Dereli, R.K., Heffernan, B., Grelot, A., van der Zee, F.P., van Lier, J.B. (2015a). Influence of High Lipid Containing Wastewater on Filtration Performance and Fouling in Anmbrs Operated at Different Solids Retention Times. Separation And Purification Technology, 139, 43-52.

    – Dereli, R.K., Loverdou, L., van der Zee, F.P., Van Lier, J.B. (2015b). A Systematic Study On The Effect of Substrate Acidification Degree and Acidogenic Biomass on Sludge Filterability. Water Research, 82, 94-103.

  • Sanayi tesislerinde kullanılan suyun kalitesi çok önemlidir. İşletmelerde bulunan değişik su kullanım yerleri için, her kullanım yerine uygun su kalitesi istenir. Bu sebeple, bir işletme için genelde tek tür su kalitesi değil, birkaç tür su kalitesi hazırlamak daha doğru ve daha ekonomik olur.

     

    Örneğin, bir tekstil boyahanesinde bahçe sulaması, yerlerin temizliği, personel duşları, içme suyu, kumaş boyama prosesi, buhar kazanı, soğutma suyu, laboratuvar distile cihazı gibi değişik cihaz ve sistemler için birbirinden farklı su kaliteleri gerekir. Bu işletmede istenen en saf su, genellikle laboratuvarın ihtiyacı olan sudur. Laboratuvarın ihtiyacı gözönüne alınarak bütün suların bu saflıkta hazırlanması hiç de ekonomik bir çözüm değildir. Yukarıda adı geçen sekiz kullanım noktası için sekiz ayrı kalitede su hazırlamak da işletmecilik açısından hiç pratik değildir. Dolayısıyla her işletmenin, elindeki ham su kalitesine ve kullanım yerlerine göre bir su hazırlama sistemi projesi hazırlamak en uygun çözümdür.

     

    İşte bu noktada proses suyu tekniğinin ve tecrübesinin önemi ortaya çıkıyor. İşletmenin ham su analizi ve proseslerde istenen suların kriterleri bilindiğinde, bugünkü teknolojileri kullanarak, bu işletmeye uygun proses suyu hazırlamak için öncelikle bir “akım şeması” oluşturmak doğru olur. Tecrübeli işleticiler ile işbirliği yapılarak akım şeması oluşturulduğunda, çok daha verimli ve işletimi daha kolay bir proje ortaya çıkar. Çünkü işletici, kendi işletmesinin hangi mevsimlerde, hangi şartlarda çalıştığını iyi bilir; işletmenin su hazırlamadan sorumlu grubunun bilgi seviyesi hakkında fikri vardır, işletmenin su kalitesi toleransları hakkında tecrübelidir.

     

    “Proses suyu” ile ilgili konuları aşağıda özetleyeceğiz…

     

    1. Kuyu suları

     

    Ülkemizdeki işletmelerin çoğu su ihtiyacını kuyulardan temin etmeye çalışır. Oysa her tesisin arazisi altında yeterli yeraltı suyu bulunmayabilir veya bulunsa dahi bu su çok kötü karakterli olabilir. Ayrıca, tekniğe uyulmadan açılan kuyular kısa zamanda çökebilir veya çokça kum getirebilir. Yer üstünden yeraltına sızan kirli ve gübreli sular ile kuyu sularının kirlenme riski de çok yüksektir. Örneğin, zirai bitkiler için kullanılan üre ve amonyak içeren suni gübreler genelde yağmur suları ile kuyu sularına sızar ve belli mevsimlerde kuyu sularındaki amonyak (NH4) seviyesi çok yükselir; bunun sonucunda işletmede istenmeyen olaylar olur, hatta bu suyu içen görevlilerin zehirlenip hastaneye kaldırıldığı olaylara şahit olduk.

     

    Kuyunun en iyi tekniklerle açılması, bu kuyunun sağlıklı olacağı anlamına gelmez. Bir kuyudan, yeraltı suyunun besleme debisi üzerinde su çekilmesi ile kuyu suyu kalitesi bozulabilir: yeraltında değişecek olan basınç dengeleri dolayısıyla istenmeyen yönlerden kuyuya sular gelebilir, sular kirlenir veya tuzlanır. Kuyunun bulunduğu bölgede yapılacak hafriyat gibi zemin oynamaları ve depremler nedeniyle de kuyuya yer üstünden istenmeyen suların karışması ve dolayısıyla kuyunun kirlenmesi mümkündür. Uzun zaman kullanılmayan kuyuların bazılarında kuyunun verimi düşer. Kuyuların sağlıklı işletilmesi de kuyunun iyi açılması kadar önemli bir husustur.

     

    2. Su Depoları

     

    Su depoları için iki konuya dikkat edilmesi gerekir:

    – Su depolarına hiçbir yerden ışık girmemelidir; aksi halde depo içinde yosun türü canlılar ve bunlar ile beslenen başka mikroorganizmalar üremeye başlar ve bunlar suyun kalitesini bozar.

    – İşletmenin günlük su ihtiyacına kıyasla su depolarının hacmi büyük olduğunda, bu depolardaki suyun dezenfeksiyonu tam olarak yapılamaz ve depolarda üreyen bakteriler (mikro-organizmalar) önce su hazırlama cihazlarına ve daha sonra üretime zarar verir. Bu sebeple, büyük hacimli depoların dezenfeksiyonu için özel tasarımlar yapılmaktadır.

     

    3. Suların Filtrasyonu

     

    Su filtrasyonu çok geniş ve derin bir konudur. Daha doğrusu, su filtrasyonu bir ilim değil, tecrübe birikimidir. Su filtrasyonu ile ilgili ana fikirler şunlardır:

    – Proses suyu filtrasyonu genelde tek bir filtre cihazı ile yapılamaz, çoğu zaman kademeli filtrasyon gerekir, her işletmeye göre bir filtrasyon sistemi tasarlanır.

    – Çok kaliteli ham su temin eden tesislerin dahi su filtresine ihtiyacı vardır. Çünkü su filtresi “sigorta” görevi yapar, ileride olabilecek risklerden su sistemini ve prosesi korur.

    – Her işletme ve her proses için filtrasyon sistemi tasarlanır. Su filtrasyonunun hangi noktalarda yapılacağı işletmenin türüne göre değişir.

    – Filtreler katıları tutmakla kalmazlar, içlerinde bakteri de üretirler. Bu bakteriler hem filtrenin kendisine, hem de su sistemine ve prosese zarar verir. Bakterilerin ürememesi için tedbirler alınmalıdır.

     

    4. Suların Dezenfeksiyonu

     

    Her işletmede proses gereği veya personelin korunması maksadıyla “Su Dezenfeksiyonu” gerekir. Dezenfeksiyon, su içinde bulunan, insana veya prosese zararlı canlıların (mikropların) alınması veya yok edilmesi işlemidir. Dezenfeksiyonun önemi ve uygulama şekli her işletmeye göre değişir. Bugün dünyada dezenfeksiyon maksadıyla birçok yöntem kullanılmaktadır. Her yöntemin işletme açısından iyi ve kötü tarafları tartışılmalı ve buna göre en uygun yöntem seçilmelidir.

     

    5. Su Sisteminde Kireçlenmenin/Kristal Oluşumunun Önlenmesi

     

    Tesislerdeki “su” sorunlarından biri de su sistemimde katı kristallerin oluşmasıdır. Genelde “kireç” veya “kireçlenme” olarak adlandırılan bu olay, her zaman suyun sertliği ile, yani suda bulunan Kalsiyum ve Manyezyum mineralleri sebebiyle oluşmaz. Bazı sularda yüksek oranda Silikat (SiO2) iyonu bulunur ve bunlar buhar kazanı, soğutma sistemi gibi yerlerde aynı kireç gibi kristal oluşturur.

     

    Soğutma kulesi bulunan sistemlerde, kule fanlarının ortamdan çektiği havanın içindeki katıların soğutma suyuna girmesi sonucu da soğutma suyu sisteminde katı tabakalar oluşur. Bu olay için çoğu zaman sudaki “kireç” suçlanır, oysa havadan gelip soğutma suyuna giren katıların miktarı, suda bulunan kireç miktarından kat kat fazladır. Havadan soğutma suyuna karışan katıların sudan alınması için soğutma suyunu filtreleyen ve kulelerin yanına yerleştirilen otomatik yıkamalı filtreleri öneriyoruz.

     

    Su sistemlerinde oluşan “Kireçlenme”nin sebebi hakikaten suyun sertliği ise, kireçlenmeye karşı mücadelede etkili olan bugünkü yöntemlerin başında su yumuşatma cihazı gelir. Ayrıca, suda bulunan Kalsiyum mineralinin su sisteminde “CaCO3” kristali oluşumunu fiziksel olarak önleyen frekans jeneratörü de, kullanılan etkili yöntemlerden biridir.

     

    6. Suyun Kimyasal Kalitesinin İyileştirilmesi

     

    Birçok işletmede çözünmüş mineraller içeren suyun içindeki minerallerin azaltılması, yani suyun saflaştırılması istenir.

     

    Sudaki minerallerden suyun arındırılması iki yöntemle yapılabilir: Reçineli “Demineralize” cihazları ve “Mambran” teknikleri (Ters Ozmoz ve EDI cihazları). Her iki yöntemin de avantaj ve dezavantajı vardır. Ancak, istatistik bilgilere göre son yıllarda mambran yöntemi kullanımı, reçineli yöntemine göre artmaktadır.

Sayfa 1 Toplam: 3123

Copyright © 2013 - 2017 • Tüm Hakları Saklıdır.