• Permakültürün ilgi odağı insan ve insan faaliyetleridir. Doğanın tavizsiz şekilde korunmasını gözeten permakültür, bunu gerçekleştirmek için mevcut durumdan yola çıkarak adım adım doğa ile dost bir yaşam birlikteliğine doğru gitmenin bilimidir.
     
    Permakültürün temeli faydalı tasarımlar yapmaktır. Dolayısıyla, tüm diğer etik eğitim ve becerilere eklemlenebilir ve tüm insan girişimlerinde kendine yer bulma potansiyeline sahiptir. Ancak geniş arazi parçaları söz konusu olduğunda permakültür, sadece halihazırda yerleşime açılmış alanlar ve tarım arazileri üzerinde yoğunlaşır. Bunların tümü, üzerinde yeniden düşünmeyi ve köklü rehabilitasyonu gerektirir. Gıdamızı, yaşadığımız yerden ve civarından temin etmemizi sağlayacak yerleşimsel tasarımlar yapmak, yerkürenin pek çok yerinde doğal sistemler üzerindeki baskıyı azaltarak buraların kendini yenilemesine imkan tanır.
     
    Evsel tasarımlar, insan ihtiyaçlarının karşılanmasıyla ilgilidir, dolayısıyla insan merkezlidir. Yerleşimlerin tasarımında bu geçerli bir yaklaşım olmakla birlikte, aynı zamanda yaban hayatının korunmasına yönelik doğa merkezli bir etiğe de ihtiyaç duyarız. Ne var ki, hırslarımıza ve açgözlülüğümüze hakim olamazsak ve gereksinimlerimizi mevcut yerleşimlerimiz içinde karşılamanın yollarını bulmazsak, doğa için de pek fazla bir şey yapamayız. Öte yandan, bu hedefe ulaştığımızda, tarımsal alanların çoğundan çekilmek ve henüz el değmemiş araziler üzerindeki tehdidi ortadan kaldırmak suretiyle doğal sistemlerin kendilerini yenileyip çoğalmalarına fırsat vermiş oluruz.
     
    Permakültürün doğal sistemlere yaklaşımını şu ahlaki ilkeler çerçevesinde açıklayabiliriz:

    • Çoğu türün hâlâ dengede olduğu elde kalmış doğal yaşam ortamlarının bozulmasına karşı amansız ve tavizsiz bir mücadele içinde olmak,
    • Bozulmuş veya zarar görmüş doğal sistemlerin istikrarlı durumlara kavuşması için var gücümüzle rehabilitasyon çalışması uygulamak,
    • Kendi kullanımımız için varlığımızı devam ettirmemize yarayacak asgari büyüklükte arazi üzerinde bitki sistemleri oluşturmak,
    • Nadir ya da tehlike altındaki türler için bitki ve hayvanların sığınacağı alanlar oluşturmak.

     
    Bu çerçevede, permakültürün doğa koruma pratiği açısından uygulanabileceği yer ve durumlar konusunda şu öneriler getirilebilir:
     
    Permakültür Uygulama Önerileri
     

    Permakültür Uygulama Önerileri

     

    Kuraklıkla mücadele

    Bir yerde yıllık buharlaşma yıllık yağıştan fazla ise kuraklıktan bahsedebiliriz. Bir sistemde önemli olan, ne kadar suya sahip olduğumuzdan ziyade, sahip olduğumuz suyu ne kadar çok tekrar tekrar kullanabildiğimizdir. Bu yönde çözümler üretmek istersek permakültür uygulamaları önemli ipuçları verir. Buharlaşmanın olumsuz etkilerini gölgeleme ve rüzgar kıran bitkilendirme ile en aza indirme, açık yüzeyli su depolamasından ziyade toprak altı su depolaması ve tasarlanan sistemden uzaklaşan suyun mümkünse tamamının transpirasyon yani bitki yapraklarından soluma yoluyla olması amaçlanır.
     

    Doğanın insan eliyle korunması

    Bu başlıktan kasıt, doğanın doğrudan orada yaşayan alan kullanıcısı tarafından yaşamını sürdürürken korunmasıdır. Çiftçilerin yaptığı “doğa dostu tarım uygulamaları” buna çok güzel örnekler oluşturmaktadır. Bunlar aynı zamanda korunan alanlar dışındaki alanlarda biyolojik çeşitliliğin korunması için de önemlidir. Bu nedenle biyolojik çeşitliliğin korunmasında korunan alan yaklaşımının tamamlayıcısı olarak kabul edilebilir. Tarım ve Köyişleri Bakanlığının ÇATAK (Çevresel Amaçlı Tarım Alanlarının Korunması) Projesi kapsamında toprak ve suyun korunmasına yönelik çiftlik faaliyetleri desteklenmektedir. Avrupa Birliği de kendi mevzuatı içinde “çevresel tarım” (agri-environment) programı ile bu yönde doğal değeri yüksek tarımsal faaliyet gösteren çiftçilere destek sunmaktadır. Ülkemizde de aynı program Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın vereceği IPARD – Kırsal Kalkınma destekleri kapsamında hayata geçecektir. Permakültür, Çevresel Tarım Programının destek vereceği faaliyetlerin tanımlanması ve çeşitlendirilmesi için verimli şekilde çözümler önerebilir. Örneğin, çiftlik içinde biyolojik çeşitliliğin artırılmasına yönelik kenar etkisinin kullanıldığı uygulamalar, toprak zenginleştirici uygulamalar, su tasarrufunu sağlayan teknikler bu çözümlere örnek olarak verilebilir.
     

    Korunan alanların planlanması

    Ülkemizde ulusal mevzuat ile koruma altında olan alanlar; örneğin mili parklar, tabiatı koruma alanları, doğal sitler, özel çevre koruma alanları ve uluslararası sözleşmelerle koruma altına alınmış alanlar (örneğin Ramsar Alanları) mevzuat gereği yönetim planı dahilinde koruma önlemleri alınması gereken alanları kapsamaktadır.
     
    Başta Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü, Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı, Ulusal Sulakalan Komitesi ve Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Sit Kurulları sorumluluğu altında olan bu koruma amaçlı yönetim planları hazırlanırken de mevzuatın elverdiği oranda ve alanın ekolojik öncelikleri göz önünde bulundurularak permakültür tasarımlarından faydalanmak mümkündür.
     
    Türkiye’nin AB’ye uyum süreci içinde tamamlaması gereken Natura 2000 alanlarının koruma amaçlı yönetim planları da bu yaklaşımla hazırlanabilir.
     
    Koruma alanlarında kültürel peyzajın kesin şekilde korunması konusundaki kaygıları ayrıca değerlendirecek olursak, permakültür yaklaşımı, özellikle koruma alanlarının çekirdek bölgelerinde kısıtlanan insan faaliyetlerinin yaratacağı çatışmaların çözümünde ve tampon bölgedeki insan faaliyetlerinin düzenlenmesinde başvurulabilecek etkili bir tasarım biçimi sunabilir.
     

    Dezavantajlı coğrafyalarda geçimlik çeşitliliğin artırılması

    Eğimli araziler, dağlık alanlar, korunan alan ve orman alanlarının yakınlarında yaşayan kırsal nüfusun coğrafyaya bağlı alan kullanımı güçlüklerinin üstesinden gelmede permakültür uygulamaları pek çok fırsat sunmaktadır. Örneğin eğimli arazilerde işlevsel orman (gıda, yakıt veya kereste amaçlı ağaçların dikimi) oluşturmak bir permakültür önerisidir. Benzer şekilde, meyve ağaçlarının çevresine örülen kuru duvarlar, toprak erozyonunu engellediği ve su tutma kapasitesini artırdığı gibi yaban hayata da ek yaşam ortamı sağlamaktadır.
     
    Bunun gibi uygulama önerilerini sunmada, burada yaşayan ve geçimini tarımla sağlayan halkın geçimlik çeşitliliğini artırmada permakültür tasarımından faydalanmak mümkündür.
     

    Terk edilmiş ve kötü durumda olan arazilerin rehabilitasyonu

    İnsan eliyle çölleştirilmiş araziler, tuzlanmış tarım arazileri, terk edilmiş maden ve taş ocakları rehabilitasyona muhtaç, ekosisteme kazandırılmaya namzet alanlardır. Bu araziler, permakültür tasarımları kullanılarak “ürün fazlası elde ederken üst toprak canlılığını ve miktarını artıran” tarım alanlarına dönüşebilir. Bu alanlarda, daha uzun vadede ürün verebilecek tarımsal ormancılık faaliyetlerinden ve koruma amaçlı ormanlaştırma uygulamalarından da bahsedebiliriz.
     
    Rehabilitasyon çalışmalarında erozyonla mücadele, havza yönetimi ve su hasadı ile minimum bakım gerektiren, iklim ve arazi koşullarına uygun bitkilendirme yöntemlerine başvurulmalıdır.
     
    Burada vurgulanması gereken önemli nokta böyle arazilerde bu senaryolardan herhangi birini uygulamadığımız taktirde çölleşmenin artarak devam edeceğidir.
     

    Mevcut tarımsal alanların ve işletmelerin dönüştürülmesi

    Dünyadaki büyük savaşların bundan sonra su veya tohum kıtlığından çıkacağını söyleyenlerin sayısı az değil. Öte yandan verimli toprağın durdurulamaz kaybı sinsi şekilde bu savaş zeminini hazırlıyor. Mevcut tarımsal sistemlerimiz ne yazık ki toprak üretmek şöyle dursun, sürekli olarak toprağı fakirleştiren ve yok eden bir dinamik içerisinde, zira sürülmek suretiyle üzerindeki bitki örtüsünden tamamen arındırılarak açığa çıkarılan toprak erozyona maruz kalıyor. Ormanların tarım arazisi elde etmek veya şehirleşme baskısıyla yok edilmesi de önemli ekosistemlerin kaybına, toprakların da erozyon tehdidiyle karşı karşıya kalmasına neden oluyor. Bir başka deyişle, gıda üretim süreçlerimiz yüzünden yaşıyor olduğumuz gezegenin sonunu getirmekte olduğumuzu rahatlıkla söyleyebiliriz.
     
    Permakültür, toprağı azaltarak değil çoğaltarak ürün fazlası almadığımız herhangi bir tarım yaklaşımının sürdürülebilir olmadığını savunur. Büyük ölçekte toprak oluşturabilen (canlı üst toprağı artırabilen) tek süreç eko-sistem süreçleridir. Küçük alanlarda bol organik madde, malç ve kompost yani insanların atıkları ile bolca toprak oluşturmak mümkündür. Ancak geniş alanlarda bunu yapamayız. Böylelikle geniş alanlara yayılmış, toprak oluşturamayan büyük ölçekli çiftlikler veya tarım işletmelerinin yakın gelecekte kaçınılmaz olarak devam edemeyeceğini rahatlıkla söylemek mümkündür.
     
    Permakültür uygulamaları ile ekosistemik tasarım çerçevesinde ürün ve etkileşimli tür çeşitlendirmesi ve bu tasarımın kademeli olarak yıllara yayılan bir geçiş planı dahilinde uygulanması ile büyük tarım arazilerinin verimliliğini kaybetmeden, hatta artırarak dönüştürülmesi ve belli bir oranda yaban hayatına terk edilmesi mümkündür.
     

    Mevcut yerleşimlerin dönüştürülmesi, yeni yerleşimlerin tasarlanması ve kentsel permakültür uygulamaları

    Permakültür tasarımı bakış açısıyla mevcut yerleşimlerimizi gözden ve elden geçirerek mümkün mertebe doğadaki tarım alanlarından geri çekilerek oranın yeniden doğal eko-sistemlere dönüşmesini sağlayabiliriz. Doğal ekosistemlerin, bizim için kullanılabilecek alanlar olmaktan ziyade, genel küresel eko-sistemik sağlığa faydaları vardır.
     
    Kentsel ortamlarda çıkan atıklar enerji olarak görüldüğünde, bu atıkları uygun şekillerde dönüştürerek tarımsal ürün elde etmekte kullanılabilir hale getirebilecek mahalleler planlanabilir. Kentsel alanların içinde ve kent çeperinde gıda üretimine uygun tarım yapılabilir.
     
    Mutfak atıklarından yapılan kompost ile toprak üretmeye, atık sulardan biyogaz üretimine kadar birçok alanda kentsel faaliyet alanlarını ekosistem açısından faydalı süreçlere dönüştürmek mümkündür.
     
    Permakültür, öncelik sırasına göre; su hasadı ve yönetimi, yollar ve yapıların konumlandırılması konularında planlama stratejisini kurmamıza yardımcı olur. Bu önceliklendirme, arazi üzerinde yerleşimin en enerji etkin şekilde planlanmasını sağlar.
     
    Şehirlerin yerleşime açılacak yeni alanlarında, uydu kent uygulamalarında, toplu konut alanlarında, ekolojik amaçlı yerleşimlerin planlanmasında taşıma kapasiteleri göz önüne alınarak enerji ihtiyacının azaltılması mümkündür. Permakültür tasarımı ile, taşıma kapasiteleri daha verimli atık dönüşümü ve arazi kullanımı sayesinde yükseltilebilmektedir. Bu konuda yapılan araştırma ve denemelerden elde edilen teknolojiler sayesinde oldukça etkin sistemler kurulabilmektedir. Aksi takdirde söz konusu yerleşim, girdiler (enerji, gıda, su gibi) ve çıktıların dönüştürülmesinde (atık su, çöp gibi) yakın çevresindeki başka alanları kaçınılmaz olarak etkisi altına alır.

Yazar

Daha yeşil ve güzel bir Dünya için yola çıkan Yeşil Aşkı, herkesi Dünya’ya zarar vermeden, çevre dostu ve sürdürülebilir bir yaşama davet ediyor. Bütün gayemiz; temiz bir çevre, yaşanabilir bir dünya ve yeşil gören gözlerdir. Yeşil görmeyen gözler, Renk zevkinden mahrumdur.
Twitter Facebook Google+ Linkedin YouTube
Önceki Yazı:Kalelab Ölçüm Laboratuvarı İş İlanı
Sonraki Yazı:Hayvanların Besin Maddelerinden Yararlanmasını Arttırmak

Benzer Yazılar

Yorumlar

SİZ DE CEVAP YAZABİLİRSİNİZ

Bu yazı hakkında görüşünüzü belirtin.

Copyright © 2013 - 2017 • Tüm Hakları Saklıdır.