Havuz Sularının Dezenfeksiyo...

Yüzme havuzlarının fiziksel görünüm olarak temiz ve berrak olması, biyolojik olarak da insan sağlığına ...

Taytek Tehlikeli Atık İş İ...

Taytek Tehlikeli Atık Yönetim Teknolojileri İş İlanı Tanımı: Firma yetkili çevre danışmanlık ve atık ...

  • Kalkınmış ülkelerin ekonomilerinin büyük bir bölümü, karbon içeren yakıtların, plastiklerin, kimyasal maddelerin, dokumaların ve ilaçların işlenmesine ve üretimine dayanır. Karbon temelli sentetik bileşiklerin üretilmesi ve kullanılması, birçok ülkede yaşama düzeyini derinlemesine etkilemiştir.

     

    Kyoto Protokolü, küresel iklim değişikliği konusunda mücadele etmek için, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Sekreteryası tarafından, 11 Aralık 1997’de Japonya’nın Kyoto şehrinde Taraflar Konferansı’nda (Conference of the Parties) kabul edilen bir anlaşmadır.

     

    Kyoto protokolüne göre, sanayileşmiş ülkeler ile piyasa ekonomisine geçiş sürecindeki ülkeler, atmosfere saldıkları karbon dioksit (CO2), metan (CH4), nitröz oksit (N2O), hidroflorokarbon (HFC), Perflorlu Bileşikler (PCF) ve kükürt heksaflorür (SF6) sera gazı emisyonlarının salınımını azaltmaya veya bunu yapamıyorlarsa salınım ticareti yoluyla haklarını arttırmayı kabul etmişlerdir.

     

    Kyoto Protokolü, ülkelerin atmosfere saldıkları karbon miktarını 1990 yılındaki düzeylere düşürmelerini gerekli kılmaktadır. 1997’de imzalanan protokol, 16 Şubat 2005 yılında yürürlüğe girebilmiştir. Çünkü, protokolün yürürlüğe girebilmesi için, 1990 yılı itibariyle, sera gazı emisyonlarının en az %55’inden sorumlu olan 55 ülkenin onayını gerektirmekteydi ve bu orana ancak 8 yılın sonunda Rusya’nın katılımıyla ulaşılabilmiştir.

     

    Rusya’nın 2004 Kasım ayında Protokolü onaylaması ardından protokol yasal açıdan bağlayıcı olarak yürürlüğe girdi. Buna göre, Protokolü onaylayan sanayileşmiş ülkeler, başta karbondioksit ve metan olmak üzere, atmosfere saldıkları sera gazlarında, 2012 yılına kadar, 1990 yılındaki düzeyinden toplam yüzde 5,2 oranında bir indirime gitmeyi kabul etti.

     

    Fakat Kyoto Protokolü bir dizi sorunu ve anlaşmazlığı da beraberinde getirdi. Örneğin, atmosfere en fazla sera gazı salan Amerika Birleşik Devletleri ve diğer bir önde gelen sanayileşmiş ülke olan Avustralya Kyoto Protokolünün dışında kaldı.

     

    Kyoto Protokolü sanayileşmiş ülkelerin önüne, sera gazı emisyonlarında 2012 yılına kadar ne kadar indirime gideceklerini belirleyen somut hedefler koyuyordu. Amerika Birleşik Devletleri böyle bir hedef konmasına karşı çıkıyordu. Küresel ısınmaya ilişkin bilimsel verileri sorguladığı gibi, çözümün sera gazı salınımında indirime gitmek değil, temiz enerji kaynaklarını geliştirmek olduğunu düşünüyordu.

     

    Amerikalı yetkililer, Kyoto Protokolü’nü reddetmelerine rağmen temiz enerji teknolojileri ve iklim araştırmaları için yılda beş milyar dolar harcadıklarını söylüyorlardı. Karşıtları ise, yenilenebilir ve temiz enerji teknolojileri geliştirmenin olumlu olduğuna, fakat şu andaki sera gazı emisyonlarında indirime gitmeden bu çabaların kendi başına küresel ısınmayı engelleyemeyeceğine dikkat çekiyorlardı.

     

    Bir diğer tartışma konusu ise, Kyoto Protokolü’nde, kalkınmakta olan ülkelere emisyon sınırı konmaması. Bu ülkeler, atmosferin kirlenmesinden asıl olarak sanayileşmiş ülkelerin sorumlu olduğunu ve sınırlamaları onların üstlenmesi gerektiğini savunuyor, ayrıca Kyoto hedefleriyle kendi sanayileşme süreçlerinin engellenmemesi gerektiğini söylüyor.

     

    Kyoto Protokolü’nde de, hem bu nedenle, hem de emisyon düzeyleri zaten sanayileşmiş ülkelere kıyasla çok düşük olduğu için kalkınmakta olan ülkelere emisyonları sınırlayıcı hedefler konmamıştı. Fakat şimdi bazı kalkınmakta olan ülke ekonomileri hızla büyüyor ve atmosfere salınan sera gazı miktarı endişe verici oranlarda yükseliyor. Örneğin Çin 2002 yılında küresel düzeyde atmosfere salınan sera gazlarının yüzde 13,6’sından sorumlu ve bu oran Amerika Birleşik Devletleri’nden sonra ikinci büyük rakam.

     

    Yine Hindistan yüzde 4,2 ile atmosferi en fazla kirletenler arasında beşinci sıraya yükselmiş durumda. Dolayısıyla şimdi bu ülkelerin de emisyon hedefleri kabul etmesi yönünde bir görüş egemen olmaya başlıyor. Daha şimdiden Kyoto Protokolünü onaylayan sanayileşmiş ülkeler 2012 yılına kadar üstlendikleri hedefleri yerine getiremeyebilecekleri uyarısında bulunuyor.

     

    Sera gazı emisyonlarını azaltmak için Kyoto Protokolünün değişik yöntemler öngördüğünü biliyoruz. Temiz ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmenin yanı sıra ülkeler yeni ormanlık alanlar yaratarak karbon dioksit emen depolar oluşturabiliyor, eğer emisyon fazlaları varsa, kotalarını doldurmayan ülkelerden emisyon kredisi satın alabiliyor, ya da kalkınmakta olan ülkelere temiz enerji teknolojisi transfer ederek bundan kredi sağlayabiliyor.

     

    Kyoto Protokolü şu anda yeryüzündeki 181 ülkeyi ve sera gazı salınımlarının %55’inden fazlasını kapsamaktadır. Kyoto Protokolü ile devreye girecek önlemler, pahalı yatırımlar gerektirmektedir. Sözleşmeye göre;

    • Atmosfere salınan sera gazı miktarı %5’e çekilecek,
    • Endüstriden, motorlu taşıtlardan, ısıtmadan kaynaklanan sera gazı miktarını azaltmaya yönelik mevzuat yeniden düzenlenecek,
    • Daha az enerji ile ısınma, daha az enerji tüketen araçlarla uzun yol alma, daha az enerji tüketen teknoloji sistemlerini endüstriye yerleştirme sağlanacak, ulaşımda, çöp depolamada çevrecilik temel ilke olacak,
    • Atmosfere bırakılan metan ve karbon dioksit oranının düşürülmesi için alternatif enerji kaynaklarına yönelinecek,
    • Fosil yakıtlar yerine örneğin biyo dizel yakıt kullanılacak,
    • Çimento, demir-çelik ve kireç fabrikaları gibi yüksek enerji tüketen işletmelerde atık işlemleri yeniden düzenlenecek,
    • Termik santrallerde daha az karbon çıkartan sistemler, teknolojiler devreye sokulacak,
    • Güneş enerjisinin önü açılacak, nükleer enerjide karbon sıfır olduğu için dünyada bu enerji ön plana çıkarılacak,
    • Fazla yakıt tüketen ve fazla karbon üretenden daha fazla vergi alınacaktır.

    Kyoto Protokolü şu prensipleri temel alır:

    • Kyoto Protokolü devletler tarafından desteklenir ve BM şemsiyesi altında küresel kurallar ile belirlenir.
    • Devletler iki genel sınıfa ayrılmıştır: gelişmiş ülkeler, bu ülkeler Ek-1 ülkeleri olarak anılacaktır; ve gelişmekte olan ülkeler, bu ülkeler Ek-1’de yer almayan ülkeler olarak anılacaklardır. Ek-1 ülkeleri sera gazı salınımlarını azaltmayı kabul etmişlerdir. Ek-2 ise Ek-1’in alt kümesidir. Ek-2 ülkeler Ek-1’de yer almayan (gelişmekte olan) ülkelerin masraflarını ödemekle yükümlüdürler. Ek-2’de yer almayan Ek-1 ülkeleri 1992’de geçiş ülkesi olarak tanımlanan ülkelerdir. Ek-1’de yer almayan ülkelerin ise sera gazı sorumlulukları yoktur ve her yıl sera gazı envanteri raporu vermelidirler.
    • Kyoto Protokolündeki hedeflerine uymayan herhangi bir Ek-1 ülkesi bir sonraki dönem azaltma hedeflerinin %30 daha azaltılması ile cezalandırılacaktır.
    • 2008 ile 2012 arasında, Ek-1 ülkeleri sera gazı salınımlarını 1990 yılı seviyesinden ortalama %5 aşağıya çekmek zorundadırlar (birçok AB üyesi ülke için bu 2008 için beklenilen sera gazı salınımlarının %15 aşağısına denk gelmektedir). Ortalama salınım azalmasının %5 olarak belirlenmesine rağmen AB üyesi ülkelerin salınım hedefleri %8 azaltma ile İzlanda tarafından hedeflenen %10 artırıma kadar değişmektedir. Bu azaltma hedefleri 2013 yılına kadar belirlenmiştir.
    • Kyoto Protokolü, Ek-1 ülkelerinin sera gazı salınımı hedeflerine ulaşmak için başka ülkelerden salınım azalması satın alabilmeleri esnekliğine imkân tanımıştır. Bu, çeşitli borsalardan (AB Salınım Ticaret Borsası gibi) veya Ek-1’de yer almayan ülkelerin salınımlarını azaltan Temiz Gelişim Tekniği (TGT) projeleri ile veya diğer Ek-1 ülkelerinden satın alınabilinir.
    • Sadece TGT Yönetim Kurulu tarafından onaylanmış Onaylı Salınım Azaltımları (OSA) alınıp satılabilir. BM çatısı altında, Kyoto Protokolü Bonn merkezli Temiz Gelişme Tekniği Yönetim Kurulu’nu Ek-1’de yer almayan ülkelerde gerçekleştirilen TGT projelerini değerlendirip onaylaması için kurmuştur. Bu projeler onaylandıktan sonra OSA verilir.

    Pratikte bu kurallar Ek-1’de yer almayan ülkelerin sera gazı sınırlamalarına tabi olmadıklarını ama sera gazını azaltan bir projenin bu ülkelerde uygulanması durumunda elde edilen Karbon Kredisinin Ek-1 ülkelerine satıla bilineceğini anlatır.

     

    Bu mekanizma şu iki ana nedenden dolayı koyulmuştur:
    1- Kyoto Protokolüne uymak bazı Ek-1 ülkeleri için oldukça sınırlayıcıdır (özellikle Japonya ve Hollanda gibi zaten az salınım yapan ve çevre standartlarına saygılı ülkeler için). Protokol böylece bu ülkelerin kendi sera gazı salınımlarını azaltmak yerine Karbon Kredisi almalarını sağlar.

     

    2- Bu şekilde Ek-1’de yer almayan ülkeler sera gazı salınımlarını azaltmak için teşvik edilmiş olurlar çünkü Karbon Kredisi satarak bu projeler için kaynak edinmiş olurlar.
    Tüm Ek-1 ülkeleri Kyoto Protokolü içinde sera gazı salınım değerlerini gözetim altında tutmak için ulusal daireler kurmuşlardır.

     

    Japonya, Kanada, İtalya, Hollanda, Almanya ve daha birçok ülke devletleri karbon kredisi için bütçeden pay ayırmışlardır. Bu ülkeler kendi büyük enerji, petrol, doğalgaz holdingleri ile birlikte çalışarak mümkün olan en fazla sayıda Karbon Kredisini en ucuza almaya çalışmaktadırlar.

     

    Hemen hemen tüm Ek-1’de yer almayan ülkeler de kendi Kyoto Protokolü süreçlerini izlemek amacıyla ve özellikle TGT Yönetim Kuruluna destek için sunacakları projeleri belirlemek amacıyla yönetim birimleri kurmuşlardır.

     

    Bu iki ülke grubunun çıkarları birbirine terstir, Ek-1 ülkeleri mümkün olan en ucuza Karbon Kredisi almak isterlerken Ek-1’de yer almayan ülkeler ise kendi TGT projelerinden elde ettikleri Karbon Kredisinden en fazla değeri elde etmek istemektedirler.

     

    Kyoto Protokolünün Mekanizmaları

     

    Kyoto protokolünün diğer uluslararası çevre sözleşmelerinden ayıran en önemli özellik protokolün hedeflerine ulaşmak için tanınan “Esneklik Mekanizmaları’dır. Son zamanlarda “Karbon Piyasası” olarak da adlandırılan bu mekanizmaların temel amacı, iklim değişikliğine yol açan sera gazı emisyonlarını azaltıcı uygulamaların daha düşük maliyetle etkin hale getirilmesine imkan sağlamaktır

     

    Kyoto Protokolünde tanımlanan esneklik mekanizmaları;

    • Ortak Uygulama (Joint Implementation)-ERU
    • Temiz Kalkınma Mekanizması (Clean Development Mechanism)-CER
    • Emisyon Ticareti (Emission Trading)-AAU olarak tanımlanmıştır.

     

    Kyoto Protokolü’ne göre Emisyon Ticareti ve Ortak Uygulama mekanizmaları Ek-1 ülkeleri arasında, Temiz Kalkınma Mekanizması ise Ek-1 ve Ek-1 dışı ülkeler arasında yapılabilmektedir. Protokol, bu mekanizmalar sayesinde taraflara kendi ülkelerinin dışında sera gazı emisyonunu azaltıcı faaliyetlere katılmanın yolunu açmıştır.

     

    Ortak Uygulama (Joint Implementation-JI)

     

    Protokolün 6. Maddesi ile düzenlenen bu mekanizmada Ek-1 ülkeleri arasında gerekli şartların sağlanması koşuluyla herhangi bir Ek-1 ülkesi başka bir Ek-1 ülkesinde emisyon azaltımına yönelik ortak proje yürütebilmektedir. Bu proje ile emisyon azaltımını başaran ev sahibi ülke “Emisyon İndirim Birimi” (Emission Reduction Unit-ERU) kazanmakta ve bu miktarı yatırımcı diğer Ek-1 ülkesine satabilmektedir. Yatırımcı ülkenin satın aldığı krediler ile toplam emisyon iznini artırırken, ev sahibi ülkenin emisyon izninden düşülmektedir.

     

    Ortak yürütmede uygunluk kriterleri;

    – Kyoto protokolüne taraf olmak,
    – Belirlenmiş hedeflerinin hesaplanabilmesi ve kayıt altında tutulur olması,
    – Sera gazı envanter tahmini ve azaltım ile ilgili sağlıklı çalışan ulusal bir sistemin mevcut olması,
    – Ulusal kayıt sisteminin kurulmuş olması,
    – Yıllık ulusal envanterin sunulmuş olması olarak belirtilmektedir.

     

    Temiz Kalkınma Mekanizması (Clean Development Mechanism-CDM)

     

    Ek-1 ülkelerinin Ek-1 dışı ülkelerde uygulayabileceği bu mekanizma, Protokolün 12. Maddesi ile düzenlenmiştir. Bu mekanizmada Ek-1 ülkeleri, Ek-1 dışı ülkelerde uyguladıkları projeler çerçevesinde gelişmiş teknolojiyi transfer ederek sera gaz emisyonlarında gerçek, ölçülebilir, proje faaliyeti sonucu oluşan azaltım sağlamış olmaktadırlar. Proje sonucunda Ek-I ülkeleri kazandıkları Sertifikalandırılmış Emisyon Azaltım Kredilerini (Certified Emissions Reduction Credits-CER), kendi azaltım yükümlülükleri kapsamında değerlendirerek, ülke içinde bu miktara kadar daha fazla salım yapma hakkı kazanmaktadırlar.

     

    Şu an itibariyle 71 ülkede CDM projelerinin olduğu ve CDM’de toplam 3000 kayıtlı 2600 de hazırlanmakta olan proje mevcut olup, günümüze kadar 1039 projeden 600 milyondan fazla sertifikalandırılmış emisyon azaltım birimi kazanıldığı bildirilmektedir.

     

    Emisyon Ticareti (Emission Trading–ET)

     

    Emisyon Ticareti / Karbon Ticareti yasal olarak 1999’da 39 üye ülke tarafından imzalanan ancak 16 Şubat 2005 yılında yürürlüğe giren Kyoto Protokolünün onaylanması ile hayata geçirilmiştir. Piyasa temelli esneklik mekanizması olan Emisyon Ticareti, Kyoto Protokolü’nün 17. Maddesi ile düzenlenmiştir. Bu mekanizma Kyoto Protokolünü imzalayan ülkelerde (Ek-1 Ülkeleri, gelişmiş ülkeler) arasında emisyon ticaretini mümkün kılmaktadır.

     

    Ek-1 listesinde yer alan herhangi bir taraf ülke, Ek-B’de belirlenmiş olan emisyon azaltım miktarının bir bölümünün ticaretini yapabilmektedir. Diğer bir ifadeyle taahhüt edilen emisyon miktarından daha fazla azaltım yapan taraf ülke, emisyonundaki bu ilave azaltımı bir başka Ek-1 ülkesine satabilmektedir.

     

    Satılan salımlar satan ülkenin belirlenmiş azaltım biriminden (Assigned Amount Units-AAU) düşürülüp satın alan ülkenin belirlenmiş azaltım birimine eklenmektedir. Emisyon ticareti aynı zamanda ülkelerin salımlarını kendi salım yükümlülüklerinin altına düşürme açısından da iyi bir teşvik sağlamaktadır.

     

    Kyoto anlaşması küresel ısınma sorununu çözebilecek mi?

     

    Kyoto Protokolünün bilimsel danışmanları işlevini üstlenen Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’ndeki uzmanlar Kyoto Protokolü’nün dünyaya en fazla 10 yıl zaman kazandırabileceğini söylüyorlar ve küresel ısınmayı durdurabilmek için çok daha radikal önlemlere ihtiyaç olduğuna dikkat çekiyorlar.

     

    Bu uzmanlar paneline göre dünya ülkelerinin küresel ısınmayı durdurabilmek için atmosferdeki maksimum sera gazı düzeyi üzerinde anlaşmaya varmaları lazım. Uzmanlar bunun da, bugünkü düzeyin en çok yüzde 50 daha fazlası olabileceğini söylüyorlar.

     

    Küresel ısınmada baş rolü oynayan karbondioksit atmosferde yüz yıl kadar kaldığı için de önümüzdeki birkaç on yıl boyunca sera gazı emisyonlarında büyük çaplı indirime gidilmesi gerektiğine işaret ediliyor. Bilim adamları, atmosferdeki sera gazlarının bugünkü düzeyinde kalabilmesi için emisyonlarda %60’lara varan kesinti yapılması gerektiği görüşündeler.

     

    Ayrıca bundan sonraki herhangi bir küresel anlaşmaya hava taşımacılığında kullanılan yakıtların da dahil edilmesi gerektiğine işaret ediliyor. Çünkü bu konuda bir önlem alınmadığı takdirde uçaklarda kullanılan yakıtın 2050 yılına kadar karbon emisyonlarının %15’ini oluşturacağı tahmin ediliyor.

  • Atık Yönetimi Eğitimi: Kurum ve Kuruluşların faaliyetleri sırasında oluşturdukları atıkları mevzuatlar ve yönetmelikler çerçevesinde nasıl yönetmeleri, yeni mevzuatın neler getirdiği ve kuruluşların yasal sorumlulukları bu eğitimde ele alınacak ve açıklanacaktır.

     

    Katılımda Aranacak Şartlar: ÇMO Üyelerinin 2016 yılı dahil Aidat borcu bulunmaması gerekmektedir.

     

    Atık Yönetimi Eğitiminin İçeriği

    • Atık Yönetimi Yönetmeliği
    • Bitkisel Atık Yağların Kontrolü Yönetmeliği
    • Toprak Kirliliğinin Kontrolü ve Noktasal Kaynaklı Kirlenmiş Sahalara Dair Yönetmelik
    • Büyük Endüstriyel Kazaların Önlenmesi ve Etkilerinin Azaltılması Hakkında Yönetmelik
    • Ambalaj Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği
    • Ömrünü Tamamlamış Lastiklerin Kontrolü Yönetmeliği
    • Atık Pil ve Akümülatörlerin Kontrolü Yönetmeliği
    • Atık Yağların Kontrolü Yönetmeliği
    • Atıkların Geri Kazanımı ve Bertarafı, Tehlikeli Atık Tanım ve Envanter Oluşturma
    • Atık Yönetimi Konusundaki Uygulamalar
    • Atık Yönetim Planı, Atık Beyanları(Tehlikeli Atıklar, Ambalaj Atıkları, Tehlikesiz ve İnert Atıklar…), Yasal kayıtlar ve Raporlama

     

    Katılımcı Sayısı: 25 Kişi (Maksimum)

     

    Eğitim Ücreti: ÇMO Üyesi: 280 TL, Odamızdan BTB Almış Firmalarda Çalışanlar: 350 TL, Diğer : 430 TL (Bonus Karta 4 taksit yapılabilmektedir). Eğitime katılım sağlayacakların, ön kayıt yaptırmak için eğitim bedelinin %30`unu aşağıda belirtilen hesap numarasına yatırmaları gerekmektedir. Ön kayıt ücretini yatıracakların, ÇMO’nı arayarak kontenjan bilgisi aldıktan sonra ücretlerini yatırmaları rica olunur. Katılımın, katılımcı tarafından iptal edilmesi durumunda ödenen ön kayıt bedeli iade edilmeyecektir. Eğitimin ÇMO tarafından iptal edilmesi durumunda katılımcıya ücret iadesi yapılacaktır.

     

    Hesap Numarası: T. İşbankası Beşiktaş Şubesi: 1008-2622162 (IBAN: TR120006400000110082622162)

     

    Ücrete Dahil Olanlar: Eğitim Notları, Katılım Belgesi

     

    Eğitim Verileceği Yer: TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi – (İstiklal Cd. Koçtuğ İşhanı No:178 K:2 D:2 Tünel Beyoğlu-İSTANBUL)

     

    Eğitimin Verileceği Tarih ve Saat: 25-26 Kasım 2016 / 10:00-17:00

     

    Eğitmen Bilgileri: Funda CiHAN (Çevre Yüksek Mühendisi) – İstanbul İl Çevre ve Şehirçilik Müdürlüğü

     

    Kayıt İçin İletişim Bilgileri: Tarkan KILIÇ / 0(212) 245 89 15-16 / 0(530) 641 68 73 / egitimist@cmo.org.tr

  • Remondis Çevre Mühendisi İş İlanı Tanımı: Atıksu Arıtma Tesisleri İşletmeciliği konusunda dünyaca uzman olan Alman Menşeli firma Türkiye sınırları içerisinde işletmekte olduğu Atıksu Arıtma Tesisinde çalışacak Çevre Mühendisi alacaktır.

     

    Alman REMONDIS, 1934 yılındaki kuruluşundan günümüze kadar yaptığı yatırımlar ve aldığı mesafeler neticesinde su ve katı atık yönetimi alanında dünya çapında uluslararası bir şirket haline gelmiştir. Firmanın 20 Avrupa ülkesi başta olmak üzere Çin, Japonya, Tayvan ve Avustralya gibi ülkelerde temsilcilikleri ve faaliyetleri bulunmaktadır. Böylece REMONDIS dünya genelinde çeşitli özellik ve büyüklükteki 500’den fazla tesisle 20 milyondan fazla insana kaliteli ve güvenli bir hizmet yelpazesi sunmaktadır.

     

    REMONDIS, müşterilerine katı atık toplama, taşıma, geri kazanım, değerlendirme ve bertarafı ve su – atık su yönetimi ile ilgili komple tesislerinin inşa edilmesi ve işletilmesine kadar detaylı bir ürün ve hizmet yelpazesi sunmayı hedeflemektedir.

     

    Remondis Çevre Mühendisi İş İlanı Aranan Nitelikler:

    • Üniversitelerin Çevre Mühendisliği Bölümü’nden mezun
    • Atıksu Arıtma tesisi işletmeciliğinde en az 3 yıl tecrübeli
    • Çevre ve Atıksu ile ilgili mevzuata hakim
    • Yönetici olarak sevk ve idare yeteneğine sahip
    • Çevre Görevlisi Belgesine sahip
    • Seyahat engeli olmayan
    • B sınıfı ehliyet sahibi ve aktif araç kullanabilen
    • Tokat ya da civarı illerde ikamet eden ya da edebilecek
    • Tercihen İyi seviyede İngilizce yazışma ve görüşme yapabilecek
    • Erkek adaylar için Askerlik hizmetini tamamlamış olan

     

    Yukarıda belirtilen özelliklere sahip Çevre Mühendisi adaylarının fotoğraflı öz geçmişlerini verilen mail adresine yollamaları gerekmektedir. Mail dışında yapılacak başvurular değerlendirmeye alınmayacaktır.

     

    Remondis Çevre İletişim Bilgileri:
    Firma/Kurum Ünvanı: REMONDIS SU ve ATIK SU TEKNOLOJİLERİ SAN. VE TİC. A.Ş.
    E-posta: zeynep.sengul@remondis.com.tr
    Adres: Şebnem Sokak Tavukçuoğlu İş Merkezi No:2 Kat:1 Bostancı 34744 Kadıköy-İSTANBUL

     

    Çevre Mühendisi İş İlanı Son Başvuru Tarihi: 03.12.2016

  • Günümüzde kimyasalların kullanılmadığı bir hayat düşünmek neredeyse imkansız hale gelmiştir. Kimyasalların kullanım alanları genel olarak, temizlik ürünleri, boya, kozmetik ürünleri, ilaçlar gibi tüketim mallarının yanı sıra, tarım sektörü için gübreler ve tarım ilaçları, kimya sanayinin de dahil olduğu imalat sanayinin ihtiyaç duyduğu organik ve inorganik kimyasallar, boyalar, laboratuvar kimyasalları, termo-plastikler şeklinde sıralanabilir.

     

    Kimyasalların yaklaşık % 30’u doğrudan tüketim malları ve % 70’i sanayi için ara mal ya da hammadde olmak üzere iki amaç için kullanılmaktadır.

     

    Dünyada ve ülkemizde böylesine büyük bir yere sahip olması doğal olarak insan sağlığı ve çevreye olan etkilerinin hem küresel hem de ulusal ölçekle ele alınması ve kontrol altında tutulması ihtiyacını ortaya çıkarmıştır.

     

    Kimyasalların, istenerek ya da istenmeden vücudumuza girmesi doğrudan ölümle sonuçlanabilir; sonucu ölümle biten birçok ölümcül hastalıklara (kanser, siroz, vs.) yakalanmamıza sebep olabilir; kısa süreli hastalık ya da alerjilere (bulantı, kusma, baş ağrısı, kaşıntı, vb.) sebep olabilir; ya da aksine bu kimyasallar bizim bazı hastalıklardan kurtulmamızı sağlayabilir.

     

    Bu durum çevre açısından da benzerlik göstermektedir. Kimyasallar, hava, su ve toprak gibi çevresel alıcı ortamlara isteyerek ya da istenmeden karışabilir ve bu ortamların kısa süreli ya da kalıcı olarak zarar görmesine ya da bu ortamların zararlılardan temizlenerek yarar görmesine neden olabilir. Her iki durumda da yarar ve zarar miktarını belirleyen etken kullanılan kimyasalın özelliği ve miktarıdır.

     

    Kimyasalların Yönetimi Küresel Bir Sorundur

     

    Son yarım yüzyılda kimyasalların kontrol altında tutulması ve uluslararası ölçekte ele alınabilmesi için Etkin Kimyasallar Yönetimi yaklaşımı geliştirilmiştir. Hem küresel ölçekte hem de ülkemizce benimsenen bu yaklaşım ile kimyasalların yönetiminde bütünleşik bir sistem ortaya konmuştur.

     

    Yani bir kimyasalın ortaya çıkmasından atık konumuna gelinceye kadar ki süreçlerinin etkin bir şekilde kontrol altında tutulması esas alınmıştır.

     

    Bu yaklaşımın ana bileşenleri, kimyasalların kaydının tutulması, bu kayıtların değerlendirilmesi, yapılan değerlendirme neticesinde, kimyasalların sınıflandırılması ve etiketlenmesi, sınıflandırılan kimyasalların yasaklanması, kısıtlanması ya da izne tabi tutulması, kimyasalların taşınmasında özel şartların belirlenmesi, kimyasallardan kaynaklanan kazalara müdahale edilmesi ya da bu kazaların en aza indirilmesi için gerekli önlemlerin alınması, profesyonel kullanımlarda maruziyetin önüne geçilmesi için önlemlerin alınması ve kimyasalların etkin yönetiminde uluslararası işbirliğidir.

     

    Kalıcı Organik Kirleticiler (KOK’lar)

     

    Kimyasal maddeler içerisinde önemli bir yere sahip olan Kalıcı Organik Kir­leticiler (KOK’lar), fotolitik, kimyasal ve biyolojik bozunmaya karşı direnç göstermeleri nedeniyle doğaya salındığında olağandışı uzunlukta ve uzun zaman süreleri boyunca ayrışmadan kalan belirli birtakım fiziksel ve kim­yasal özelliklere sahip, doğal veya antropojenik kökenli organik bileşik­lerdir. Kalıcı Organik Kir­leticiler geleneksel olarak üretilmiş pestisitler, sanayi kimyasalları ve endüstriyel aktiviteler sonucu is­tenmeden (kasıtsız) ortaya çıkan tehlikeli kimyasallardır. Bu bileşiklere, transformatör yağı olarak da bilinen PCB’ler gibi endüstriyel kimyasallar, böcek öldürücü olarak bilinen DDT gibi pestisitler ile dioksinler ve furan­lar gibi yan ürünler dahildir.

     

    Karbon bazlı bileşikler olan Kalıcı Organik Kir­leticiler, karbon zinciri genellikle hidrojen ve oksijen atomları ile klor veya brom gibi halojenlerle sarılıdır. Kimya sa­nayinin sayısız yapısal olasılıkları bu­lunan klora bağımlı olması nedeni ile bilenen çoğu Kalıcı Organik Kir­letici, organoklor kimyasal grubuna (örneğin, DDT, aldrin, endrin, klordan) aittir.

     

    Kalıcı Organik Kir­leticiler doğal ortamda kırılamayan ve çözünemeyen bir yapıya sahiptir. Bu nedenle bu kimyasallar onlar­ca yıl boyunca çevrede kalıcı olarak birikirler. Biyolojik olarak da kalıcı olan bu bileşikler, yağda çözünen bir yapıya sahip olduklarından hayvanların yağ dokularında da uzun süre kalabilir ve besin zincirine kolaylıkla girebildiklerinden özellikle besin zincirinin en üstünde bulunan kartallar ve insanlar gibi yırtıcılarda yüksek konsantrasyonlarda birikebilir.

     

    Biyolojik olarak birikim özelliğine sahip olmaları nedeni ile, Kalıcı Organik Kir­leticiler kronik olarak toksiktir (zehirlidir) ve insanlar ve doğal hayat üzerinde ciddi uzun süreli sağlık problemlerine sebep olurlar. Kalıcı Organik Kir­leticilerin yarattığı hasarların kanıtları hayvanlarda daha sık görülmesine rağmen insanlarda özellikle karaciğer hasarı, bağışıklık ve üreme sistemi rahatsızlıklarında da rol oynamakta ve çocuk gelişimini olumsuz etkileyerek ölümlere de neden olmaktadır.

     

    Kalıcı Organik Kir­leticiler konvansiyonel hava akımları, buhar döngüsü ve birikim yolları ile uzun mesafeler katedebilirler. Tro­pik sıcaklıklarda buharlaşan Kalıcı Organik Kir­leticiler yüksek irtifaya ulaşabilir ve daha dü­şük sıcaklıklarda özellikle kutuplarda yoğunlaşarak hiçbir şekilde üretilmediği ya da kullanılmadığı halde bu bölgelerde birikme özelliği gösterirler.

     

    Dolayısıyla, insanlar, yaban hayvanla­rı ve diğer organizmalar Kalıcı Organik Kir­leticilere pek çok durumda nesiller boyu sürebilen uzun zaman süreleri boyunca maruz kalmakta ve sonuçta hem akut, hem de kronik olarak toksik etkiler mey­dana gelmektedir.

     

    Ayrıca, Kalıcı Organik Kir­leticiler besin zinciri aracı­lığıyla insanlara da geçmekte olup, anneden çocuğa aktarılmakta ve ba­ğışıklık, sinir ve üreme sistemi üzerinde önemli etkilerde bulunmakta ve kansere yol açtıklarından şüphelenilmektedir.

     

    Bu kimyasallarla mücadele sadece ülkemizde değil dünyada büyük bir titizlikle sürdürülmekte olup bu kim­yasalların insan sağlığı ve çevreye olumsuz etkilerini azaltmak amacıyla Stockholm Sözleşmesi, ülkemizin de dahil olduğu 179 ülke tarafından onaylanmıştır.

     

    Kullanım ve maruziyete dikkat

     

    Kalıcı organik kirletici kimyasallara maruziyetin en önemli kaynağı gıdalardır. İnsanlar, özellikle yağ içeriği yüksek olan et, balık, kümes hay­vanları, süt ve süt ürünlerinin tüke­timiyle ve günlük tüketilen sebze ve meyvelerde olabilecek pestisitlerin kalıntıları şeklinde bu kimyasalları vücutlarına alırlar.

     

    Bunların yanı sıra endüstriyel üre­timler, atık yakma gibi faaliyetlerin yapıldığı alanlara yakın yerlerde ya­şayan insanlar içtikleri sular ve so­ludukları hava ile bu kimyasallara maruz kalmaktadırlar. Bebekler ve çocuklar bu kimyasallara karşı çok daha hassastırlar ve anne sütü ile daha hayatlarının ilk günlerinde bu kimyasal maddelere maruz kalarak ileride ciddi sağlık sorunları yaşaya­bilirler.

     

    Ayrıca, tarım sektöründe çalışanlar ve çiftçiler de özellikle pestisit grubu bitki koruma ürünlerinin uygulanma­sı esnasında bu kimyasallara maruz kalabilmektedir.

     

    Anne sütü

     

    Anne sütünün yeni doğan bir bebek için ne kadar önemli olduğu gün geç­tikçe daha iyi anlaşılmaktadır. Anne sütünün içeriğinde ise annenin vü­cudundan doğrudan süte aktarılan yağ doku da önemli bir miktar teşkil etmektedir.

     

    Konu ile ilgili olarak yapılan çalışma­larda, Kalıcı Organik Kir­leticilerin anne sütünden be­beğe ya da plasenta yolu ile doğrudan fetusa geçerek vücutta birikmeye ve böylece zararlarını göstermeye çok küçük yaşlarda başladığı bildirilmek­ledir.

     

    Annenin yağ dokusunda biriken Kalıcı Organik Kir­leticilerin annenin vücut ağırlığına bağlı tolerans değerinin yüksek olması nedeniyle anne için hayatı bir tehlike arz etmese bile anneden yaklaşık 25 kat daha az vücut ağırlığına sahip bir bebek için durum daha ciddi seviyelere ulaş­maktadır.

     

    Metabolizmada, nörobilişsel etkiler, toksik etkiler, anti-östrojenik etkiler gösteren, endokrin sisteminde, bağı­şıklık sisteminde, üreme sisteminde, hormonal sistemlerde ciddi sağlık sorunlarına neden olan Kalıcı Organik Kir­leticiler birisi olan Poliklorlu bifeniller ile ilgili olarak, anne ve anne sütünde yapılan çalışmalarda, kirli düzine içerisinde yer alan bu kontaminantın, annenin yağ dokusundaki, serum lipitlerin­deki ve süt yağındaki düzeyinin aynı olduğu belirlenmiş, anne sütü ile vü­cuttaki Poliklorlu bifenillerin yüzde 25’inin bebeğe geçtiği tespit edilmiş­tir. Aynı durum diğer Kalıcı Organik Kir­leticiler için de geçerlidir.

     

    Bu sebeple bebek sahibi olmayı dü­şünen ya da sahibi olan annelerin bu kimyasallara maruziyetten kaçın­maları kendileri için olduğu kadar bebekleri için de çok önemli bir zarurettir.

     

    Tarım ilaçları

     

    Pestisitlerin başlangıçta hayat kur­taran ürünler olarak görülüyor ol­masına karşın, daha sonra yapılan çalışmalar bunun tersine bir duru­ma işaret etmiştir. Özellikle Organik klorürlü içeren pestisitlerin çevrede kalıcı özellik gösteren bir kimyasal yapısı bulunmaktadır.

     

    Bu pestisitler, organizmalarda veya atmosferde birikim yapmaktadır. Bu maddeler ayrıca üremeyle ilgili so­runlara, sakat doğumlara, bağışıklık ve endokrin sistemlerinde yıkıma yol açmakta olup, kansere neden olabil­mektedir.

     

    Bu sebeple, özellikle tarımım yaygın olarak yapıldığı bölgelerde, pestisit kullanımında maruziyeti en aza indi­recek tedbirlerin alınması, gereğin­den fazla pestisit tüketilmemesi ve ihtiyaca uygun ürünlerin bilinçli bir şekilde kullanılması bu kimyasallara hem üreticilerin hem de tüketicilerin maruziyetini azaltmak açısından büyük önem arz etmektedir.

     

    Kalıcı Organik Kir­leticiler ile ilgili Sanayiciler ne yapmalı

     

    Kalıcı Organik Kir­leticiler ile ilgili tüketicilerden daha çok üreticilerin sorumluluğu bulun­maktadır. Kalıcı organik kirleticiler sanayide kasıtlı üretildiği gibi belirli bir ürünün üretilmesi esnasında is­tenmeden yan ürün olarak da ortaya çıkabilmektedir. Bu bağlamda, kalıcı organik kirleticilerin insan sağlığı ve çevreye olan etkilerini ortadan kaldırmak ya da en aza indirmek için sa­nayiciler, küresel anlamda kabul gör­müş, Mevcut En İyi Teknikler (BAT) ve En İyi Çevresel Uygulamalar (BEP) rehber dokümanlarına göre üretim süreçlerini yeniden değerlendirmeli ve Kalıcı Organik Kir­letici salınımlarını azaltıcı tedbirler almalıdırlar.

     

    Sonuç

     

    Kimyasalların hayatımızda bu kadar rolü varken bu kimyasallardan uzak durmaya çalışmak yeterince etkin bir uygulama değildir. Bunun yerine kimyasalları belirli bir süreç içerisin­de değerlendirip, maruziyetlerini or­tadan kaldırmak ya da insan sağlığı ve çevreye olan etkilerini azaltmak daha uygulanabilir bir yöntemdir.

     

    Kimyasallar içerisinde, Kalıcı Orga­nik Kirleticiler, hem tehlike özellikleri hem de sadece ulusal değil küresel anlamda sorumluluk taşımaları se­bebiyle ayrı bir yere sahip olup sessiz ve derinden etki eden bu kimyasalla­rın yönetimini titizlikle yapmak büyük önem arz etmektedir.

  • Yapacak çok şey var. Ama en önemlisi, “yeni bir insan” olmak… Yeni bir insan olmak, düşüncede, tavır alışta, davranışta ve yaşam biçiminde değişimi gerektiriyor. Tüketen, daha çok kazanmak isteyen değil, üreten, paylaşan ve yaşatan olmak gerekiyor. Büyük kentlerde, ormanlarda, bozkır ve dağlarda, göl ve akarsularda gemi azıya almış olarak süren doğa katliamına engel olmak için, her insanın yapabileceği çok şey var. Basit gibi görünen ama işlevi büyük olan şeyler…

     

    Öncelikle çevre hakları konusundaki yasaları iyi bilmek, en azından “sağlıklı çevrenin bir “insan hakkı” olduğunu bilmek gerekiyor. Çevrenizde tanık olduğunuz doğa kıyımlarına karşı, mahkemelere başvurun. Sağlıklı çevre ve doğal yaşam bilinci, eylemi de gerektirir. Pasif kalmayın. Hakkınızı yasaların size izin verdiği her düzlemde savunun.

     

    Oyunuzu çevre konusunda kuru sıkı atan, yuvarlak politikalar dile getiren siyasi partiler yerine, bilimsel temellere dayalı somut ve sağlıklı politikalar savunan partilere verin. Siyasi partilerin seçim vaatlerini iyice inceleyin. Deniz, göl ve ırmak kirliliği konusunda ne düşünüyorlar? Ormanların, meraların yağmalanması karşısında ne gibi yapıcı ve caydırıcı önlemleri var?

     

    Çevre konusunda aktif ve olumlu çalışmalarını izlediğiniz sivil toplum örgütlerine destek verin, üye olun. Türkiye Erozyonla Mücadele Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı (TEMA), Doğal Hayatı Koruma Derneği (DHKD), Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma ve Tanıtma Vakfı (ÇEKÜL), Green Peace Türkiye örgütü gibi pek çok gönüllü kuruluş, sizin katılımınızla büyüyüp etkin oluyor.

     

    Nobel ödüllü Alman yazar Hermann Hesse “Ağaçlar konuşur” diyor. ‘Ağaçlar kutsal varlıklardır. Onlarla konuşmasını, onları işitmesini bilen gerçeği yakalar…” Sizin de bir ağacınız olsun!.. Bahçenizde, sokağınızda, asfalt, beton ve egzoz dumanı cangılında yaşama savaşı veren bir ağaca sahip çıkın. Ona müteahhitlerin ve belediyelerin çeşitli imar çalışmaları nedeniyle zarar vermelerini engelleyin. Çünkü her insan, yılda çeşitli gereksinmeleri nedeniyle ortalama 7 ağacın ölümüne neden oluyor. Dünyada bugün 7 milyar insan yaşamakta. İki rakamı çarparsak sonuç, bir yılda 49 milyar ağacın ölümü demektir.

     

    Ağaç dikin. Bulduğunuz her fırsatta ağaç dikin. Ağaçlar, bize yalnızca ambalaj malzemesi, tuvalet kağıdı, çocuk bezi ve mobilya sağlamaz. Bunlar bizim tüketim çılgınlığımızın ürünleri… Ağaçların önemi soluduğumuz oksijeni üretmelerinden kaynaklanıyor. Yeryüzünde yeşil bitkilerden başka oksijen üreten hiçbir şey yok.

     

    Aile ya da arkadaş, ortamında veya mahalleniz de kendi çevre grubunuzu kurun. Yaşadığınız ortamı daha da yaşanır kılmak ve doğal zenginliğini çoğaltmak için projeler geliştirin. Mahallenizdeki boş arazilerin imara açılması yerine, çocuk parkı veya yeşil alan olması için hukuk savaşı verin.

     

    Enerji tasarrufu yapın. Bu hem sizin, hem ülkemizin, hem de tüm dünyanın ekonomisi ve geleceği açısından önemli. Örneğin elektrik tasarrufu: Bir iki dakikalığına çıksanız bile odanın ışığını söndürün. Bunları neden mi öneriyoruz? Çünkü 100 mumluk bir elektrik ampulü, bir yıl süreyle her gün açık kaldığında 180 kilo kömürün üreteceği enerjiye eşit elektrik tüketiyor. Sizin açık bıraktığınız gibi kentinizde açık kalan milyonlarca ampulü yakmak için santrallarda kullanılan kömürler, aynı zamanda yüzlerce ton zehirli gazı atmosfere bırakıyor. Bu gazlar, daha sonra asit yağmuru olarak ormanlarımıza, kentlerimize yağıyor. Kısacası bütün bunlar açık bırakılan bir ampulden kaynaklanıyor.

     

    Bilinçli tüketici olun. TV, gazete ya da internette çıkan reklamların çekim gücüne kapılarak her şeyi satın almayın. İhtiyacınızı iyi tespit edin. Örneğin reklamı yapılan ve çeşitli kimyasallarla üretilmiş olan hiçbir patates cipsi ya da mısır gevreği, evde kendi kendinize pişirdiğiniz doğal patates cipsinden ya da mısır patlağından daha lezzetli değildir.

     

    Sıvı gıdalarda pet ve naylon şişe yerine camı tercih edin. Cam, insanoğlunun 3 bin yıldır kullandığı bir malzeme. Günümüzde geriye dönüşümü de çok kolay. Çeşitli cam ambalajlarınızı atmayın. Mümkünse onlara evinizde yeni bir işlev kazandırın. Olmuyorsa biriktirip uygun bir zamanda en yakınınızdaki cam atık kutusuna atın. Günümüzde her yıl 28 milyar şişenin çöpe atıldığını unutmayın. Metal ambalajlar için de aynı şey söz konusu…

     

    Pet, naylon ve strafordan yapılma ambalajlarla muhafaza edilen gıdaları almamaya özen gösterin. Bunlar, doğada binlerce yıl çöp olarak kalmaya mahkumdur. Daha önemlisi, denizlerde, dağlarda bu çöpleri gıda sanıp yiyen yüzlerce hayvan yaşamını yitiriyor. Doğaya attığınız bir pet şişe kapağı, onu midesine indiren bir hayvanın ölüm nedeni…

     

    Markete kendi filenizle ya da kumaş torbanızla gidin ve satıcıların aşırı naylon ambalaj kullanmasını engelleyin. Avrupa’nın büyük kentlerindeki birçok süpermarketin kapısında “Burada naylon ve kağıt ambalaj kullanılmaz.” gibi ibareler yazılı. Çünkü marketten getirip çöpe attığınız 700 kağıt torba, 15 yıllık bir ağacın kesilmesiyle üretiliyor. Büyük marketlerde ise 1 kasiyer, 1 saatte 700 kağıt torba harcıyor. Kasiyerin 8 saat çalıştığını düşünün: Toplam 5 bin 600 kağıt torba, yani 15 yıllık 8 ağaç. Büyük marketlerde genellikle 10’dan fazla kasiyer çalışıyor. Varın gerisini siz hesaplayın.

     

    Belediye yetkililerini mektup, dilekçe, e-posta yazmak gibi çeşitli yöntemlerle geri dönüşümlü atık toplayıp değerlendirmeye yönlendirin.

  • Opal Enerji Çevre Mühendisi İş İlanı Tanımı: Firma bünyesinde istihdam edilmek üzere, İstanbul ve Afyon’da aşağıda nitelikleri belirtilen işlerin yürütülmesi için Çevre Mühendisleri alınacaktır.

     

    Opal Enerji ve Gübre Üretim Ticaret ve Sanayi A.Ş. (“Opal Enerji”) 2011 yılında İstanbul’da, “enerji-çevre-ziraat” üçgeninde katma değer yaratacak sürdürülebilir faydalı çözümler üretmek üzere kurulmuştur. Opal Enerji, gerek kendi adına gerekse stratejik ortaklıklar vasıtasıyla yatırımlar yapmak ve bu konuda yatırım ve işletme “know-how”ı geliştirerek yenilenebilir enerji çerçevesinde: Atık bertaraf ve biyogaz, Organik-Doğal gübre üretimi ve Katı Atık Yönetimi konularında Türkiye ve yakın coğrafyasında çeşitli projeler geliştirmeyi planlamakta ve hem tarımsal, hem çevresel, hem de ekonomik anlamda topluma katma değer yaratacak çalışmalar gerçekleştirmektedir.

     

    Opal Enerji, gerek kendisi kuracağı gerekse iştirak ettiği şirketlerin kuracağı biyogaz enerji santralleri vasıtasıyla sektörde Türkiye’nin önemli oyuncularından biri olmayı hedeflemektedir.

     

    Şirket, özellikle su arıtma tesisleri konusunda tecrübeli ortaklarının, çürütücü tanklar inşası ve atık su arıtma tesislerinden elde edilen biyogaz ile kojenerasyon ünitelerinin çalıştırılması ve elektrik enerjisi elde edilmesi hususundaki bilgi ve deneyimlerinden yararlanarak gerçekleştirmeyi planladığı projelere güçlü bir teknik donanımla yaklaşmaktadır.

     

    Afyon Enerji ve Gübre Üretim Ticaret ve Sanayi A.Ş. biyogaz yatırımları gerçekleştirmek üzere kurulmuş olan Opal Enerji ve Gübre A.Ş. ile Afyonkarahisar ilinde faaliyet gösteren bazı yumurta üreticilerinin tavuk çiftliklerinden çıkan atıkların bertarafı ile ilgili çalışmalar yapmak üzere kurulmuş olan Afyon Güçbirliği Ltd. Şti. ortaklığı ile 2011 yılında kurulmuştur.

     

    Afyon Biyogaz Enerji Santrali isimli tesis, Afyonkarahisar ilinde mevcut yumurta tavuğu kapasitesinin yaklaşık dörtte birinin atıklarının yanısıra T.M.O. Afyon Alkaloidleri Fabrikası atığı olan haşhaş kapsülü küspesi ile büyükbaş atıklarının anaerobik ortamda fermente edilmesi ile ortaya çıkan biyogazı yakıt olarak kullanarak kojenerasyon ünitelerinde elektrik ve ısı üretimi gerçekleştirmektedir.

     

    Kurulumunda Alman teknolojisinden faydalanılarak faaliyete geçirilen tesisin diğer çok önemli bir çıktısı ise, söz konusu hayvansal ve bitkisel atıkların anaerobik ortamda fermentasyonu sonucunda elde edilen organik katı ve likit gübredir.

     

    Gübre satış ve pazarlama faaliyetleri, üretim yeri olan Afyonkarahisar’daki tesiste gerçekleştirilmektedir.

     

    Opal Enerji Çevre Mühendisi İş İlanı Aranan Nitelikler:

    • Üniversitelerin Çevre Mühendisliği Bölümü’nden mezun
    • İstanbul’da ikamet eden (Çalışma yeri Kavacık-Beykoz’dur)
    • Benzer bir pozisyonda en az 3 yıl tecrübeye sahip
    • Tercihen Enerji sektöründe deneyime sahip
    • İyi derecede İngilizce bilen
    • İyi derecede Microsof Office programlarını kullanabilen
    • Yurtiçi ve yurtdışı seyahat engeli bulunmayan
    • Mevzuatları (EPDK, Çevre) takip ederek; mevzuattaki değişikliler, mevzuata aykırı durumlar hakkında raporlama yapmak ve gerekli aksiyonları alabilecek
    • Lisans başvurusu, proje tadili, lisans tadili, YEKDEM başvurusu, kabul gibi konularda EPDK, Enerji Bakanlığı, Çevre Bakanlığı, TEİAŞ, TEDAŞ gibi resmi kurumlar ile olan ilişkileri ve süreçleri yürütebilecek; bu süreç için gerekli dokümanları hazırlayabilecek
    • ISO 9001, ISO 14001, OHSAS 18001 yönetim sistemlerinin oluşturulması sürecinde tesis ve hizmet alınan firmalar arasındaki koordinasyonu sağlayabilecek
    • ERP sistemleri kurulumu sürecinde tesis ve hizmet alınan firmalar arasındaki koordinasyonu sağlayabilecek
    • Tesiste ihtiyaç duyulacak revizyon ya da ilavelerde tesisin ihtiyaçlarını değerlendirebilecek, tedarikçi firmalar ve tesis ilişkilerini koordine edebilecek
    • Erkek adaylar için askerlik görevini tamamlamış

     

    Opal Enerji Çevre Mühendisi İş İlanı Aranan Nitelikler:

    • Üniversitelerin Çevre Mühendisliği Bölümü’nden mezun
    • Afyonkarahisar’da ikamet eden
    • Endüstriyel üretim tesislerinin (tercihen enerji sektörü) işletme, bakım, proses veya üretim departmanlarında en az 3 yıl çalışmış
    • Verilere dayalı analiz yapabilen ve sonuç odaklı
    • İyi derecede İngilizce bilen
    • Microsoft Office programlarını iyi derecede bilen; raporlama becerisi yüksek
    • Problem çözmeye yönelik yeni yaklaşımlar geliştirebilen
    • İletişim becerileri güçlü ve ekip çalışmasına yatkın
    • Hammadde girişinden elektrik üretimine kadar tüm prosesin (hammadde giriş istasyonu, anaerobik fermantasyon tankları, postfermenter, DESOX gaz arıtma üniteleri, amonyak ayrıştırma tesisi, kojenerasyon tesisi) verilen hedefler doğrultusunda kesintisiz ve verimli olarak; çalışan ve ekipman sağlığını gözeterek işletebilecek
    • Prosese ilişkin parametreleri sürekli olarak takip edebilecek ve verilere göre gerekli manevraları/müdahaleleri yapabilecek
    • Bakım ve Arıza/Onarım ihtiyaçlarını ilgili sorumlu departmanlara bildirerek; takibinin yapılmasını, giderilmesini sağlayabilecek
    • Tüm işletme/manevra talimatlarını hazırlayabilecek; bu talimatlara göre tesisin işletilmesini sağlayabilecek
    • Kendisine bağlı çalışanların ihtiyaç duyduğu konularda eğitilmesi; gerekli ise dış kaynaklı eğitimlerin aldırılması sağlayabilecek
    • İşletme sarf malzeme stoklarının takibi, talebinin yapılmasını sağlayabilecek
    • Sorumlu olduğu proses ile ilgili tüm tanıtım sunumu, faaliyet raporu, işletme talimatları gibi dökümanların hazırlanmasını yapabilecek
    • Sorumlu olduğu bölgede yürütülen tüm faaliyetlerin İSG, Kalite Yönetim Sistemi ve Çevre Yönetim Sistemi kurallarına uygun olarak yapılmasını sağlayabilecek
    • Erkek adaylar için askerlik görevini tamamlamış

     

    Yukarıda belirtilen özelliklere sahip Çevre Mühendisi adaylarının fotoğraflı öz geçmişlerini verilen mail adresine yollamaları gerekmektedir. Mail dışında yapılacak başvurular değerlendirmeye alınmayacaktır.

     

    Opal Enerji Çevre İletişim Bilgileri:
    Firma/Kurum Ünvanı: OPAL Enerji ve Gübre Üretim Ticaret ve Sanayi A.Ş.
    E-posta: gonulmurteza@alkatas.com.tr
    Adres: Kavacık Mahallesi Ertürk Sokak K1 Plaza No:1 Kavacık Beykoz-İSTANBUL

     

    Çevre Mühendisi İş İlanı Son Başvuru Tarihi: 20.10.2016

  • Yaşamımızın hemen her alanında enerjiye gereksinim duyarız. Evlerin ısıtılması, taşıtların hareket etmesi, toprağın sürülmesi gibi etkinlikler enerji kullanımı gerektirir. Enerji kaynakları olmadan bir yaşam düşünmek çok zordur.

     

    Enerji çeşitli kaynaklardan elde edilebilir. Dünyanın toplam enerji gereksiniminin önemli bir bölümü kömür, doğal gaz ve petrol gibi fosil yakıtlardan karşılanır. Su, jeotermal, biyokütle, rüzgar ve güneş enerjisi gibi yenilenebilir enerji kaynakları ve nükleer enerji daha az kullanılır. Enerji kaynaklarının kullanım oranları ülkeden ülkeye farklılık gösterir.

     

    Enerji kaynakları, küresel ısınmaya etkilerine göre “yoğun karbon atıklı” (katı yakıtlar, petrol, gaz) ve “karbon atıksız” (rüzgar, güneş, biyokütle, hidroenerji, jeotermal ve nükleer) kaynaklar olarak sınıflandırılabilir.

     

    Enerji kaynakları ve çevre

     

    Tüm enerji kaynaklarının çevreye etkileri vardır. Bu etkiler, enerji kaynaklarının elde edilişinden tüketimine kadar her aşamada farklı ölçülerde ortaya çıkar.

     

    Fosil yakıtların yakılması sırasında havaya asitli gazlar, toz, is gibi kirlilik yapıcı maddeler salınır.

     

    Yakıt elde etmek amacıyla yapılan açık madencilik etkinlikleri gereklidir; ancak bunlar doğal yapının zarar görmesine neden olur.

     

    Nükleer enerji santrallerinde ortaya çıkan radyoaktif atıkların depolanmasında pahalı ve tehlikeleri henüz tümüyle ortadan kaldırılmamış çözümler kullanılır.

     

    Fosil yakıtlar

    Çevre sorunlarının temel kaynaklarından biri fosil yakıtların kullanımıdır. Bu yakıtların üretimden tüketime geçirdiği aşamalar şunlardır: madencilik ya da çıkarma, işleme, taşıma, dönüştürme, yakma ve atıkların boşaltılması.

     

    Fosil yakıtların yakılması karbon dioksit, kükürt dioksit, azot oksit, parçacık halindeki maddeler ve toz salımına yol açar. Karbon dioksit küresel ısınmaya en fazla katkıda bulunan maddedir. Kükürt dioksit ve azot oksit asit yağmurlarına neden olur; parçacıklı maddelerle birlikte havanın kirlenmesinde rol oynar.

     

    Fosil yakıtlar insan kaynaklı karbon dioksit salımının neredeyse %80’ini oluşturur. Enerji üretimi sırasında salınan karbon dioksit miktarı, kullanılan yakıtın çeşidine göre değişir. Örneğin, belirli bir miktarda enerji elde etmek üzere doğal gaz yakılması, aynı miktarda enerjiyi elde etmek için yakılan kömürün yarısı kadar karbon dioksit açığa çıkarır. Aynı miktarda enerji petrolden elde edilirse, doğal gazın ürettiğinin 1,5 katı kadar karbon dioksit açığa çıkar. Bir birim enerji başına kömür, petrol ve doğal gazın ürettiği karbon dioksit oranı matematiksel olarak şu şekilde gösterilebilir:
    2,0 : 1,5 : 1,0

     

    Katı yakıtlar, hem bölgesel hem de küresel olarak en fazla çevre kirliliğine yol açan yakıt çeşitleridir.

     

    Nükleer enerji

    Nükleer enerji santralleri, normalde çevre açısından zararlı değildir. Ancak bu santrallerde oluşan nükleer kazalar son derece tehlikelidir. Ayrıca radyoaktif atıkların depolanması ve işlenmesi sırasında da sorunlar ortaya çıkabilir. Tüm bu işlemlerin kontrollü bir şekilde yapılması gerekir. Bu işlemler sırasında oluşabilecek bir kaza, radyoaktif atıkların çevreye yayılmasına, dolayısıyla da insanların ve doğanın zarar görmesine yol açar.

     

    Nükleer enerjiyle ilgili en önemli sorunlardan biri, radyoaktif atıkların güvenli şekilde depolanmasını sağlayacak kesin bir çözüm yolunun henüz bulunamamış olmasıdır.

     

    Yenilenebilir kaynaklar

    Yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılması çevreye daha az zarar verse de bunların da birtakım olumsuz etkileri olabilir.

     

    Yenilenebilir bir kaynak olan sudan enerji elde etmek amacıyla yapılan barajların etkileri şunlar olabilir:

    • Su altında kalan bölgelerde yaşayan insanların göçe zorlanması
    • Orman alanlarının ve verimli toprakların yitirilmesi
    • Yaban yaşamının ve balıkların zarar görmesi
    • Doğal alanların değişmesi
    • Geçimini balıkçılık ve çiftçilikle sürdüren insanların geçim kaynaklarını yitirerek zarar görmeleri
    • Barajları beslemek için akarsu yataklarının değiştirilmesi ve bunun sonucunda suyun paylaşımıyla ilgili çatışmaların ortaya çıkması

     

    Barajların çevreye etkileri son derecede karmaşıktır ve bunların önceden tahmin edilmesi güçtür. Bu etkilerin çoğu çevre açısından zararlı boyutlardadır. Bu durum, büyük elektrik santrallerinin kurulmasının önündeki en önemli engeldir.

     

    Yenilenebilir enerji kaynaklarının yaygınlaşabilmesi için geniş araziler gerekir. Ayrıca bu kaynakların kullanımı da görünüm, gürültü ve az miktarda da olsa salımlar açısından birtakım çevre sorunlarına neden olabilir.

     

    Asit yağmurları ve küresel ısınma gibi çevre sorunları son yıllarda giderek daha çok kaygı uyandırmaktadır. Bu çevre sorunlarının olumsuz sonuçları ortaya çıktıkça yenilenebilir enerji kaynaklarından daha fazla yararlanma eğilimi de artmaktadır.

     

    Türkiye’de enerji

     

    Türkiye enerji kaynakları açısından kendi kendine yeten bir ülke değildir. Yerli enerji kaynakları yüksek enerji gereksinimini karşılayamamakta ve sonuç olarak ithal enerji kaynakları kullanılmaktadır. Türkiye enerji gereksiniminin yaklaşık %49’unu ithal enerji kaynaklarından karşılamaktadır.

     

    Ülkemize en yüksek miktarda ithal edilen enerji kaynağı petroldür. Bunu, doğal gaz ve kömür izler. Türkiye, kömür madenleri bakımından zengindir. Ancak çıkarılan kömürün çoğunun kükürt oranı yüksektir. Kükürt oranı yüksek kömür hava kirliliğine neden olur. Ayrıca kömürü kükürtten arındırma işlemleri pahalıdır. Kömürün kükürtten arındırılmasını sağlayacak altyapı da bulunmadığından, Türkiye’ye kömür ithaline devam edilmektedir.

     

    Türkiye, ihracat gelirlerinin yaklaşık dörtte birini enerji ithaline harcamaktadır.

     

    Ülkemizde birçok enerji santrali vardır. Bu enerji santrallerindeki toplam üretimin %67,2’si termik, %32,7’si su, %0,5’i jeotermal ve %0,5’i rüzgar enerjisine dayanmaktadır. Ancak nükleer enerjinin kullanım oranının yaklaşık %3 seviyesine getirilmesi planlanmaktadır.

  • Evsel Atıksu: Ev işlerinde veya herhangi bir işlemde kullanıldıktan ya da üretildikten sonra kanalizasyon sistemine verilen sudur. Yağmur suyu veya herhangi bir şekilde birleşik kanalizasyon sistemine sızan su da “atıksu” olarak kabul edilir.

     

    Çamur: Değişik tiplerdeki atıksudan doğal veya yapay işlemlerle ayrılan su ve katı parçacıkların bir karışımıdır.

     

    Eşdeğer Nüfus (EN): Günlük atıksu veya kanalizasyon maddelerinin miktarından hesaplanan, ticarî veya sanayi atıksu miktarının, evsel atıksu cinsinden nüfus başına ifade edilmesidir.

     

    Tasarım Kapasitesi: Arıtma sisteminin tasarlandığı ve belirtilen standartlara uygun olarak arıtabileceği en yüksek atıksu debisidir.

     

    Alıcı Ortam (Su): Su veya arıtılan atıksuyun deşarj edildiği herhangi bir su ortamıdır.

     

    Deşarj Standardı: Arıtılan atıksuyun alıcı ortama deşarjında deşarj edilen suyun fiziksel, biyolojik ve kimyasal özelliklerine getirilen sınırlamadır.

     

    Anlık Numune: Belirli bir noktadan anlık olarak alınan münferit numunedir.

     

    Kompozit Numune: Tespiti düşünülen herhangi bir özellikle ilgili değerlerin elde edilebildiği, anlık ya da sürekli olarak elde edilmiş, iki veya daha fazla numunenin veya alt numunenin uygun oranlarda karıştırılmasıyla elde edilen numunedir.

     

    Paket Arıtma Sistemi: Prefabrik olarak imal edilen atıksu arıtma sistemidir.

     

    ATIKSU TÜRLERİ VE ATIKSUYUN TOPLANMASI

     

    Ham Atıksu: Herhangi bir arıtma işleminden geçmemiş atıksudur.

     

    Kentsel Atıksu: Ağırlıkla evsel atıksulardan meydana gelen yerleşim yerlerindeki atıksudur. Kentsel atıksu ayrıca yağmur sularını, yeraltına sızan suları, ticarî veya sanayi atıksularını da ihtiva edebilir.

     

    Sızma Debisi: Kanalizasyon sistemine sızan yeraltı veya yağmur suyudur.

     

    Birleşik Sistem: Atıksu ve yüzey sularını aynı boru(lar)da birlikte taşımak için tasarlanmış kanalizasyon sistemidir.

     

    Ayrık Kanalizasyon Sistemi: Biri atıksuyu, diğeri yüzey sularını taşımak üzere iki ayrı boru grubundan oluşan kanalizasyon sistemidir.

     

    ATIKSU MİKTARI VE KALİTESİ

     

    Debi: Belirli bir kesit alanından birim zamanda geçen akışkan hacmidir. Debi, m3/gün, m3/h veya m3/s birimleri ile
    ifade edilebilir.

     

    Maksimum Debi: Belirli bir kesit alanından birim zamanda geçen en yüksek akışkan hacmidir.

     

    Maksimum Tasarım Debisi: Bir atıksu arıtma tesisinin arıtabileceği en yüksek atıksu debisidir.

     

    Kuru Hava Şartları: Kanalizasyon sisteminin yer aldığı bölgede yağmur suyu miktarının veya eriyen kar miktarının ihmal edilebileceği zaman aralığıdır. Mesela 1 mm/gün’ün üzerinde herhangi bir yağışın olmadığı veya karın erimediği birbirini takip eden beş günlük bir süredir.

     

    Kurak Hava Debisi: Atıksu arıtma tesisinde, yağmur suyu veya karın erimesinden kaynaklanan suyun girmediği atıksu debisidir.

     

    Ortalama Debi: Belirli bir zaman aralığında elde edilen debilerin ortalamasıdır. Ortalama debi m3/s, m3/saat veya L/s birimleri ile ifade edilebilir.

     

    Kirlilik Yükü: Bir atıksu veya çamurdaki katı madde kütlesinin zamana oranıdır. Kirlilik yükü, kg/saat veya kg/gün birimleri ile ifade edilebilir.

     

    Konsantrasyon: Bir atıksu veya çamurdaki madde kütlesinin hacme oranıdır. Konsantrasyon, mg/L veya g/m3 birimleri ile ifade edilebilir.

     

    Biyokimyasal Oksijen İhtiyacı (BOİ): Belirli şartlar altında (20°C’de t gün veya azot oluşumu ile veya azot oluşumu engellenmeksizin), sudaki organik ve/veya inorganik maddelerin biyolojik oksidasyonu sonucu sarf edilen çözünmüş oksijenin konsantrasyonudur. Biyokimyasal oksijen ihtiyacı, mg/L veya g/m3 birimleri ile ifade edilebilir.

     

    Kimyasal Oksijen İhtiyacı (KOİ): Belirli şartlar altında su numunesi dikromat ile muamele edildiğinde, sarf edilen dikromat miktarına eşdeğer oksijenin konsantrasyonudur. Kimyasal oksijen ihtiyacı, mg/L veya g/m3 birimleri ile ifade edilebilir.

     

    Toplam Organik Karbon (TOK): Suda çözünmüş veya askıdaki organik maddelerde mevcut organik karbonun konsantrasyonudur. Toplam organik karbon, mg/L veya g/m3 birimleri ile ifade edilebilir.

     

    Toplam Katı Madde (TKM): Çözünmüş, askıdaki ve yüzen katı maddelerin konsantrasyonları toplamıdır. Toplam katı, mg/L veya g/m3 birimleri ile ifade edilebilir.

     

    Askıda Katı Madde (AKM): Süzme veya santrifüjleme yoluyla tayin edilen ve belirli şartlar altında kurutularak kütlesi tespit edilen bir sıvı içerisindeki askıdaki katı maddelerin konsantrasyonudur. Askıdaki katı maddeler, mg/L veya g/m3 birimleri ile ifade edilebilir.

     

    Çözünmüş Katı Maddeler: Belirli şartlar altında süzme ve kuruluğa kadar buharlaştırma işlemlerinden sonra kalan maddelerin konsantrasyonudur. Çözünmüş katı maddeler, mg/L veya g/m3 birimleri ile ifade edilebilir.

     

    Toplam Azot (TA): Kjeldahl (amonyak ve organik azot toplamı), nitrit ve nitrat azotlarının konsantrasyonları toplamıdır. Toplam azot, mg/L birimi ile ifade edilir.

     

    Kjeldahl Azotu (KA): Organik ve amonyak azotunun toplam konsantrasyonudur. Kjeldahl azotu, mg/L birimi ile ifade edilir.

     

    Toplam Fosfor: Organik ve inorganik fosforun toplamının konsantrasyonudur. Toplam fosfor, mg/L veya g/m3 birimleri ile ifade edilebilir.

     

    Çözünmüş Fosfor: Belirli şartlar altında süzme işleminden sonra ölçülen organik ve inorganik fosforun toplamının konsantrasyonudur. Çözünmüş fosfor, mg/L veya g/m3 birimleri ile ifade edilebilir.

     

    YÖNTEMLER, ÖZELLİKLER VE ÇEVRE ÜZERİNE ETKİLER

     

    Ön Arıtma: Bir atıksuyun kanalizasyona verilmeden önce özelliklerinin iyileştirilmesidir.

     

    İlk Arıtma: Atıksudan, büyük katı parçalar, kum, çakıl veya yüzen katı maddelerin uzaklaştırılmasının gerçekleştirildiği arıtma kademesidir (Izgara, kum tutucu, debi dengeleme ve debi ölçümü birimlerini içerir).

     

    Birincil Arıtma: Ham atıksudan veya ilk arıtmadan sonra atıksudan askıdaki katı maddelerin uzaklaştırılmasının gerçekleştirildiği arıtma kademesidir (ilk arıtmaya ilave olarak ön çöktürme birimi ilave edilir).

     

    İkincil Arıtma: Atıksuyun aktif çamur veya eş değer sonuçlar veren diğer işlemlerle arıtıldığı biyolojik arıtma kademesidir.

     

    Üçüncül Arıtma: Birincil ve ikincil arıtmadan daha fazla giderim sağlayan ilâve arıtma kademesidir (ikincil arıtmada giderilemeyen askıda ve organik maddelerin daha ileri seviyede giderilmesi için mikroelek veya filtrasyon ünitesi ilave edilir).

     

    İleri Arıtma: Biyolojik arıtma ile giderilemeyen askıda ve organik maddelerin suyun geri kazanılması maksadıyla daha ileri seviyede giderilmesidir.

     

    Aerobik Atıksu Arıtımı: Atıksuyun, aerobik şartlar altında, aerobik organizmalar yardımıyla arıtılmasıdır.

     

    Anaerobik Atıksu Arıtımı: Atıksuyun, havasız şartlar altında, mikroorganizmalar yardımıyla arıtılmasıdır.

     

    Besi Maddesi: Azot, fosfor, kükürt ve eser elementler gibi organizmaların beslenmesi için gerekli olan inorganik maddelerdir.

     

    Besin Maddelerinin Giderilmesi: Atıksu arıtımında, özellikle azot ve fosforlu bileşiklerin giderilmesi için kullanılan biyolojik, fiziksel veya kimyasal işlemlerdir.

     

    Nitrifikasyon: Amonyum tuzlarının bakteriler tarafından yükseltgenmesidir. Dönüşme reaksiyonlarının nihai ürünü genellikle nitrattır.

     

    Denitrifikasyon: Bakterilerin faaliyetleri sonucu nitrat veya nitritin indirgenmesi ve bunun sonucu olarak azot gazının serbest kalmasıdır.

     

    Piston Akışlı Sistem: Kesit alanında tam bir karışmanın meydana geldiği, buna karşın akış yönünde herhangi bir difüzyon veya dispersiyonun meydana gelmediği teorik akış sistemidir.

     

    Tam Karıştırmalı Sistem: Bileşenlerin konsantrasyonlarının her yerde aynı olduğu teorik sistemdir.

     

    Bekletme Süresi (Alıkoyma Süresi): Geri devrettirilen akışkanlar hariç, bir akışkanın hacminin debisine bölünmesiyle hesaplanan ve belirli bir birim veya sistemde akışkanın tutulduğu teorik süredir.

     

    Hacimsel Yük: Bir atıksu arıtma tesisinde, atıksuyun kirlilik yükünün atıksuyun arıtıldığı yerin hacmine oranıdır.

     

    Yüzey Yükleme Hızı (Yüzey Yükü): Atıksu arıtma sistemine gönderilen atıksu debisinin, atıksu arıtma sisteminin yüzey alanına oranıdır. Mesela, birim zamanda ve arıtma sisteminin göz önüne alınan bölümünün yatay kesit alanı başına arıtılan atıksu veya çamur hacmidir.

     

    Çökelme Hızı: Katı maddelerin, belirli şartlar altında tayin edilen ve çökelme eğrisi ile gösterilen, ortalama çökme hızıdır. Çökelme hızı, m/saat veya cm/sn birimleri ile ifade edilebilir.

     

    Savak Yükü: Birim sürede savağın birim boyundan geçen akışkandır. Savak taşma hızı, m3/m.st birimi ile ifade edilir.

     

    Çöktürme Tankı: Yerçekimi etkisiyle atıksudan katı maddeleri ayırmaya yarayan ve işlevine göre birinci çöktürme tankı, ara çöktürme tankı ve ikinci çöktürme tankı olarak da adlandırılan yapıdır.

     

    Dezenfeksiyon: Mikroorganizmaların patojenik etkilerini belirli bir seviyenin altına düşürmek amacıyla atıksuyun veya çamurun arıtılmasıdır.

     

    ÖN ARITMA VE BİRİNCİ KADEME ARITMA

     

    Izgara: Bir atıksu akıntısındaki iri parçacıkları ve maddeleri elle veya mekanik olarak çalışan tırmık şeklindeki çubuklar veya hareketli bantlar üzerinde veya dönen diskler veya genleştirilmiş metal levhadan yapılmış ya da kafes şeklindeki tamburlar üzerinde tutan tertibattır.

     

    Parçalayıcı (Ezici): İri parçacıkların boyutunu küçültmek için kullanılan mekanik ekipmandır.

     

    Kum Tutucu: Çakıl, kum veya benzeri mineral malzemeleri atıksudan ayırmada kullanılan yapıdır.

     

    Yağ Tutucu: Gres, yağ ve diğer yüzen maddeleri atıksudan ayırmada kullanılan yapı veya mekanik ekipmandır.

     

    Dengeleme: Atıksuyun akış hızının, konsantrasyon ve sıcaklık gibi parametrelerinin bir dengeleme tankı içerisinde dengelenmesidir.

     

    Birincil Çöktürme Tankı: Ham veya kaba arıtmadan geçirilmiş atıksudaki çöktürülen katı maddelerin büyük çoğunluğunun çöktürülerek ayrıldığı çöktürme tankıdır.

     

    YÜZEYDE BÜYÜYEN SİSTEMLER

     

    Biyolojik Film: Bir destek ortamının yüzeyinde mikroorganizmaların oluşturduğu tabakadır.

     

    Sabit Film Reaktörü: Biyolojik arıtmanın çok büyük bir bölümünün destek ortamı üzerinde yer alan biyolojik film tarafından gerçekleştirildiği reaktördür.

     

    Damlatmalı Filtre: Atıksuyun, destek ortamı yatağı boyunca süzüldüğü sabit film reaktörüdür. Bu tür filtrelerde, havalandırma doğal olarak gerçekleşebilir veya yapay olarak gerçekleştirilebilir.

     

    Granüler Sabit Yatak Reaktörü (Biyofiltre): Süzme ve biyokimyasal parçalanma işlemlerinin birlikte gerçekleştiği, granül hâlindeki malzemelerden oluşan bir ortama sahip sabit film reaktörüdür.

     

    Akışkan Yatak Reaktörü: Parçacıklardan oluşan yatağın, sıvının, gazın veya sıvının ve gazın birlikte yukarıya doğru akışı sebebiyle serbestçe asılı kaldığı sabit film reaktörüdür.

     

    AKTİF ÇAMUR SİSTEMİYLE ARITMA

     

    Aktif Çamur: Aerobik veya havasız şartlar altında, askıdaki bakteriler veya diğer mikroorganizmaların büyümesiyle oluşan biyolojik kütledir.

     

    Geri Devir Çamur Oranı: Geri devredilen aktif çamur debisinin, atıksu arıtma sistemine giren atıksu debisine oranıdır.

     

    Fazla (Atık) Aktif Çamur: Bir aktif çamurla arıtma sisteminden uzaklaştırılan çamurdur.

     

    Çamur Yaşı: Aerobik bölgelerde oluşan toplam çamuru sabit bir hızla tanklardan dışarı göndermek için gereken ve hesaplanarak bulunan süredir. Çamur yaşı, arıtılmış çıkış suyundaki katı maddeler dikkate alınarak hesaplanır. Çamur yaşı, gün birimi ile ifade edilir.

     

    Havalandırma: Bir yere hava veya oksijen verilmesidir.

     

    Uzun Süreli Havalandırma: Çamur yaşının yüksek olduğu aktif çamurla arıtma işlemidir.

     

    Oksijen Tüketim Hızı: Birim hacim sıvı başına birim zamanda tüketilen oksijen miktarıdır. Oksijen tüketim hızı, mg/(L.h) veya mg/(L.min) birimleri ile ifade edilebilir.

     

    Durultucu (İkinci Çöktürme Tankı): Aktif çamurun, arıtma tesisini terk eden akıntıdan veya biyolojik filtreden ayrıldığı çöktürme tankıdır.

     

    Çamur Hacimsel Yüzey Yükü: Bir çöktürme tankının yatay kesit alanından birim zamanda geçen çamur hacmidir. Çamurun hacimsel yüzey yükü, yüzey yükleme hızı ve çöken çamur hacminin çarpımından hesaplanır. Çamur hacimsel yüzey yükü m3/(m2.h) birimi ile ifade edilir.

     

    Çamur Hacim İndeksi (SVI): Belirli şartlar altında, belirli bir sürede (genellikle 30 dakikada) çöken aktif çamurun çökmeden sonra 1 gramının kapladığı mililitre cinsinden hacimdir. Çamur hacim endeksi veya karıştırıldıktan sonraki çamur hacim endeksi mL/g birimi ile ifade edilir.

     

    Çamur Kabarması: Aktif çamurla arıtma tesislerinde, genellikle aşırı miktardaki ipliksi organizmalar sebebiyle meydana gelen oldukça fazla hacim kaplayan ve kolaylıkla çöktürülemeyen aktif çamur oluşumudur.

     

    DİĞER ATIKSU ARITMA İŞLEMLERİ

     

    Atıksu Lagünü (Havuzu): Yükseltgeme havuzu, havalandırılmalı lagün veya durultma havuzu gibi, çoğunlukla toprak engellerle oluşturulan atıksu arıtmaya yarayan çanak şeklindeki basit yapıdır.

     

    Çöktürme Lagünü (Havuzu): Atıksudan katı maddelerin ayrılması için kullanılan atıksu lagünüdür.

     

    Havasız Lagün: Atıksudaki çamurun çöktürülmesi, parçalanması ve çürütülmesi için kullanılan atıksu lagünüdür.

     

    Havalandırmalı Lagün: Havalandırmanın yapay olarak gerçekleştirildiği, çamurun geri devrettirilmediği atıksu lagünüdür.

     

    Doğal Lagün: Atıksuyun yapay olarak havalandırmadan biyolojik olarak arıtıldığı bir seri atıksu havuzundan oluşan arıtma sistemidir.

     

    Toprakta Arıtma (Toprağa Verme): Atıksuyun toprak altına sızması sonucunda arıtılması veya genellikle nihai olarak bertaraf etmek amacıyla atıksuyun toprak yüzeyine yayılmasıdır.

     

    ÇAMURUN ARITILMASI

     

    Çamur Arıtma: İnceltme, kararlı hâle getirme, şartlandırma, su giderme, kurutma, dezenfeksiyon ve yakma gibi çamuru tekrar kullanmak veya bertaraf etmek amacıyla yapılan işlemlerdir.

     

    Çamur Bertaraf Etme: Çevresel herhangi bir yarar olmaksızın, çamurun veya yakılmasıyla elde edilen küllerin toprağa verilmesidir.

     

    Ham Çamur: Üzerinde herhangi bir işlem yapılmamış kararlı olmayan çamurdur.

     

    Birincil Çamur: Birincil arıtma sonucu elde edilen ve geri devrettirilen çamurla karıştırılmamış çamurdur.

     

    İkincil (Biyolojik) Çamur: İkincil arıtma veya biyolojik arıtma sonucu elde edilen çamurdur.

     

    Kimyasal Çamur: Kimyasal çöktürme işlemiyle ayrılan çamurdur.

     

    Havasız Çamur Çürütme: Çamurun organik madde muhtevasının havasız olarak azaltıldığı işlemdir.

     

    Aerobik Çamur Çürütme: Çamurun organik madde muhtevasının aerobik olarak azaltıldığı işlemdir.

     

    Biyogaz: Havasız çürüme işlemi sırasında meydana gelen ve esas olarak metan (CH4) ve karbondioksitten (CO2) oluşan gaz karışımıdır.

     

    Çamur Yoğunlaştırma: Yerçekimi kuvveti gibi bir kuvvet yardımıyla çamur üzerindeki sıvının uzaklaştırılmasıyla çamurdaki katı madde konsantrasyonunun artırılması işlemidir.

     

    Çamur Sıyırıcı: Yoğunlaştırıcıda, çoğunlukla bıçaklarla donatılmış düşey çubuklardan oluşan ve yavaş hızla dönen mekanizmadır.

     

    Çamur Lagünü: Çamuru biriktirmek amacıyla kullanılan lagündür.

     

    Çamur Şartlandırma: Çamurun suyunun tamamen giderilmesi amacıyla uygulanan fiziksel, kimyasal, termal veya diğer arıtma işlemleridir.

     

    Kimyasal Şartlandırma: Ortama kimyasal madde ilave ederek yapılan şartlandırmadır.

     

    Termal Şartlandırma: Çamur sıcaklığının değiştirilmesiyle yapılan şartlandırmadır.

     

    Çamur Kurutma Yatağı: Çamur suyunun giderilmesi ve daha sonra suyun toprağa verilmesi veya buharlaştırılması yoluyla çamurun kurutulmasında kullanılan yapıdır.

     

    Filtre Keki: Bir süzme işleminde çamur suyunun giderilmesi sırasında filtre üzerinde kalan katı veya yarı katı kalıntılardır.

     

    Çamur Sıvısı: Çamurdan ayrılan sıvıdır.

     

    Nihai Çamur Şartlandırma: Çamuru herhangi bir şekilde kullanmak veya bertaraf etmek amacıyla gerçekleştirilen fiziksel, kimyasal, termal veya diğer çamur arıtma işlemleridir.

     

    Termal Çamur Kurutma: Suyun çamurdan buharlaştırılarak uzaklaştırıldığı işlemdir.

     

    Çamur Yakma: Çamurdaki organik maddelerin yüksek sıcaklıkta yükseltgenmesidir.

     

    Kuru Katı Madde Muhtevası: Çamurdaki katı maddelerin toplam miktarının çamurun kütlesine oranıdır.

     

    KAYNAKLAR
    • DIN EN 1085 (1997) Wastewater Treatment – Vocabulary
    • TS EN 1085 Atıksu Arıtımı – Terimler ve Tarifler
    • Atıksu Arıtma Tesisleri Tasarım Rehberi (2012)

Sayfa 4 Toplam: 60« First...3456102030...Son Sayfa »

Copyright © 2013 - 2017 • Tüm Hakları Saklıdır.