Karbondioksit Yakalama ve Depo...

Küresel iklim değişikliği günümüzdeki en önemli çevre sorunlarından biri ve başlıca sebebinin atmosferdeki karbondioksitin ...

Nükleer Enerji

Nükleer Enerji...

Dünya elektrik ihtiyacının 2010 ile 2035 yılları arasında yıllık ortalama %2,2 oranında, toplamda ise %70 ...

  • Su, canlı yaşamının devamı için şüphesiz hayati bir önemi sahip. Suyun önemini en açık şekilde ifade etmek için verilebilecek örnekleri fazla uzaklarda aramamıza ise gerek yok. Çünkü sadece insan bedeni bile suyun önemine dair binlerce örneği bünyesinde barındırıyor.

     

    Suyun insan vücudunda, bırakın yokluğunu; eksikliğinin dahi ne tür sonuçlar doğurabileceğini, sağlık alanındaki en yetkili ve muteber kuruluş olan Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) tespitleriyle ifade etmek yeterli olacaktır.

     

    Su kaybının insan üzerindeki etkileri şu şekildedir;

    • %1 oranında su kaybı: Susuzluk hissi, ısı düzeninin azalması, performans kaybı
    • %3 oranında su kaybı: Vücut ısı düzeninin iyice bozulması, aşırı susuzluk hissi
    • %4 oranında su kaybı: Fiziksel performansın %20 – 30 düşmesi
    • %5 oranında su kaybı: Baş ağrısı, yorgunluk
    • %6 oranında su kaybı: Halsizlik, titreme
    • %7 oranında su kaybı: Fiziksel aktivite sürerse bayılma
    • %10 oranında su kaybı: Bilinç kaybı
    • %11 oranında su kaybı: Vücut dirençsizliği, olası ölüm
    • %12 oranında su kaybı: %97 oranında ölüm
    • %15 oranında su kaybı: %100 ölüm

     
    Suyun insan vücudundaki görevleri ise şunlardır;
    • Hücrelerin ihtiyacı olan maddeleri hücreye taşımak,
    • Hücrelerin fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için gerekli olan katı maddelerin çözünmesini sağlamak,
    • Hücrelerde metabolik faaliyetler sonucu oluşan atık maddeleri boşaltım sistemi organlarına taşıyarak vücut dışına atılımını sağlamak,
    • Vücut ısısını dengede tutmak,
    • Kanın hacmini dengelemek,
    • Besinlerin sindirimine yardımcı olmak,
    • Beyin ve omurilik gibi bazı organları dış etkenlerden korumak.

     

    Canlı hayatı açısından önemi şüphe götürmeyen su ile alakalı akla şu soru gelebilir: “Yeterince suyumuz var mı?”

     

    Dünya su kaynaklarının %96,7’si tuzlu su, %3’ü ise tatlı su formundadır. Tatlı suların ise %68,3’ü buzullarda, %31,4’ü yeraltında, %0,3’ü ise yüzey suyu olarak bulunuyor. Yüzey sularının ise %87’si göllerde, %2’si nehirlerde, %11’i ise bataklıklarda bulunuyor.

     

    Dünyadaki sınırlı kullanılabilir su rezervleri her geçen gün tükenirken, ülkelerin su politikaları ve su tasarrufu konusunda alınması gereken tedbirlerin de önemi her geçen gün artıyor.

     

    Suyumuzu Korumak ve Tasarruf Etmek İçin Bireysel Olarak Neler Yapabiliriz?

     

    Yapılan tespitlere göre evlerde suyun %35’i banyoda, %30’u tuvalette, %20’si çamaşır ve bulaşık yıkamada, %10’u yemek pişirme ve içme suyu olarak, “%5’i ise temizlik maksadıyla kullanılıyor.

     

    Mutfak: Evde harcanan suyun yaklaşık %10’u mutfakta kullanılır. Pişirme, temizleme, yıkama ve içme maksatlı su kullanımında birkaç noktaya dikkat ederek sarfiyat azaltılabilir.

     

    • Sebze ve meyvelerinizi akan suyun altında yıkamak yerine, bir kabın içinde yıkayabilirsiniz. Bu yöntemle 4 kişilik bir ailenin 1 yılda 18 ton su tasarrufu sağlayabileceği belirtiliyor.

     

    • Yıkama sularını daha sonra çiçeklerinizi sulamak için tekrar kullanabilirsiniz.

     

    • Ispanak, semizotu, pazı gibi yeşil yapraklı sebzeleri ayıkladıktan sonra ilk yıkama suyuna sirke koyarsanız daha kolay temizlenir, bu da daha az su sarfiyatı anlamına geliyor. Çamaşır ve bulaşık makinelerini tam dolu iken çalıştırmak ve az lekeli çamaşırlar için kısa yıkama programlarını tercih etmek su sarfiyatını azaltmak için güzel bir adım olabilir.

     

    • Elde bulaşık yıkayacaksanız, mümkün olduğunca daha az deterjan kullanmak, durularken ihtiyaç duyacağınız su miktarının daha az olması demek.

     

    • Donmuş yiyeceklerin buzu çözülsün diye akan suyun altına tutmak yerine, kullanmadan bir gece önce buzdolabında çözülmeye bırakmak hem daha sağlıklı hem de su tasarrufu açısından daha iyi bir yol olabilir.

     

    Banyo: Evde en çok su banyoda harcanır. Günlük su tüketimimizin yaklaşık %35’i banyodadır.

     

    • Banyoda su tasarrufunun en kolay yolu suyu tasarruflu kullanan duş başlığı ve sifon taktırmak. 6 dakika duş yaptığınızda, tasarruflu duş başlığıyla her banyoda 50 litreye kadar daha az su harcamış olursunuz.

     

    • Banyo suyunun ısınmasını beklerken suyu bir kovaya doldurun.

     

    • Küvetinizi suyun sıcaklığını kontrol ederek doldurabilirsiniz. Çünkü sıcak suyu sonradan ılıtmak daha fazla su sarfiyatına neden olabilir.

     

    •Duş sürenizi sadece 1 dakika azaltarak, kişi başına yıllık 18 ton su tasarrufu sağlayabilirsiniz.

     

    • Sifonun bir kez çekilmesi ile ortalama 10 lt su harcanır. Gelişen teknoloji sayesinde, standart modellere göre %60 daha az su tüketen klozetler bulunmaktadır. Rezervuarların boyutunu küçülterek 12-20 litrelik yerine, 6-7 litrelik kademeli rezervuarları tercih edebiliriz.

     

    • Dişlerinizi fırçalarken, yüzünüzü yıkarken suyu akar vaziyette bırakmak dakikada yaklaşık 15-20 litre suyun (yılda 12 ton) boşa akmasına sebep oluyor.

     

    • Tıraş bıçağınızı akan suyun altında değil, bir tas suyun içinde durulamak da alınabilecek tedbirler arasında.

     

    • Elde çamaşır yıkarken aynı suda önce beyazları; sonra renklileri yıkayabilirsiniz. Çamaşırdan arta kalan suyu temizlik için bahçeye veya tuvaletinize dökmek için kullanabilirsiniz.

     

    Musluklar:
    • Musluklarınız su damlatıyorsa tamir ettirmemek günlük 30-200 litre suyun boşa akmasına neden oluyor.

     

    •Musluklarda ve duş başlıklarında su akışını azaltan, ancak su basıncını arttıran yeni sistemleri kullanmak “daha az su, daha fazla verim” anlamına geliyor.

     

    Bahçe:
    • Bahçenizi, çiçeklerinizi sulamak için günün serin saatlerini seçmek, buharlaşma ile suyun büyük bir bölümünü kaybetmenizi engeller.

     

    • Otomobilimizi, balkonlarımızı, bahçelerimizi hortumla yıkamak yerine, kovaya doldurduğumuz suyla yıkayabiliriz.

     

    Su tasarrufunu sadece doğrudan kullandığımız su olarak ele almak gerçekçi bir yaklaşım olmayabilir. Zira herhangi bir ürünün üretilmesinde kullanılan suyu hesaba kattığımızda, o ürünü israf etmek aynı zamanda o ürün için kullanılan suyu da israf etmek anlamına geliyor. Mesela çayınıza attığınız fazladan bir çay kaşığı şekerin üretilmesinde yaklaşık 50 fincan su kullanılıyor. Yani bir kaşık şekeri israf etmek, dolaylı yoldan 50 fincan suyu israf etmek demek.

  • 21 Kasım 2013 tarihinde yayımlanan ve 1 Ocak 2014 tarihinde yürürlüğe giren “Çevre Görevlisi, Çevre Yönetim Birimi ve Çevre Danışmanlık Firmaları Hakkında Yönetmeliğin” Eğitim başlıklı 17. Maddesinde “Bakanlık, belge sahibi çevre görevlilerine yılda en az bir kez eğitim verir veya verdirir. Çevre görevlileri vize dönemi içinde en az bir kere bu eğitime katılmak zorundadır. Eğitim ile ilgili usul ve esaslar Bakanlıkça belirlenir.” hükmü yer almaktadır.

     

    Bu kapsamda Bakanlık tarafından 2010 yılından 01 Haziran 2012 tarihine kadar Çevre Görevlisi Belgesi alan ve 01 Haziran 2017 tarihine kadar belge geçerlik süresi bulunan Çevre Görevlilerine yönelik Çevre Görelisi Vize Yenileme Eğitimi düzenlenecektir. Ocak 2017 tarihinde belge süreleri dolmak üzere olanların 20 Kasım 2016 tarihine kadar başvuru yapmaları gerekmekte olup, belirtilen tarihe kadar başvurmaları halinde öncelikli olarak eğitime başlatılacaktır. Sistemde kayıtlı olan T.C. kimlik numaralı Çevre Görevlileri giriş yapacaktır. Belirtilen tarihler dışında Çevre Görevlisi Belgesi olanlar başvuru yapamayacaktır.

     

    Çevre Görevlisi Vize Yenileme Eğitimi başvuruları 16-30 Kasım 2016 ile tarihleri arasında kabul edilecek olup, başvurular http://uzaktanegitimbasvuru.csb.gov.tr/ internet adresinden yapılacaktır.

     

    Çevre Görevlisi Vize Yenileme Eğitimi Uzaktan eğitim şeklinde olup başvurular ve eğitim internet üzerinden yapılacaktır. Adaylar, online uzaktan eğitim portalı üzerinden gruplar halinde eğitime alınacaktır. Eğitime başvuruda istenilen bilgilerin eksiksiz şekilde doldurulması gerekmektedir. Başvurularda diploma ve eğitim ücreti yatırıldığına dair dekont sisteme yüklenerek yapılacaktır. Uzaktan eğitim Başvurusu için E-imza/Mobil imzaya gerek yoktur.

     

    Çevre Görevlisi Eğitim süresi 7 (yedi) takvim günü ile sınırlanacaktır. Bu süre sonunda adaylar için online uzaktan eğitim portalı kapatılacaktır. Adaylar belirtilen gün içerisinde sisteme giriş yaparak eğitimi tamamlamak zorundadır. Bu süre içerisinde eğitimi tamamlamayan adaylar eğitim haklarını kaybetmiş sayılacaktır.

     

    “Çevre Görevlisi Vizesi Uzaktan Eğitim Ücreti” 100 TL olup, Eğitim Ücreti Türkiye Halk Bankası A.Ş. de açılan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı KUTA hesabı 113 nolu kaleme “Çevre Görevlisi Vize Uzaktan Eğitim Ücreti” açıklaması yapılarak yatırılacaktır. Eğitim ücreti doğrudan banka şubesinden yapılması gerekmektedir. (EFT ve/veya Havale ile yapılan işlemler kabul edilmemektedir. ).

     

    Çevre Görevlisi Eğitimini tamamlayan adaylara elektronik olarak e-sertifika düzenlenecektir. Eğitimi tamamlayarak sertifikasını alan adaylar, Çevre Görevlisi Vize Yenileme Başvurusu yapmak için Bakanlığın izin lisans (http://izinlisans.cevre.gov.tr) yazılım portalı üzerinden e-imza ile elektronik olarak başvuru yapacaklardır.

     

    Not: Bakanlık merkez ve taşra teşkilatında çalışan ve hali hazırda Bakanlık çalışanı olarak Çevre Görevlisi Belgesi alan kişiler, Vize yenileme başvurusu yaptıkları tarih itibari ile Bakanlık merkez ve taşra teşkilatının çevre ile ilgili birimlerde çalıştıklarını belgelendirmeleri durumunda, yapılacak Çevre Görevlisi Vize Yenileme Eğitimine katılmalarına gerek bulunmamaktadır. Bu durumda olanlar Çevre Görevlisi belgelerini vize yaptırmak için izin lisans yazılım sitemi üzerinden ilgili belgelerle başvuru yapabilir.

     

    Usul ve esasların Bakanlık tarafından belirlendiği eğitime, çevre görevlileri vize dönemi içinde en az bir kez katılmak zorunda. Söz konusu eğitimde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik İl Müdürlükleri ile sanayiciler arasında yaşanan sıkıntılar değerlendirilecek ve sıkıntılara çözüm önerilerinin getirilmesi sağlanacak.

     

    İletişim;

    Havva ÖZKIR Şule TEBER Pelin BAŞARISOY
    0(312) 410 18 57 0(312) 410 19 95 0(312) 410 19 85
    havva.ozkir@csb.gov.tr sule.teber@csb.gov.tr pelin.basarisoy@csb.gov.tr

     

    SON BAŞVURU TARİHİ: 30 Kasım 2016

     

    Çevre Görevlisi Eğitimi Konu Başlıkları

     

    – Ambalaj Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği
    – Atık Elektrikli ve Elektronik Eşyaların Kontrolü Yönetmeliği
    – Atık Pil ve Akümülatörlerin Kontrolü Yönetmeliği
    – Atık Yağların Kontrolü Yönetmeliği
    – Atık Yönetimi Yönetmeliği
    – Atıkların Yakılmasına İlişkin Yönetmeliği
    – Atıkların Düzenli Depolanmasına Dair Yönetmelik
    – Atık Getirme Merkezleri Tebliği
    – Atık Ara Depolama Tesisleri Tebliği
    – Atıktan Türetilmiş Yakıt, Ek Yakıt ve Alternatif Hammadde Tebliği
    – Atıkların Karayolunda Taşınmasına İlişkin Tebliğ
    – Atıksu Arıtma/Derin Deniz Deşarjı Tesisleri Proje Onay Genelgesi
    – Atıksu İzinleri
    – Atık Yönetimi Uygulaması
    – AAT Kimlik Belgesi
    – Bitkisel Atık Yağların Kontrolü Yönetmeliği
    – Bazı Tehlikesiz Atıkların Geri Kazanımı Tebliği
    – Çevre İzin ve Lisans Yönetmeliği
    – Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği
    – Çevre Görevlisi, Çevre Yönetim Birimi ve Çevre Danışmanlık Firmaları Hakkında Yönetmelik
    – Çevre Denetim Yönetmeliği
    – Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği
    – Endüstriyel Atık İzinleri
    – Gemilerden Atık Alınması ve Atıkların Kontrolü Yönetmeliği
    – Hafriyat Toprağı İnşaat ve Yıkıntı Atıkların Kontrolü Yönetmeliği
    – Hassas ve Az Hassas Alanlar Tebliği
    – Hava ve Gürültü İzinleri
    – İzin Lisans Sistemi
    – Kentsel Atıksu Arıtımı Yönetmeliği
    – Koku Oluşturan Emisyonların Kontrolü Yönetmeliği
    – Kompost Tebliği
    – Kimyasalların Yönetimi
    – Laboratuvar Faaliyetleri
    – Maden Atıkları Yönetmeliği
    – Mekanik Ayırma, Biyokurutma ve Biyometanizasyon Tesisleri İle Fermente Ürün Yönetimi Tebliği
    – Ömrünü Tamamlamış Araçların Kontrolü Yönetmeliği
    – Ömrünü Tamamlamış Lastiklerin Kontrolü Yönetmeliği
    – Özel ve Evsel Atık İzinleri
    – Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği ve Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği Uygulamaları
    – Sanayi Kaynaklı Hava Kirliliğinin Kontrolü Yönetmeliği
    – Seveso
    – Tıbbi Atıkların Kontrolü Yönetmeliği
    – Tehlikeli Atıkların Kontrolü Yönetmeliği
    – Toprak Kirliliğinin Kontrolü ve Noktasal Kaynaklı Kirlenmiş Sahalara Dair Yönetmelik
    – Tekstil Sektöründe Entegre Kirlilik Önleme ve Kontrol Tebliği

  • NMG Geri Dönüşüm Çevre Mühendisi İş İlanı Tanımı: Elektronik atık geri dönüşüm sektöründe faaliyet göstermekte olan firma bünyesinde istihdam edilmek üzere, Danışmanlık hizmeti alınan kurum, bakanlık ve il çevre ile ilişkilerin takibini yürütecek, Müşteri portfoyünü geliştirecek araştırmalar yapıp, potansiyel müşteriler ile iletişime geçecek, Mevcut müşterilere atık yönetim danışmanlığı yapacak, Personel ve araç organizasyonlarını düzenleyecek Çevre Mühendisi alınacaktır.

     

    Veri İmha Hizmetleri: Banka vb. güvenlik gerektiren hassas bilgiler içeren ve güvenlik sorunları yaşanabilecek cihazların imha işlemleri, Hard Disklerin Delinmesi, Data Güvenli Titiz Bir şekilde İmha Edilir. Müşterilerin imha edilen e-atıkları için “Veri İmha Sertifikası” düzenlenir. Bu sertifika NMG Geridönüşüm tarafından gerçekleştirilen geri dönüşüm işleminin yasal mevzuata ve çevre sağlığına uygun bir şekilde yapıldığını müşterilerine taahhüt eder.

     

    NMG Geri Dönüşüm Çevre Mühendisi İş İlanı Aranan Nitelikler:

    • Üniversitelerin Çevre Mühendisliği Bölümü’nden mezun
    • İstanbul Avrupa yakası Esenyurt, Beylikdüzü Bahçeşehir ve Hadımköy’de ikamet eden
    • Sözlü ve yazılı olarak kendini ifade etmekte zorluk çekmeyen, çözüm odaklı çalışan
    • İş takibi konusunda titiz
    • Diksiyonu düzgün
    • Günü birlik seyahat engeli olmayan
    • B sınıfı ehliyet sahibi ve aktif araç kullanabilen
    • Bay adaylar için askerlik ile ilişiği olmayan

     

    Yukarıda belirtilen özelliklere sahip Çevre Mühendisi adaylarının fotoğraflı öz geçmişlerini verilen mail adresine yollamaları gerekmektedir. Mail dışında yapılacak başvurular değerlendirmeye alınmayacaktır.

     

    NMG Geri Dönüşüm İletişim Bilgileri:
    Firma/Kurum Ünvanı: NMG Geri Dönüşüm
    E-posta: nihat@nmggeridonusum.com.tr
    Tel: 0(533)632 96 94
    Adres: Akçaburgaz Mah. 1575. Sok. No:3C/6 Esenyurt-İSTANBUL

     

    Çevre Mühendisi İş İlanı Son Başvuru Tarihi: 14.12.2016

  • Koku, koku alma duyusuyla hissedi­len, genelde çok düşük konsantras­yonlarda havada çözünmüş bulunan kimyasal maddelerden her biridir. Atıksu arıtma tesisleri, tavuk çiftlik­leri, kimyasal madde üreten tesisler ve diğer endüstriyel tesislerinden kaynaklı kokuya sebebiyet veren emisyonlar, gerek bölgede yaşayan insanlarda oluşturduğu rahatsızlık ve gerekse içerdiği kirleticilerin yol açtığı çevresel etkileri nedeniyle dünya çapında önemli bir çevre sorunu haline gelmiştir.

     

    Koku oluşturan kaynakların başında atıksu altyapı tesisleri gelmektedir. Atıksu altyapı tesislerinde koku emisyonları genellikle kanalizasyon ve pompa istasyonlarında, arıtma kademelerinde, çamur bertaraf ünitelerinde organik maddelerin mikroorganizmalar tarafından parçalanması sırasında oluşmaktadır. Dolayısıyla atıksuyun doğası gereği, atıksu bertaraf tesislerinin tamamen kokusuz olmasını sağlamak mümkün değildir. Ancak iyi tasarlanmış bir tesis ile olası kötü koku yayılımını en aza indirmek mümkündür.

     

    Bu sistemlerde koku probleminin yaygın hale gelmesinin en önemli nedenlerinden biri de, yaşanan gelişmelere bağlı olarak arıtma tesislerinin ve kapasitelerinin artması ile birlikte işletme problemi yaşayan tesis sayısındaki artıştır. Diğer bir neden ise şehirlerin gelişme durumuna bağlı olarak atıksu arıtma te­sislerinin yapılaşmaların merkezinde kalması nedeniyle bölgede yaşayan insanların kokuya yönelik şikayet ve hassasiyetlerinin artmasıdır. Son yıllarda da koku şikayetlerinin artış göstermesine bağlı olarak kanalizas­yon ve arıtma tesislerinin işletilmesi ile bu tesislerde oluşan organik ve diğer atıkların bertarafı ve taşınması esnasında oluşan koku emisyonları­nın etkilerinin belirlenmesi ve mini­mize edilmesi giderek önem kazanan konulardan biri haline gelmiştir.

     

    Atıksu Kaynaklı Koku Oluşumu

     

    Atıksuyun toplandığı veya iletildiği herhangi bir yerde (atıksu arıtma te­sisi ve kanalizasyon sistemleri) atıksu ile beraber gelen kimyasallar ya da organik maddelerin biyolojik olarak ayrışması sonucu oluşan gazlar, lokal kokulara sebebiyet vermektedir. Bununla birlikte; koku problemi­nin bilhassa toplama sistemleri ve ön arıtma ünitelerinde septik şart olarak bilinen “anaerobik koşullarda” oluştuğu bilinmektedir. Bu sebeple anaerobik koşulların oluşmasının beklendiği bazı ünitelerde koku problemine daha sık rastlanılmaktadır. Atıksu arıtma tesislerinde kokunun oluşabileceği üniteler; atıksu toplama yapıları, giriş yapıları, ön arıtma üniteleri, çöktürme yapıları, havalandırma havuzları, çamur yoğunlaştırma havuzları, çamur susuzlaştırma üniteleri, susuzlaştırılmış çamurun nakli, anaerobik çamur çürütücü üniteleri, çamur yakma tesisleri (sıcaklık düşük olduğunda) ve depolanması olarak örneklendirilebilir. Kanalizasyon sistemlerinde ise hava tahliye kanalları, yıkama bacaları, muayene bacaları ve ham atıksu terfi istasyonları atıksulardan salınan kokulu gazların birikimi nedeniyle koku potansiyeli yüksek bölgelerdir.

     

    Atıksu arıtma tesislerinde ve kanalizasyon içinde mikrobiyolojik faaliyetlerle oluşan ve çok düşük konsantrasyonlar da bile yüksek koku etkisine sahip olan H2S (Hidrojen Sülfür), merkaptan/disülfür gibi or­ganik sülfür bileşikleri ile protein parçalanmaları sonucu açığa çıkan amonyak kokunun en önemli nedenidir. Özellikle H2S’in ölümcül etkisinden dolayı koku, kaynağından (özellikle terfi istasyonları, giriş yapı­ları, ızgara ve kum tutucu üniteleri ve çamur sistemleri vb) doğru şekilde ve yeterli kapasitede çekilerek koku arıtma sistemlerinde arıtıldıktan sonra atmosfere verilmelidir. Atıksu arıtma tesislerindeki koku proble­minden sorumlu başlıca bileşikler; hidrojen sülfür (H2S), organik sülfür bileşikleri (merkaptanlar, dimetilsülfür), amonyak/azot bileşikleri, diğer kokulu bileşikler (asitler, uçucu yağ asitleri vb.) ve endüstrilerden gelen kokulu bileşiklerdir.

     

    Atıksu Arıtma Tesislerinde Koku Giderim Yöntemleri

     

    Atıksu toplama ve atıksu arıtma sistemlerinde kokuların kontrolü ve giderimine yönelik uygulanabilir pek çok farklı teknoloji mevcuttur. Kokulu gaz ve sıvıların koku oluşturan bileşiklerden arındırılması amacı ile bazı arıtma teknikleri kullanılmaktadır.

     

    Bu teknikleri; fiziksel, kimyasal ve biyolojik olmak üzere üç başlık altında toplamak mümkündür. Yüksek verim istendiğinde, kimyasal ve biyolojik işlemlerin bir arada kullanılması gibi proses birleştirmeleri uygulanabilir. Tekniklerden bazıları ise; adsorpsiyon, absorpsiyon, yaygın ve etkili bir şekilde kullanılan biyo-filtreler, sulu filtreleme, yakma, termal (ısıl) oksidasyon, kimyasal koku giderimi ve çeşitli pH düzenleyici sistemlerdir.

     

    Kokulu havanın arıtımında yöntem seçiminin temel kriterleri verim ve maliyettir. Verim, denemeler veya benzer koşullar altında çalışan tesislerin karşılaştırması yoluyla belirlenebilir Ayrıca, teknoloji seçiminde diğer kısıtlamalar da önemli olabilir. Yer kısıtlamaları, özellikle biyolojik filtrelerin; yükseklik kısıtlamaları ise ters akımlı biyolojik ve kimyasal yıka­yıcıların her iki tipinin de kullanımını sınırlayabilir. Kimyasal yıkayıcılarda, tehlikeli kimyasal kullanımından kay­naklanan etkiler göz önünde bulundurulmalıdır. Ulaşılabilme zorlukları, düzenli değiştirme ihtiyacının olduğu katı absorplayıcılar ile biyo-filtrelerin kullanımı sınırlandırabilir. Elektri­ğin, suyun veya nihai atıksu ile sızan sular için uygun drenaj imkanlarının bulunması diğer dikkat edilmesi ge­reken hususlardır.

     

    Koku Yönetimi İçin Stratejiler

     

    Dünya ve ülkemize bakıldığında atıksu arıtma tesislerinde ve atıksu topla­ma sistemlerinde koku kontrolünün, projelendirme aşamasında genellikle dikkate alınmadığı ve uygulama aşa­masında yaşanan sıkıntılara bağlı olarak kokunun önlenmesine yönelik tedbirler alındığı görülmektedir.

     

    Atıksu Toplama Sistemlerinde Kokunun Önlenmesi

    • Atıksu toplama sistemlerinde koku oluşumunu kontrol altına al­mak için deşarj yönetmeliklerine göre kollektör hatlarındaki deşarj­ların düzenli olarak denetlenmesi gerekmektedir. Bazı durumlarda deşarj yönetmeliklerindeki sınır değerleri sağlanması için endüst­riyel atıksu deşarjlarına ön arıtım uygulanması gerekebilmektedir.
    • Kanalizasyon sistemlerinin akışı sağlayacak şekilde projelendiril­mesi, kanalizasyon sistemlerinin kritik noktalarına hava verilmesi ya da anaerobik mikrobiyel büyü­meyi sağlayan koşulları kontrol altına almak adına pH kontrolü ya da dezenfeksiyon işlemleri uygu­lanması gerekebilmektedir. Ayrı­ca, türbülanstan dolayı oluşacak olan kokuların minimize edilmesi amacıyla atıksu toplama sistemi­nin projelendirilmesinde türbülans durumlarına özellikle dikkat edilmesi gerekmektedir.

     

    Atıksu Arıtma Tesislerinde Kokunun Önlenmesi

    • Atıksu Arıtma Tesislerinde, ön­celikle; önemli koku kaynakları mümkün olduğunca, tesis çevresinde bulunan hassas yerlerden uzağa konumlandırılmalıdır. Ayrı­ca atıksu arıtma tesisinin peyzaj çalışmaları sırasında güzel koku veren ağaç ve bitkilerin seçilmesi kokunun perdelenmesi için tercih edilebilir.
    • Uygun ve doğru tasarlanmış giriş ve çıkış savak yapıları, boru ve kanallar boyunca hidrolik sıçramaların elimine edilmesi gibi tasarım ayrıntılarının göz önüne alınması ve işletme koşullarında su seviye­sinin kontrolü ile serbest düşüşten kaynaklı türbülansın minimize edilmesi gerekmektedir.
    • İşletme aşamasında projelendir­meye uygun kirlilik yüklerinin ve debilerin arıtma tesisine girişinin sağlanması, prosese aşırı organik yükün gelmesi durumunda biyolojik arıtma proseslerinde havalandırma oranının arttırılması, debi artışına yönelik olarak kapa­site artışının yapılması ya da ilave edilen ünitelerin devreye alınması, fazla çamurun atımına ait pom­pa işlemlerinin sıklıkla yapılması, çamur yoğunlaştırma işleminde seyreltilmiş klorlu su ilave edilmesi vb önlemler alınması, aerosol bileşiklerinin salınımının kontrol altına alınması, ızgara ve kum tu­tucu atıklarının bertarafına yönelik işlemlerin arttırılması ile koku oluşumu kontrol altına alınabil­mektedir.

     

    Yukarıda sıralanan tedbirlere rağmen; koku probleminin kaynağında önlenemediği durumlarda koku oluşan veya kokulu işlemlerin olduğu terfi merkezi ve çamur susuzlaştırma gibi kapalı ünitelerde kokulu gaz­ların toplanması ve arıtılması ile arıtma tesislerinde serbest haldeki koku minimize edilebilir.

     

    Kaynak;
    – Tchobanoglous, F.L. Burton, and H.D. Stensel. Wastewater Engineering: Treatmentand Reuse. 4th ed. Metcalf&Eddylnc. Newyork. NY: McGraw-Hill, 2003.

  • Kalkınmış ülkelerin ekonomilerinin büyük bir bölümü, karbon içeren yakıtların, plastiklerin, kimyasal maddelerin, dokumaların ve ilaçların işlenmesine ve üretimine dayanır. Karbon temelli sentetik bileşiklerin üretilmesi ve kullanılması, birçok ülkede yaşama düzeyini derinlemesine etkilemiştir.

     

    Kyoto Protokolü, küresel iklim değişikliği konusunda mücadele etmek için, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Sekreteryası tarafından, 11 Aralık 1997’de Japonya’nın Kyoto şehrinde Taraflar Konferansı’nda (Conference of the Parties) kabul edilen bir anlaşmadır.

     

    Kyoto protokolüne göre, sanayileşmiş ülkeler ile piyasa ekonomisine geçiş sürecindeki ülkeler, atmosfere saldıkları karbon dioksit (CO2), metan (CH4), nitröz oksit (N2O), hidroflorokarbon (HFC), Perflorlu Bileşikler (PCF) ve kükürt heksaflorür (SF6) sera gazı emisyonlarının salınımını azaltmaya veya bunu yapamıyorlarsa salınım ticareti yoluyla haklarını arttırmayı kabul etmişlerdir.

     

    Kyoto Protokolü, ülkelerin atmosfere saldıkları karbon miktarını 1990 yılındaki düzeylere düşürmelerini gerekli kılmaktadır. 1997’de imzalanan protokol, 16 Şubat 2005 yılında yürürlüğe girebilmiştir. Çünkü, protokolün yürürlüğe girebilmesi için, 1990 yılı itibariyle, sera gazı emisyonlarının en az %55’inden sorumlu olan 55 ülkenin onayını gerektirmekteydi ve bu orana ancak 8 yılın sonunda Rusya’nın katılımıyla ulaşılabilmiştir.

     

    Rusya’nın 2004 Kasım ayında Protokolü onaylaması ardından protokol yasal açıdan bağlayıcı olarak yürürlüğe girdi. Buna göre, Protokolü onaylayan sanayileşmiş ülkeler, başta karbondioksit ve metan olmak üzere, atmosfere saldıkları sera gazlarında, 2012 yılına kadar, 1990 yılındaki düzeyinden toplam yüzde 5,2 oranında bir indirime gitmeyi kabul etti.

     

    Fakat Kyoto Protokolü bir dizi sorunu ve anlaşmazlığı da beraberinde getirdi. Örneğin, atmosfere en fazla sera gazı salan Amerika Birleşik Devletleri ve diğer bir önde gelen sanayileşmiş ülke olan Avustralya Kyoto Protokolünün dışında kaldı.

     

    Kyoto Protokolü sanayileşmiş ülkelerin önüne, sera gazı emisyonlarında 2012 yılına kadar ne kadar indirime gideceklerini belirleyen somut hedefler koyuyordu. Amerika Birleşik Devletleri böyle bir hedef konmasına karşı çıkıyordu. Küresel ısınmaya ilişkin bilimsel verileri sorguladığı gibi, çözümün sera gazı salınımında indirime gitmek değil, temiz enerji kaynaklarını geliştirmek olduğunu düşünüyordu.

     

    Amerikalı yetkililer, Kyoto Protokolü’nü reddetmelerine rağmen temiz enerji teknolojileri ve iklim araştırmaları için yılda beş milyar dolar harcadıklarını söylüyorlardı. Karşıtları ise, yenilenebilir ve temiz enerji teknolojileri geliştirmenin olumlu olduğuna, fakat şu andaki sera gazı emisyonlarında indirime gitmeden bu çabaların kendi başına küresel ısınmayı engelleyemeyeceğine dikkat çekiyorlardı.

     

    Bir diğer tartışma konusu ise, Kyoto Protokolü’nde, kalkınmakta olan ülkelere emisyon sınırı konmaması. Bu ülkeler, atmosferin kirlenmesinden asıl olarak sanayileşmiş ülkelerin sorumlu olduğunu ve sınırlamaları onların üstlenmesi gerektiğini savunuyor, ayrıca Kyoto hedefleriyle kendi sanayileşme süreçlerinin engellenmemesi gerektiğini söylüyor.

     

    Kyoto Protokolü’nde de, hem bu nedenle, hem de emisyon düzeyleri zaten sanayileşmiş ülkelere kıyasla çok düşük olduğu için kalkınmakta olan ülkelere emisyonları sınırlayıcı hedefler konmamıştı. Fakat şimdi bazı kalkınmakta olan ülke ekonomileri hızla büyüyor ve atmosfere salınan sera gazı miktarı endişe verici oranlarda yükseliyor. Örneğin Çin 2002 yılında küresel düzeyde atmosfere salınan sera gazlarının yüzde 13,6’sından sorumlu ve bu oran Amerika Birleşik Devletleri’nden sonra ikinci büyük rakam.

     

    Yine Hindistan yüzde 4,2 ile atmosferi en fazla kirletenler arasında beşinci sıraya yükselmiş durumda. Dolayısıyla şimdi bu ülkelerin de emisyon hedefleri kabul etmesi yönünde bir görüş egemen olmaya başlıyor. Daha şimdiden Kyoto Protokolünü onaylayan sanayileşmiş ülkeler 2012 yılına kadar üstlendikleri hedefleri yerine getiremeyebilecekleri uyarısında bulunuyor.

     

    Sera gazı emisyonlarını azaltmak için Kyoto Protokolünün değişik yöntemler öngördüğünü biliyoruz. Temiz ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmenin yanı sıra ülkeler yeni ormanlık alanlar yaratarak karbon dioksit emen depolar oluşturabiliyor, eğer emisyon fazlaları varsa, kotalarını doldurmayan ülkelerden emisyon kredisi satın alabiliyor, ya da kalkınmakta olan ülkelere temiz enerji teknolojisi transfer ederek bundan kredi sağlayabiliyor.

     

    Kyoto Protokolü şu anda yeryüzündeki 181 ülkeyi ve sera gazı salınımlarının %55’inden fazlasını kapsamaktadır. Kyoto Protokolü ile devreye girecek önlemler, pahalı yatırımlar gerektirmektedir. Sözleşmeye göre;

    • Atmosfere salınan sera gazı miktarı %5’e çekilecek,
    • Endüstriden, motorlu taşıtlardan, ısıtmadan kaynaklanan sera gazı miktarını azaltmaya yönelik mevzuat yeniden düzenlenecek,
    • Daha az enerji ile ısınma, daha az enerji tüketen araçlarla uzun yol alma, daha az enerji tüketen teknoloji sistemlerini endüstriye yerleştirme sağlanacak, ulaşımda, çöp depolamada çevrecilik temel ilke olacak,
    • Atmosfere bırakılan metan ve karbon dioksit oranının düşürülmesi için alternatif enerji kaynaklarına yönelinecek,
    • Fosil yakıtlar yerine örneğin biyo dizel yakıt kullanılacak,
    • Çimento, demir-çelik ve kireç fabrikaları gibi yüksek enerji tüketen işletmelerde atık işlemleri yeniden düzenlenecek,
    • Termik santrallerde daha az karbon çıkartan sistemler, teknolojiler devreye sokulacak,
    • Güneş enerjisinin önü açılacak, nükleer enerjide karbon sıfır olduğu için dünyada bu enerji ön plana çıkarılacak,
    • Fazla yakıt tüketen ve fazla karbon üretenden daha fazla vergi alınacaktır.

    Kyoto Protokolü şu prensipleri temel alır:

    • Kyoto Protokolü devletler tarafından desteklenir ve BM şemsiyesi altında küresel kurallar ile belirlenir.
    • Devletler iki genel sınıfa ayrılmıştır: gelişmiş ülkeler, bu ülkeler Ek-1 ülkeleri olarak anılacaktır; ve gelişmekte olan ülkeler, bu ülkeler Ek-1’de yer almayan ülkeler olarak anılacaklardır. Ek-1 ülkeleri sera gazı salınımlarını azaltmayı kabul etmişlerdir. Ek-2 ise Ek-1’in alt kümesidir. Ek-2 ülkeler Ek-1’de yer almayan (gelişmekte olan) ülkelerin masraflarını ödemekle yükümlüdürler. Ek-2’de yer almayan Ek-1 ülkeleri 1992’de geçiş ülkesi olarak tanımlanan ülkelerdir. Ek-1’de yer almayan ülkelerin ise sera gazı sorumlulukları yoktur ve her yıl sera gazı envanteri raporu vermelidirler.
    • Kyoto Protokolündeki hedeflerine uymayan herhangi bir Ek-1 ülkesi bir sonraki dönem azaltma hedeflerinin %30 daha azaltılması ile cezalandırılacaktır.
    • 2008 ile 2012 arasında, Ek-1 ülkeleri sera gazı salınımlarını 1990 yılı seviyesinden ortalama %5 aşağıya çekmek zorundadırlar (birçok AB üyesi ülke için bu 2008 için beklenilen sera gazı salınımlarının %15 aşağısına denk gelmektedir). Ortalama salınım azalmasının %5 olarak belirlenmesine rağmen AB üyesi ülkelerin salınım hedefleri %8 azaltma ile İzlanda tarafından hedeflenen %10 artırıma kadar değişmektedir. Bu azaltma hedefleri 2013 yılına kadar belirlenmiştir.
    • Kyoto Protokolü, Ek-1 ülkelerinin sera gazı salınımı hedeflerine ulaşmak için başka ülkelerden salınım azalması satın alabilmeleri esnekliğine imkân tanımıştır. Bu, çeşitli borsalardan (AB Salınım Ticaret Borsası gibi) veya Ek-1’de yer almayan ülkelerin salınımlarını azaltan Temiz Gelişim Tekniği (TGT) projeleri ile veya diğer Ek-1 ülkelerinden satın alınabilinir.
    • Sadece TGT Yönetim Kurulu tarafından onaylanmış Onaylı Salınım Azaltımları (OSA) alınıp satılabilir. BM çatısı altında, Kyoto Protokolü Bonn merkezli Temiz Gelişme Tekniği Yönetim Kurulu’nu Ek-1’de yer almayan ülkelerde gerçekleştirilen TGT projelerini değerlendirip onaylaması için kurmuştur. Bu projeler onaylandıktan sonra OSA verilir.

    Pratikte bu kurallar Ek-1’de yer almayan ülkelerin sera gazı sınırlamalarına tabi olmadıklarını ama sera gazını azaltan bir projenin bu ülkelerde uygulanması durumunda elde edilen Karbon Kredisinin Ek-1 ülkelerine satıla bilineceğini anlatır.

     

    Bu mekanizma şu iki ana nedenden dolayı koyulmuştur:
    1- Kyoto Protokolüne uymak bazı Ek-1 ülkeleri için oldukça sınırlayıcıdır (özellikle Japonya ve Hollanda gibi zaten az salınım yapan ve çevre standartlarına saygılı ülkeler için). Protokol böylece bu ülkelerin kendi sera gazı salınımlarını azaltmak yerine Karbon Kredisi almalarını sağlar.

     

    2- Bu şekilde Ek-1’de yer almayan ülkeler sera gazı salınımlarını azaltmak için teşvik edilmiş olurlar çünkü Karbon Kredisi satarak bu projeler için kaynak edinmiş olurlar.
    Tüm Ek-1 ülkeleri Kyoto Protokolü içinde sera gazı salınım değerlerini gözetim altında tutmak için ulusal daireler kurmuşlardır.

     

    Japonya, Kanada, İtalya, Hollanda, Almanya ve daha birçok ülke devletleri karbon kredisi için bütçeden pay ayırmışlardır. Bu ülkeler kendi büyük enerji, petrol, doğalgaz holdingleri ile birlikte çalışarak mümkün olan en fazla sayıda Karbon Kredisini en ucuza almaya çalışmaktadırlar.

     

    Hemen hemen tüm Ek-1’de yer almayan ülkeler de kendi Kyoto Protokolü süreçlerini izlemek amacıyla ve özellikle TGT Yönetim Kuruluna destek için sunacakları projeleri belirlemek amacıyla yönetim birimleri kurmuşlardır.

     

    Bu iki ülke grubunun çıkarları birbirine terstir, Ek-1 ülkeleri mümkün olan en ucuza Karbon Kredisi almak isterlerken Ek-1’de yer almayan ülkeler ise kendi TGT projelerinden elde ettikleri Karbon Kredisinden en fazla değeri elde etmek istemektedirler.

     

    Kyoto Protokolünün Mekanizmaları

     

    Kyoto protokolünün diğer uluslararası çevre sözleşmelerinden ayıran en önemli özellik protokolün hedeflerine ulaşmak için tanınan “Esneklik Mekanizmaları’dır. Son zamanlarda “Karbon Piyasası” olarak da adlandırılan bu mekanizmaların temel amacı, iklim değişikliğine yol açan sera gazı emisyonlarını azaltıcı uygulamaların daha düşük maliyetle etkin hale getirilmesine imkan sağlamaktır

     

    Kyoto Protokolünde tanımlanan esneklik mekanizmaları;

    • Ortak Uygulama (Joint Implementation)-ERU
    • Temiz Kalkınma Mekanizması (Clean Development Mechanism)-CER
    • Emisyon Ticareti (Emission Trading)-AAU olarak tanımlanmıştır.

     

    Kyoto Protokolü’ne göre Emisyon Ticareti ve Ortak Uygulama mekanizmaları Ek-1 ülkeleri arasında, Temiz Kalkınma Mekanizması ise Ek-1 ve Ek-1 dışı ülkeler arasında yapılabilmektedir. Protokol, bu mekanizmalar sayesinde taraflara kendi ülkelerinin dışında sera gazı emisyonunu azaltıcı faaliyetlere katılmanın yolunu açmıştır.

     

    Ortak Uygulama (Joint Implementation-JI)

     

    Protokolün 6. Maddesi ile düzenlenen bu mekanizmada Ek-1 ülkeleri arasında gerekli şartların sağlanması koşuluyla herhangi bir Ek-1 ülkesi başka bir Ek-1 ülkesinde emisyon azaltımına yönelik ortak proje yürütebilmektedir. Bu proje ile emisyon azaltımını başaran ev sahibi ülke “Emisyon İndirim Birimi” (Emission Reduction Unit-ERU) kazanmakta ve bu miktarı yatırımcı diğer Ek-1 ülkesine satabilmektedir. Yatırımcı ülkenin satın aldığı krediler ile toplam emisyon iznini artırırken, ev sahibi ülkenin emisyon izninden düşülmektedir.

     

    Ortak yürütmede uygunluk kriterleri;

    – Kyoto protokolüne taraf olmak,
    – Belirlenmiş hedeflerinin hesaplanabilmesi ve kayıt altında tutulur olması,
    – Sera gazı envanter tahmini ve azaltım ile ilgili sağlıklı çalışan ulusal bir sistemin mevcut olması,
    – Ulusal kayıt sisteminin kurulmuş olması,
    – Yıllık ulusal envanterin sunulmuş olması olarak belirtilmektedir.

     

    Temiz Kalkınma Mekanizması (Clean Development Mechanism-CDM)

     

    Ek-1 ülkelerinin Ek-1 dışı ülkelerde uygulayabileceği bu mekanizma, Protokolün 12. Maddesi ile düzenlenmiştir. Bu mekanizmada Ek-1 ülkeleri, Ek-1 dışı ülkelerde uyguladıkları projeler çerçevesinde gelişmiş teknolojiyi transfer ederek sera gaz emisyonlarında gerçek, ölçülebilir, proje faaliyeti sonucu oluşan azaltım sağlamış olmaktadırlar. Proje sonucunda Ek-I ülkeleri kazandıkları Sertifikalandırılmış Emisyon Azaltım Kredilerini (Certified Emissions Reduction Credits-CER), kendi azaltım yükümlülükleri kapsamında değerlendirerek, ülke içinde bu miktara kadar daha fazla salım yapma hakkı kazanmaktadırlar.

     

    Şu an itibariyle 71 ülkede CDM projelerinin olduğu ve CDM’de toplam 3000 kayıtlı 2600 de hazırlanmakta olan proje mevcut olup, günümüze kadar 1039 projeden 600 milyondan fazla sertifikalandırılmış emisyon azaltım birimi kazanıldığı bildirilmektedir.

     

    Emisyon Ticareti (Emission Trading–ET)

     

    Emisyon Ticareti / Karbon Ticareti yasal olarak 1999’da 39 üye ülke tarafından imzalanan ancak 16 Şubat 2005 yılında yürürlüğe giren Kyoto Protokolünün onaylanması ile hayata geçirilmiştir. Piyasa temelli esneklik mekanizması olan Emisyon Ticareti, Kyoto Protokolü’nün 17. Maddesi ile düzenlenmiştir. Bu mekanizma Kyoto Protokolünü imzalayan ülkelerde (Ek-1 Ülkeleri, gelişmiş ülkeler) arasında emisyon ticaretini mümkün kılmaktadır.

     

    Ek-1 listesinde yer alan herhangi bir taraf ülke, Ek-B’de belirlenmiş olan emisyon azaltım miktarının bir bölümünün ticaretini yapabilmektedir. Diğer bir ifadeyle taahhüt edilen emisyon miktarından daha fazla azaltım yapan taraf ülke, emisyonundaki bu ilave azaltımı bir başka Ek-1 ülkesine satabilmektedir.

     

    Satılan salımlar satan ülkenin belirlenmiş azaltım biriminden (Assigned Amount Units-AAU) düşürülüp satın alan ülkenin belirlenmiş azaltım birimine eklenmektedir. Emisyon ticareti aynı zamanda ülkelerin salımlarını kendi salım yükümlülüklerinin altına düşürme açısından da iyi bir teşvik sağlamaktadır.

     

    Kyoto anlaşması küresel ısınma sorununu çözebilecek mi?

     

    Kyoto Protokolünün bilimsel danışmanları işlevini üstlenen Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’ndeki uzmanlar Kyoto Protokolü’nün dünyaya en fazla 10 yıl zaman kazandırabileceğini söylüyorlar ve küresel ısınmayı durdurabilmek için çok daha radikal önlemlere ihtiyaç olduğuna dikkat çekiyorlar.

     

    Bu uzmanlar paneline göre dünya ülkelerinin küresel ısınmayı durdurabilmek için atmosferdeki maksimum sera gazı düzeyi üzerinde anlaşmaya varmaları lazım. Uzmanlar bunun da, bugünkü düzeyin en çok yüzde 50 daha fazlası olabileceğini söylüyorlar.

     

    Küresel ısınmada baş rolü oynayan karbondioksit atmosferde yüz yıl kadar kaldığı için de önümüzdeki birkaç on yıl boyunca sera gazı emisyonlarında büyük çaplı indirime gidilmesi gerektiğine işaret ediliyor. Bilim adamları, atmosferdeki sera gazlarının bugünkü düzeyinde kalabilmesi için emisyonlarda %60’lara varan kesinti yapılması gerektiği görüşündeler.

     

    Ayrıca bundan sonraki herhangi bir küresel anlaşmaya hava taşımacılığında kullanılan yakıtların da dahil edilmesi gerektiğine işaret ediliyor. Çünkü bu konuda bir önlem alınmadığı takdirde uçaklarda kullanılan yakıtın 2050 yılına kadar karbon emisyonlarının %15’ini oluşturacağı tahmin ediliyor.

  • Atık Yönetimi Eğitimi: Kurum ve Kuruluşların faaliyetleri sırasında oluşturdukları atıkları mevzuatlar ve yönetmelikler çerçevesinde nasıl yönetmeleri, yeni mevzuatın neler getirdiği ve kuruluşların yasal sorumlulukları bu eğitimde ele alınacak ve açıklanacaktır.

     

    Katılımda Aranacak Şartlar: ÇMO Üyelerinin 2016 yılı dahil Aidat borcu bulunmaması gerekmektedir.

     

    Atık Yönetimi Eğitiminin İçeriği

    • Atık Yönetimi Yönetmeliği
    • Bitkisel Atık Yağların Kontrolü Yönetmeliği
    • Toprak Kirliliğinin Kontrolü ve Noktasal Kaynaklı Kirlenmiş Sahalara Dair Yönetmelik
    • Büyük Endüstriyel Kazaların Önlenmesi ve Etkilerinin Azaltılması Hakkında Yönetmelik
    • Ambalaj Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği
    • Ömrünü Tamamlamış Lastiklerin Kontrolü Yönetmeliği
    • Atık Pil ve Akümülatörlerin Kontrolü Yönetmeliği
    • Atık Yağların Kontrolü Yönetmeliği
    • Atıkların Geri Kazanımı ve Bertarafı, Tehlikeli Atık Tanım ve Envanter Oluşturma
    • Atık Yönetimi Konusundaki Uygulamalar
    • Atık Yönetim Planı, Atık Beyanları(Tehlikeli Atıklar, Ambalaj Atıkları, Tehlikesiz ve İnert Atıklar…), Yasal kayıtlar ve Raporlama

     

    Katılımcı Sayısı: 25 Kişi (Maksimum)

     

    Eğitim Ücreti: ÇMO Üyesi: 280 TL, Odamızdan BTB Almış Firmalarda Çalışanlar: 350 TL, Diğer : 430 TL (Bonus Karta 4 taksit yapılabilmektedir). Eğitime katılım sağlayacakların, ön kayıt yaptırmak için eğitim bedelinin %30`unu aşağıda belirtilen hesap numarasına yatırmaları gerekmektedir. Ön kayıt ücretini yatıracakların, ÇMO’nı arayarak kontenjan bilgisi aldıktan sonra ücretlerini yatırmaları rica olunur. Katılımın, katılımcı tarafından iptal edilmesi durumunda ödenen ön kayıt bedeli iade edilmeyecektir. Eğitimin ÇMO tarafından iptal edilmesi durumunda katılımcıya ücret iadesi yapılacaktır.

     

    Hesap Numarası: T. İşbankası Beşiktaş Şubesi: 1008-2622162 (IBAN: TR120006400000110082622162)

     

    Ücrete Dahil Olanlar: Eğitim Notları, Katılım Belgesi

     

    Eğitim Verileceği Yer: TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi – (İstiklal Cd. Koçtuğ İşhanı No:178 K:2 D:2 Tünel Beyoğlu-İSTANBUL)

     

    Eğitimin Verileceği Tarih ve Saat: 25-26 Kasım 2016 / 10:00-17:00

     

    Eğitmen Bilgileri: Funda CiHAN (Çevre Yüksek Mühendisi) – İstanbul İl Çevre ve Şehirçilik Müdürlüğü

     

    Kayıt İçin İletişim Bilgileri: Tarkan KILIÇ / 0(212) 245 89 15-16 / 0(530) 641 68 73 / egitimist@cmo.org.tr

  • Remondis Çevre Mühendisi İş İlanı Tanımı: Atıksu Arıtma Tesisleri İşletmeciliği konusunda dünyaca uzman olan Alman Menşeli firma Türkiye sınırları içerisinde işletmekte olduğu Atıksu Arıtma Tesisinde çalışacak Çevre Mühendisi alacaktır.

     

    Alman REMONDIS, 1934 yılındaki kuruluşundan günümüze kadar yaptığı yatırımlar ve aldığı mesafeler neticesinde su ve katı atık yönetimi alanında dünya çapında uluslararası bir şirket haline gelmiştir. Firmanın 20 Avrupa ülkesi başta olmak üzere Çin, Japonya, Tayvan ve Avustralya gibi ülkelerde temsilcilikleri ve faaliyetleri bulunmaktadır. Böylece REMONDIS dünya genelinde çeşitli özellik ve büyüklükteki 500’den fazla tesisle 20 milyondan fazla insana kaliteli ve güvenli bir hizmet yelpazesi sunmaktadır.

     

    REMONDIS, müşterilerine katı atık toplama, taşıma, geri kazanım, değerlendirme ve bertarafı ve su – atık su yönetimi ile ilgili komple tesislerinin inşa edilmesi ve işletilmesine kadar detaylı bir ürün ve hizmet yelpazesi sunmayı hedeflemektedir.

     

    Remondis Çevre Mühendisi İş İlanı Aranan Nitelikler:

    • Üniversitelerin Çevre Mühendisliği Bölümü’nden mezun
    • Atıksu Arıtma tesisi işletmeciliğinde en az 3 yıl tecrübeli
    • Çevre ve Atıksu ile ilgili mevzuata hakim
    • Yönetici olarak sevk ve idare yeteneğine sahip
    • Çevre Görevlisi Belgesine sahip
    • Seyahat engeli olmayan
    • B sınıfı ehliyet sahibi ve aktif araç kullanabilen
    • Tokat ya da civarı illerde ikamet eden ya da edebilecek
    • Tercihen İyi seviyede İngilizce yazışma ve görüşme yapabilecek
    • Erkek adaylar için Askerlik hizmetini tamamlamış olan

     

    Yukarıda belirtilen özelliklere sahip Çevre Mühendisi adaylarının fotoğraflı öz geçmişlerini verilen mail adresine yollamaları gerekmektedir. Mail dışında yapılacak başvurular değerlendirmeye alınmayacaktır.

     

    Remondis Çevre İletişim Bilgileri:
    Firma/Kurum Ünvanı: REMONDIS SU ve ATIK SU TEKNOLOJİLERİ SAN. VE TİC. A.Ş.
    E-posta: zeynep.sengul@remondis.com.tr
    Adres: Şebnem Sokak Tavukçuoğlu İş Merkezi No:2 Kat:1 Bostancı 34744 Kadıköy-İSTANBUL

     

    Çevre Mühendisi İş İlanı Son Başvuru Tarihi: 03.12.2016

  • Günümüzde kimyasalların kullanılmadığı bir hayat düşünmek neredeyse imkansız hale gelmiştir. Kimyasalların kullanım alanları genel olarak, temizlik ürünleri, boya, kozmetik ürünleri, ilaçlar gibi tüketim mallarının yanı sıra, tarım sektörü için gübreler ve tarım ilaçları, kimya sanayinin de dahil olduğu imalat sanayinin ihtiyaç duyduğu organik ve inorganik kimyasallar, boyalar, laboratuvar kimyasalları, termo-plastikler şeklinde sıralanabilir.

     

    Kimyasalların yaklaşık % 30’u doğrudan tüketim malları ve % 70’i sanayi için ara mal ya da hammadde olmak üzere iki amaç için kullanılmaktadır.

     

    Dünyada ve ülkemizde böylesine büyük bir yere sahip olması doğal olarak insan sağlığı ve çevreye olan etkilerinin hem küresel hem de ulusal ölçekle ele alınması ve kontrol altında tutulması ihtiyacını ortaya çıkarmıştır.

     

    Kimyasalların, istenerek ya da istenmeden vücudumuza girmesi doğrudan ölümle sonuçlanabilir; sonucu ölümle biten birçok ölümcül hastalıklara (kanser, siroz, vs.) yakalanmamıza sebep olabilir; kısa süreli hastalık ya da alerjilere (bulantı, kusma, baş ağrısı, kaşıntı, vb.) sebep olabilir; ya da aksine bu kimyasallar bizim bazı hastalıklardan kurtulmamızı sağlayabilir.

     

    Bu durum çevre açısından da benzerlik göstermektedir. Kimyasallar, hava, su ve toprak gibi çevresel alıcı ortamlara isteyerek ya da istenmeden karışabilir ve bu ortamların kısa süreli ya da kalıcı olarak zarar görmesine ya da bu ortamların zararlılardan temizlenerek yarar görmesine neden olabilir. Her iki durumda da yarar ve zarar miktarını belirleyen etken kullanılan kimyasalın özelliği ve miktarıdır.

     

    Kimyasalların Yönetimi Küresel Bir Sorundur

     

    Son yarım yüzyılda kimyasalların kontrol altında tutulması ve uluslararası ölçekte ele alınabilmesi için Etkin Kimyasallar Yönetimi yaklaşımı geliştirilmiştir. Hem küresel ölçekte hem de ülkemizce benimsenen bu yaklaşım ile kimyasalların yönetiminde bütünleşik bir sistem ortaya konmuştur.

     

    Yani bir kimyasalın ortaya çıkmasından atık konumuna gelinceye kadar ki süreçlerinin etkin bir şekilde kontrol altında tutulması esas alınmıştır.

     

    Bu yaklaşımın ana bileşenleri, kimyasalların kaydının tutulması, bu kayıtların değerlendirilmesi, yapılan değerlendirme neticesinde, kimyasalların sınıflandırılması ve etiketlenmesi, sınıflandırılan kimyasalların yasaklanması, kısıtlanması ya da izne tabi tutulması, kimyasalların taşınmasında özel şartların belirlenmesi, kimyasallardan kaynaklanan kazalara müdahale edilmesi ya da bu kazaların en aza indirilmesi için gerekli önlemlerin alınması, profesyonel kullanımlarda maruziyetin önüne geçilmesi için önlemlerin alınması ve kimyasalların etkin yönetiminde uluslararası işbirliğidir.

     

    Kalıcı Organik Kirleticiler (KOK’lar)

     

    Kimyasal maddeler içerisinde önemli bir yere sahip olan Kalıcı Organik Kir­leticiler (KOK’lar), fotolitik, kimyasal ve biyolojik bozunmaya karşı direnç göstermeleri nedeniyle doğaya salındığında olağandışı uzunlukta ve uzun zaman süreleri boyunca ayrışmadan kalan belirli birtakım fiziksel ve kim­yasal özelliklere sahip, doğal veya antropojenik kökenli organik bileşik­lerdir. Kalıcı Organik Kir­leticiler geleneksel olarak üretilmiş pestisitler, sanayi kimyasalları ve endüstriyel aktiviteler sonucu is­tenmeden (kasıtsız) ortaya çıkan tehlikeli kimyasallardır. Bu bileşiklere, transformatör yağı olarak da bilinen PCB’ler gibi endüstriyel kimyasallar, böcek öldürücü olarak bilinen DDT gibi pestisitler ile dioksinler ve furan­lar gibi yan ürünler dahildir.

     

    Karbon bazlı bileşikler olan Kalıcı Organik Kir­leticiler, karbon zinciri genellikle hidrojen ve oksijen atomları ile klor veya brom gibi halojenlerle sarılıdır. Kimya sa­nayinin sayısız yapısal olasılıkları bu­lunan klora bağımlı olması nedeni ile bilenen çoğu Kalıcı Organik Kir­letici, organoklor kimyasal grubuna (örneğin, DDT, aldrin, endrin, klordan) aittir.

     

    Kalıcı Organik Kir­leticiler doğal ortamda kırılamayan ve çözünemeyen bir yapıya sahiptir. Bu nedenle bu kimyasallar onlar­ca yıl boyunca çevrede kalıcı olarak birikirler. Biyolojik olarak da kalıcı olan bu bileşikler, yağda çözünen bir yapıya sahip olduklarından hayvanların yağ dokularında da uzun süre kalabilir ve besin zincirine kolaylıkla girebildiklerinden özellikle besin zincirinin en üstünde bulunan kartallar ve insanlar gibi yırtıcılarda yüksek konsantrasyonlarda birikebilir.

     

    Biyolojik olarak birikim özelliğine sahip olmaları nedeni ile, Kalıcı Organik Kir­leticiler kronik olarak toksiktir (zehirlidir) ve insanlar ve doğal hayat üzerinde ciddi uzun süreli sağlık problemlerine sebep olurlar. Kalıcı Organik Kir­leticilerin yarattığı hasarların kanıtları hayvanlarda daha sık görülmesine rağmen insanlarda özellikle karaciğer hasarı, bağışıklık ve üreme sistemi rahatsızlıklarında da rol oynamakta ve çocuk gelişimini olumsuz etkileyerek ölümlere de neden olmaktadır.

     

    Kalıcı Organik Kir­leticiler konvansiyonel hava akımları, buhar döngüsü ve birikim yolları ile uzun mesafeler katedebilirler. Tro­pik sıcaklıklarda buharlaşan Kalıcı Organik Kir­leticiler yüksek irtifaya ulaşabilir ve daha dü­şük sıcaklıklarda özellikle kutuplarda yoğunlaşarak hiçbir şekilde üretilmediği ya da kullanılmadığı halde bu bölgelerde birikme özelliği gösterirler.

     

    Dolayısıyla, insanlar, yaban hayvanla­rı ve diğer organizmalar Kalıcı Organik Kir­leticilere pek çok durumda nesiller boyu sürebilen uzun zaman süreleri boyunca maruz kalmakta ve sonuçta hem akut, hem de kronik olarak toksik etkiler mey­dana gelmektedir.

     

    Ayrıca, Kalıcı Organik Kir­leticiler besin zinciri aracı­lığıyla insanlara da geçmekte olup, anneden çocuğa aktarılmakta ve ba­ğışıklık, sinir ve üreme sistemi üzerinde önemli etkilerde bulunmakta ve kansere yol açtıklarından şüphelenilmektedir.

     

    Bu kimyasallarla mücadele sadece ülkemizde değil dünyada büyük bir titizlikle sürdürülmekte olup bu kim­yasalların insan sağlığı ve çevreye olumsuz etkilerini azaltmak amacıyla Stockholm Sözleşmesi, ülkemizin de dahil olduğu 179 ülke tarafından onaylanmıştır.

     

    Kullanım ve maruziyete dikkat

     

    Kalıcı organik kirletici kimyasallara maruziyetin en önemli kaynağı gıdalardır. İnsanlar, özellikle yağ içeriği yüksek olan et, balık, kümes hay­vanları, süt ve süt ürünlerinin tüke­timiyle ve günlük tüketilen sebze ve meyvelerde olabilecek pestisitlerin kalıntıları şeklinde bu kimyasalları vücutlarına alırlar.

     

    Bunların yanı sıra endüstriyel üre­timler, atık yakma gibi faaliyetlerin yapıldığı alanlara yakın yerlerde ya­şayan insanlar içtikleri sular ve so­ludukları hava ile bu kimyasallara maruz kalmaktadırlar. Bebekler ve çocuklar bu kimyasallara karşı çok daha hassastırlar ve anne sütü ile daha hayatlarının ilk günlerinde bu kimyasal maddelere maruz kalarak ileride ciddi sağlık sorunları yaşaya­bilirler.

     

    Ayrıca, tarım sektöründe çalışanlar ve çiftçiler de özellikle pestisit grubu bitki koruma ürünlerinin uygulanma­sı esnasında bu kimyasallara maruz kalabilmektedir.

     

    Anne sütü

     

    Anne sütünün yeni doğan bir bebek için ne kadar önemli olduğu gün geç­tikçe daha iyi anlaşılmaktadır. Anne sütünün içeriğinde ise annenin vü­cudundan doğrudan süte aktarılan yağ doku da önemli bir miktar teşkil etmektedir.

     

    Konu ile ilgili olarak yapılan çalışma­larda, Kalıcı Organik Kir­leticilerin anne sütünden be­beğe ya da plasenta yolu ile doğrudan fetusa geçerek vücutta birikmeye ve böylece zararlarını göstermeye çok küçük yaşlarda başladığı bildirilmek­ledir.

     

    Annenin yağ dokusunda biriken Kalıcı Organik Kir­leticilerin annenin vücut ağırlığına bağlı tolerans değerinin yüksek olması nedeniyle anne için hayatı bir tehlike arz etmese bile anneden yaklaşık 25 kat daha az vücut ağırlığına sahip bir bebek için durum daha ciddi seviyelere ulaş­maktadır.

     

    Metabolizmada, nörobilişsel etkiler, toksik etkiler, anti-östrojenik etkiler gösteren, endokrin sisteminde, bağı­şıklık sisteminde, üreme sisteminde, hormonal sistemlerde ciddi sağlık sorunlarına neden olan Kalıcı Organik Kir­leticiler birisi olan Poliklorlu bifeniller ile ilgili olarak, anne ve anne sütünde yapılan çalışmalarda, kirli düzine içerisinde yer alan bu kontaminantın, annenin yağ dokusundaki, serum lipitlerin­deki ve süt yağındaki düzeyinin aynı olduğu belirlenmiş, anne sütü ile vü­cuttaki Poliklorlu bifenillerin yüzde 25’inin bebeğe geçtiği tespit edilmiş­tir. Aynı durum diğer Kalıcı Organik Kir­leticiler için de geçerlidir.

     

    Bu sebeple bebek sahibi olmayı dü­şünen ya da sahibi olan annelerin bu kimyasallara maruziyetten kaçın­maları kendileri için olduğu kadar bebekleri için de çok önemli bir zarurettir.

     

    Tarım ilaçları

     

    Pestisitlerin başlangıçta hayat kur­taran ürünler olarak görülüyor ol­masına karşın, daha sonra yapılan çalışmalar bunun tersine bir duru­ma işaret etmiştir. Özellikle Organik klorürlü içeren pestisitlerin çevrede kalıcı özellik gösteren bir kimyasal yapısı bulunmaktadır.

     

    Bu pestisitler, organizmalarda veya atmosferde birikim yapmaktadır. Bu maddeler ayrıca üremeyle ilgili so­runlara, sakat doğumlara, bağışıklık ve endokrin sistemlerinde yıkıma yol açmakta olup, kansere neden olabil­mektedir.

     

    Bu sebeple, özellikle tarımım yaygın olarak yapıldığı bölgelerde, pestisit kullanımında maruziyeti en aza indi­recek tedbirlerin alınması, gereğin­den fazla pestisit tüketilmemesi ve ihtiyaca uygun ürünlerin bilinçli bir şekilde kullanılması bu kimyasallara hem üreticilerin hem de tüketicilerin maruziyetini azaltmak açısından büyük önem arz etmektedir.

     

    Kalıcı Organik Kir­leticiler ile ilgili Sanayiciler ne yapmalı

     

    Kalıcı Organik Kir­leticiler ile ilgili tüketicilerden daha çok üreticilerin sorumluluğu bulun­maktadır. Kalıcı organik kirleticiler sanayide kasıtlı üretildiği gibi belirli bir ürünün üretilmesi esnasında is­tenmeden yan ürün olarak da ortaya çıkabilmektedir. Bu bağlamda, kalıcı organik kirleticilerin insan sağlığı ve çevreye olan etkilerini ortadan kaldırmak ya da en aza indirmek için sa­nayiciler, küresel anlamda kabul gör­müş, Mevcut En İyi Teknikler (BAT) ve En İyi Çevresel Uygulamalar (BEP) rehber dokümanlarına göre üretim süreçlerini yeniden değerlendirmeli ve Kalıcı Organik Kir­letici salınımlarını azaltıcı tedbirler almalıdırlar.

     

    Sonuç

     

    Kimyasalların hayatımızda bu kadar rolü varken bu kimyasallardan uzak durmaya çalışmak yeterince etkin bir uygulama değildir. Bunun yerine kimyasalları belirli bir süreç içerisin­de değerlendirip, maruziyetlerini or­tadan kaldırmak ya da insan sağlığı ve çevreye olan etkilerini azaltmak daha uygulanabilir bir yöntemdir.

     

    Kimyasallar içerisinde, Kalıcı Orga­nik Kirleticiler, hem tehlike özellikleri hem de sadece ulusal değil küresel anlamda sorumluluk taşımaları se­bebiyle ayrı bir yere sahip olup sessiz ve derinden etki eden bu kimyasalla­rın yönetimini titizlikle yapmak büyük önem arz etmektedir.

Sayfa 3 Toplam: 59« First...2345102030...Son Sayfa »

Copyright © 2013 - 2017 • Tüm Hakları Saklıdır.