Çevre Görevlisi Eğitimi...

21.11.2013 tarihinde yayımlanarak 01.01.2014 tarihinde yürürlüğe giren “Çevre Görevlisi, Çevre Yönetim Birimi ve Çevre ...

Fosfor Çevre İş İlanı...

Fosfor Çevre İş İlanı Tanımı: Firma bünyesinde istihdam edilmek üzere, "Çevre İzin ve Lisans Yönetmeliği" ...

  • Hukuk, insanların birbirleriyle ve çevrelerindeki her şeyle ilişkilerini düzenleyen kurallar sistemi olduğuna göre, çevre sorunlarının ve çevre ile ilgili her türlü çalışmanın da hukuk kuralları ile düzenlenmesi kaçınılmazdır. Sağlıklı ve güzel bir çevrede yaşamak, temiz hava solumak, temiz su içmek ve kullanmak, tabiatın nimetlerinden yararlanmak, gürültüden uzak bir ortamda bulunmak da kişilerin hakkıdır. Kişilerin her türlü haklarını koruma ve düzene koyma sorumluluğunu taşıyan hukuk, çağımızın bu sorunlarına da etkili düzenlemeler getirmek zorundadır.

     

    Çevre gibi geniş bir kavramı, havayı, suyu, toprağı, yeşil örtüyü, atıkları, gürültüyü, ulaşımı ve yeryüzündeki bütün canlıları ele alan bir disiplini düzene koymada hukukun fonksiyonu, sadece kanun, tüzük, yönetmelik gibi kuralları ortaya koymaktan ibaret değildir. Toplumun ihtiyaçlarına tam anlamıyla cevap verecek düzenlemeler yapılırken, bu çok yönlü konudaki gelişmeleri izlemek, aksayan noktaları düzeltmek, boşlukları doldurmak hukuka ve hukukçuya düşen bir görevdir.

     

    Çevre Hakkı kavramı, çevre hukukunun temelini meydana getiriyor. 1950 tarihli Belediye Kanunu, “Belediyelerin Vazifeleri” bölümünde 5 görev saymaktadır ki, bunların büyük bir kısmı, çevre ile ilgilidir. Yine 1930 tarihli Umumi Hıfzıssıha Kanunu’da çevre sağlığı ve düzeni ile ilgili hükümler taşımaktadır. Bu iki kanun’da günümüzden asırlar önce bu konuların, “çevre” kelimesi kullanılmasa da kamu otoritesine görevler verdiğini gösterir ve kamu otoritesine verilen görevler de kişilere tanınan hakları ifade eder.

     

    Hak, hukuk sistemi içinde kişiye bazı şeyleri yapabilme, isteyebilme yetkisinin tanınmış olmasıdır. Anayasa’ya göre, 18 yaşını bitiren kişi, seçme hakkına sahiptir. Diğer bir ifadeyle, 18 yaşını bitiren kişi, kanunların aradığı diğer bazı teknik şartlara da uymak kaydıyla, seçilecek kişileri seçme yetkisi tanınmış olan kimsedir. Hukuk sistemi, ona bu yetkiyi tanımıştır. Kişi, seçim sandığına gidip kendisine tanınan yetkiyi, hakkı kullanabilir.

     

    Anayasa’da “Temel Haklar ve Ödevler” başlığı altındaki üçüncü bölüm, “Sosyal ve Ekonomik Haklar” başlığını taşımaktadır ve burada kıyılar, toprak, tarım, konut gibi çevreyle çok yakından ilgili maddeler bulunmaktadır. Bu bölümdeki 56. maddeye baktığımızda, “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.” dendiğini görüyoruz. Demek ki, Türk hukuk sistemi de anayasanın getirdiği bir düzenleme ile çevre hakkı denen bir hakkın varlığını kabul etmiştir, kişilerin çevre hakkını tanımıştır.

     

    Çevre haklarının veya çevre konusundaki isteklerin onaya çıkışındaki nedenler şu şekilde sıralanabilir: Hızlı nüfus artışı, doğal varlıkların tahribi ve azalması, düzensiz kentleşmenin ve endüstrinin getirdiği baskılar ve sağladığı modern imkânlar yanında teknolojinin yol açtığı sıkıntılar… Bu sıkıntılara örnek olarak hava kirliliği, motorlu araç sayısındaki artış, park etme zorluğu ve gürültü gösterilebilir.

     

    Çevre hakkının uluslararası düzeyde tanınmasını mümkün kılan en önemli belge ise, Birleşmiş Milletler’in 1972’de düzenlediği konferans sonunda yayınlanan Stockholm Deklarasyonu’dur. Bu deklarasyon, “İnsanın, şerefli ve huzurlu bir hayata izin verecek bir çevrede, özgürlük, eşitlik ve elverişli hayat şartları içinde yaşaması, temel hakkıdır” diyerek çevre hakkının, insan hakları kavramı çerçevesindeki yerini ve önemini açıkça dile getirmektedir.

     

    1983 yılında yürürlüğe giren Çevre Kanunu, genel tanımlara ve uyulması gereken kurallara işaret eden bir çerçeve kanunudur.

     

    Bu anlayışla, sorumluluk ve tazminat konularını da hükme bağlayan Çevre Kanunu, hava kirliliği, su kirliliği, toprak kirliliği, gürültü kirliliği gibi konulardaki teknik ayrıntıları ve kabul edilebilecek sınırları, yönetmeliklere bırakmıştır. Nitekim, Çevre Kanunu’nun kabulünden sonra yürürlüğe giren çok sayıda yönetmelik, diğer hukuk kaynaklarıyla birlikte, çevre mevzuatının esaslarını ortaya koymaktadır. Çevre Kanunu, çevreyi etkileyecek önemli bir yatırım veya faaliyet öncesinde, o yatırımın çevreye ne gibi etkiler yapabileceğini araştıran bir çalışma yapılmasını ve bir rapor hazırlanmasını da öngörmektedir.

     

    Çevre Kanunu’nun 30. maddesi, pek farkında olunmasa da, çevre hakkı kavramıyla ilgili çok ileri bir hüküm getirmiştir. Madde, “Çevreyi kirleten veya bozan bir faaliyetten zarar gören veya haberdar olan herkes ilgili mercilere başvurarak faaliyetle ilgili gerekli önlemlerin alınmasını veya faaliyetin durdurulmasını isteyebilir” demektedir. Bu madde, Türkiye’de kişilere tanınan çevre hakkını çok açık ve çok güçlü bir şekilde ifade etmektedir. Belirtilen bu hükme göre, Mersin’de oturan bir kişi, Bursa’da hava kirliliği olduğunu duysa, sadece bundan haberdar olsa, kendisi zarar görmese bile yetkili bir makama veya makamlara başvurarak, bunun durdurulmasını isteyebilir. Bunu isteme hakkını kanun, o kişiye tanımaktadır.

     

    Bu yıl, Çevre Kanunu’nun 32. yıldönümü… Aradan geçen sürede ülkemizde yaşanan gelişmeleri dikkate alarak, Çevre Kanunu’nu ve Türkiye’de çevre hukukunun gelişmesini toplu bir bakış açısıyla değerlendirmek yararlı olabilir. Bu noktada, Voltaire’in Felsefe Mektuplarındaki bir cümlesini hatırlamamak mümkün değil:
    “İnsanların yaptıkları kanunlarla, tabiatın kanunları birbiriyle ne kadar uyumlu olursa, yaşam da o kadar zevkli olur.”

  • Yüzmenin sağlığa olan olumlu etkilerine dair hiç kimsenin aklında bir soru işareti olmasa da Dünya Sağlık Örgütü yüzme havuzlarında karşılaşabileceğimiz üç tehlikeden birinin havuz kimyasalları olduğunu söylüyor.

     

    Yüzme havuzuna girenlerden organik ve inorganik kirliliklerin suya bulaşması kaçınılmaz. Örneğin terde ve idrarda bulunan azot içeren bileşikler, amonyak, aminoasitler, keratinin, kozmetik ürün atıkları, güneş koruyucu losyonlar ve sabun kalıntıları duş alınmış olsa bile suya bulaşıyor. Bunlara ek olarak çevreden gelebilecek toz, kum, yaprak özellikle açık yüzme havuzlarının kirlenmesine katkıda bulunuyor. Bu kirliliğin herhangi bir sağlık sorununa yol açmaması tüm yüzme havuzu işletmeleri için en öncelikli konulardan biri. Bu nedenle yüzme havuzunu sağlık koşullarına uygun hale getirmek, havuzun hijyenini sağlamak için farklı yöntemler uygulanıyor. Örneğin bazı kirleticiler filtre edilerek sudan uzaklaştırılıyor. Mikroorganizmaları yok etmek için de kimyasallar kullanılıyor.

     

    Havuz kimyasalları, hastalık yapan mikroorganizmaları yok etmek, dezenfeksiyon işleminin etkinliğini ve suyun kalitesini artırmak, ekipmanların paslanmasını ve kireçlenmesini önlemek ve ekipmanları yosun gelişimine karşı korumak için kullanılıyor. En yaygın olarak kullanılan aynı zamanda ekonomik olan dezenfektanlar klor ve brom. Her ikisi de periyodik tablonun 7A grubunda bulunan halojen grubu üyeleri ve havuzlardaki tehlikeli virüs ve bakterileri yok etme özellikleri var. Bu nedenle ortama klor veren bileşikler dezenfektan olarak ilk tercih edilenler. Ortama brom veren bileşikler ise daha çok sıcak su havuzlarının dezenfekte edilmesinde kullanılıyor. Saf klor ve inorganik klor veren bileşiklerin klor kalıntıları güneş ışığında hızlıca parçalanıyor. Bu nedenle açık havuzlarda klorun dezenfektan özelliğini ve kalıcılığını sürdürmek için klora yarılanma ömrünü 4-6 kat artıran siyanür asit ekleniyor. Klor organik klor salan bileşikler ailesinden olan klorlu izosiyanüratın varlığında güneş ışığında daha kararlı davranıyor.

     

    Dezenfeksiyon amacıyla eklenen kimyasalların dışında su arıtım işleminin bir parçası olarak havuza çözünmemiş, suda asılı maddeleri uzaklaştırmak için çöktürücüler de koyuluyor. En uygun pH değerini korumak için suya asit ve baz da ekleniyor. Yüzme havuzlarında kullanılabilecek alternatif dezenfeksiyon yöntemlerinden bazıları da ozonlama, bakır gümüş iyonizasyon ve UV ışıma. Bu yöntemlerin birlikte kullanıldığı da oluyor. Kimyasalların uygulanma oranları dünya çapında değişiklik gösterse de her yerde amaç doğru ve etkin dezenfeksiyon yaparken havuza girenlerin bunlardan mümkün olan en az seviyede etkilenmesini sağlamak.

     

    Bugüne kadar havuz kimyasallarının solunum yolu hastalıkları ve başka hastalıklarla ilişkisini araştıran pek çok araştırma yapılmış. Ancak hem bu araştırmaların sonuçları birbiriyle tutarlı değil hem de sonuçlar toksikolojik çalışmalarla desteklenmemiş. Bu nedenle yüzme havuzlarında bulunan kimyasalların sağlığa etkileri aslında çok da açıklığa kavuşturulmuş bir konu değil. Yapılan pek çok bilimsel yayında dezenfektan yan ürünlerine maruz kalmanın birkaç hastalıkla ilişkili olduğu gösteriliyor. Ancak ABD Ulusal Yüzme Havuzu Vakfı Başkanı Thomas Lachocki kimyasallara maruz kalma riskinden çok yüzmenin sağlığa yararlarına vurgu yapılması gerektiğini söylüyor.

     

    Yapılan çalışmaların çoğunda havuz kimyasalları özellikle solunum yolu işlevleriyle ve astımla ilişkilendirilse de kimyasalların mesane kanseri riskini önemli derecede artırdığını söyleyen çalışmalar da var. Havuzlardaki klor akciğer epitelyum geçirgenliğini artırıyor. Bu da astım ve solunum yolu şikâyetlerinin artması anlamına geliyor. Ancak İngiltere’de 7-10 yaş arasındaki çocuklarla yapılan bir araştırmada havuzda yüzmenin astım ve alerji riskini artırmadığı, aksine akciğerin işlevini artırdığı tespit edilmiş. Sadece daha önce solunum yolu ile ilgili problem yaşayan çocuklarda düşük astım riski belirtileri gözlemlenmiş.

     

    Genel olarak yüzme havuzlarında yıllarca yoğun antrenman yapan profesyonel yüzücüler dezenfeksiyon yan ürünlere en çok maruz kalan kişiler. 2015 yılının Mart ayında PLOS ONE dergisinde yayımlanan çalışmada yüzücülerin antrenmanlarında maruz kaldığı dezenfektan yan ürünlerinin sağlığa etkisi araştırıldı. Çalışmada deney hayvanları (sıçan) 12 hafta boyunca farklı aralıklarla klorlu suya maruz bırakıldı. Bir sıçan için 12 hafta bir insan hayatının 10 yılına denk geliyor. 10 yıl da bir sporcunun en iyi performans göstermesi için çalışması gereken süre olarak düşünülüyor. Bu süre boyunca sıçanların davranışları ve görünüşleri gözlemlenirken sağlıklarının etkilenip etkilenmediği de çeşitli testlerle analiz edilmiş.

     

    Sonuçta sıçanların gelişimi ve davranışları bu programdan hiç etkilenmemiş. Gözler ve cilt, klordan ve dezenfektan yan ürünlerinden akciğerlere göre daha doğrudan etkilenen organlar olduğu için kanlı burun, kanlı göz, tüy dökülmesi ve cansız görünüşlü kürk gözle görülür etkiler olarak tespit edilmiş. Klorlu suya maruz kalma süresi ve sıklığı akciğer hasarına yol açabilecek birincil etkenler olarak tespit edilmiş. Dezenfektan yan ürünlerinin beş organ -kalp, karaciğer, dalak, akciğer ve böbrek- içinde en olası hedefinin karaciğer olduğu görülmüş.

     

    Tüm bunlar özellikle bu yaz günlerinde kulağa korkutucu gelebilir. Ancak görülen o ki havuz dezenfektanları ve yan ürünlerinin sağlığa etkileri ile ilgili yapılan araştırmalar kesin sonuçlara ulaşmak için henüz yeterli değil ve sağlıklı veriler sunmuyor. Bu konuda daha fazla araştırma yapılması ve güvenilir sonuçların elde edilmesi gerekiyor. O zamana kadar elbette yüzmekten vazgeçmeyeceğiz. Havuz hijyen kurallarına uyulması, ishal ya da mide bağırsak iltihabı gibi sorunları olan kişilerin özellikle de çocukların hastalığın başladığı ilk iki hafta havuza girmemesi şimdilik havuz kullanıcılarına düşen görevler arasında.

  • Çevresinde ağaçlar olan bir yerde yaşamak sağlığınızı olumlu yönde etkiler mi? Chicago Üniversitesi’nden araştırmacılar bu sorunun cevabını aradıkları çalışmada daha fazla ağaç olan bölgelerde yaşayan kişilerin daha sağlıklı olduğunu, kalp hastalıkları ve diyabet gibi sorunları daha az yaşadığını yani ağaçların sağlık üzerine olumlu etkisi olduğunu tespit etti.

     

    Yeşil alanların sağlık için yararlı olduğuna dair çalışmalar daha önceden de yapılmıştı. Ancak araştırmacılar sağlık için örneğin bir caddede kaç ağaç olması gerektiğini araştırmaya karar verdi. Çalışmaya Toronto’da yaşayan 31.000 yetişkinin sağlık kayıtlarını toplayarak başladılar. Bu kayıtlar kişilerin kalp hastalığı ve metabolik hastalıkları olup olmadığı, gelir ve eğitim düzeyleri gibi bilgilerle beraber sağlık durumlarıyla ilgili kendi düşüncelerini içeriyordu. Scientific Reports’da yayımlanan çalışmaya göre bir sokakta 10 ya da daha fazla ağaç olmasının o bölgede yaşayan kişilerin sağlığı üzerinde olumlu etkileri var.

     

    Bu kişilerde kalp hastalığı ve metabolik hastalık görülme oranı da düşük. Araştırmacılar çalışmada incelemeye alınan kişilerin Kanada’nın genel sağlık hizmetlerinden yararlanan kişiler olmasına dikkat etti. Yani bulundukları sosyoekonomik düzeye göre farklı sağlık hizmetlerinden yararlananlar çalışmaya dahil edilmedi. 3200 mahallede yaşayan kişiler çalışmada yer aldı. Her mahalledeki ağaçları saymak için araştırmacılar Toronto’nun uydu görüntüleri ile Toronto’daki yarım milyondan fazla ağaçla ilgili verileri birleştirdi. Ancak ilgilenilen ağaçlar parklardakiler değil yol kenarındaki ve kişilerin günlük hayatlarında her gün gördükleri ağaçlardı.

     

    Her mahallede fazladan 10 ağaç olması orada yaşayanları yıllık gelirlerinin 10.000 dolar artmış kadar iyi hissettiriyor. Aynı şekilde ağaçların varlığı o bölgedeki insanları yedi yaş daha genç hissettiriyor.

     

    Araştırmanın yürütücüsü Omid Kardan bu çalışmanın, ağaçların sağlık üzerine ne şekilde olumlu bir etkisi olduğunu tam olarak açıklamıyor olsa da her ikisi arasında bir ilişki olduğunu gösterdiğini söylüyor. Ağaçların hava kirliliğini, stresi azalttığını ve daha çok fiziksel egzersiz yapma isteği uyandırdığını belirten Kardan bunların kişileri daha sağlıklı kıldığını ve daha iyi hissettirdiğini söylüyor.

  • Bir enerji kaynağı olan güneş panelinin üzerinde güneş enerjisini soğurmaya yarayan birçok güneş hücresi bulunur. 6-30 panellik yani yaklaşık 100 wattlık bir sistem, bir evin tüm elektrik ihtiyacını karşılayabilir. Bir güneş hücresinin performansı yani aldığı enerjinin yüzde kaçını kullanılabilir elektriğe dönüştürdüğü ise verimi ile ölçülür. Paneller mevsimlere bağlı olarak farklı açılarla Güneş’e doğru yönlendirilerek her mevsimde azami verim alınması sağlanır. Günümüzde endüstri uygulamaları veya elektrik santralleri için binlerce güneş panelinin olduğu büyük sistemler bazı ülkelerde yaygın olarak kullanılıyor.

     

    İşte Amerikalı ünlü film yönetmeni, NASA danışmanı ve derin deniz kâşifi James Cameron’da güneş enerjisi panellerini hayatında etkin bir şekilde kullananlardan. James Cameron’ın California, Santa Barbara’daki evinde 50 kilowattlık güneş paneli olduğu ve film setlerinde de güneş enerjisi kullandığı biliniyor.

     

    Ünlü yönetmen şimdilerde Ayçiçeği bitkisinden esinlenerek tasarladığı yeni bir güneş paneli için patent alma hazırlığı içinde. Ayçiçeği bitkisinden esinlenerek tasarladığı güneş paneli hem estetiği hem de performansıyla dikkat çekiyor. Bildiğiniz gibi ayçiçekleri sürekli Güneş’e doğru döner, bu nedenle bu bitkilere günebakan da denir.

     

    Ayçiçeğine benzeyen güneş panellerinin gövdesinin boyu 10 metre civarında. Çiçek şeklindeki sistemin ortasında 10 tane ana panel, etrafında da tıpkı çiçeğin taç yaprakları gibi 14 panel var. Günebakan güneş panelleri Güneş’in gökyüzündeki konumunu sürekli takip ederek güneş enerjisini en verimli şekilde soğuruyor.

     

    Tasarlanan paneller geçtiğimiz ay Malibu’da bir okulun bahçesine kurulmuş. Sistemin bir günde yaklaşık 260 kilowatt enerji ürettiği ve okulun enerji ihtiyacının %75-90’lık kısmının güneş enerjisiyle karşılandığı bildiriliyor. Günebakan Güneş Panelleri yerden bir hayli yüksek olduğu için yer kaplamıyor, üstelik iyi birer gölgelik vazifesi de görüyor.

  • Bir kimya laboratuvarını düşündüğünüzde dünyanın en tehlikeli yerlerinden biri gelmelidir aklınıza. Korku filmlerinde olduğu gibi her an her yerden çıkabilecek sağlık tehditleri içerir. Bir kez sayısız kimyevi madde bulunur laboratuvarlarda ve birçoğu “tehlikeli madde tanımlarında baş sıralarda yer alır. Alkoller kolay alevlenir madde sınıfındayken asit ve bazlar aşındırıcı maddeler arasında yer alır. Metalik sodyum ile çalışıyorsanız patlamadan korunma için özel önlemler almanız gerekir. En büyük düşmanınız ise hayat kaynağı sudur. Yani belirli şartlarda altında en ölümcül şey olabilir su bile.

     

    Bu noktada toksikolojinin öncülerinden Paraselsus’un sözü akla geliyor “Tüm maddeler zehirdir, ilacı zehirden ayıran dozudur.” Özetle bir laboratuvarda çalışıyorsak çok sayıda ve çeşitte tehlikeli tanımına giren madde ile ve ayrıca elektrik, mekanik çevresel birçok riskle muhatap oluyoruz demektir. Yaşamın sürdürülebilmesi için gerekli olan hava, su ve besinlerin fazlasının ya da eksikliğinin ölümcül olabileceği gerçeğini de göz önüne aldığımızda “laboratuvarlarımızı nasıl daha güvenli hale getirebiliriz?” İşte birkaç ana başlık:

     

    Çeker ocak: Kullandığımız laboratuvar kimyasallarının buhar ve tozlarından etkilenmemizi azaltacak temel ihtiyaçların başında yer alır. Oda sıcaklığında her maddenin belirli bir buhar basıncı vardır. Ancak özellikle solunum yolu ile vücuda girebilen ve kalıcı hasarlar bırakma eğilimi olan maddelerin mutlaka çeker ocak altında kullanılması gerekir. Hele bir de ısıl işlem yapacaksak.

    • Bir çeker ocağın amacına uygun çalışması için havadan hafif buharların uzaklaştırılması için üst kısımda tek bir emiş borusu bulunması yeterli değildir. Havadan ağır buharların da ortamdan uzaklaşmasını sağlamak için ocağın zeminine yakın yerden emiş yapan bir düzeneğe de sahip olması gerekir.
    • Çeker ocağın emiş fanı gürültü düzeyi 80 DB’ i aşmamalıdır. Solunum yolumuzu korurken işitme kaybına uğramayı istemeyiz.
    • Çeker ocakların emiş fanları belirli dönemlerde kirlenmeler nedeniyle çekiş kabiliyetlerini yitirirler. En az senede bir kez emiş debisi ölçümü yaptırılarak azalma varsa temizlik yapılması gerekir. Filtre kullanımı fan ve boru sistemlerinin ömrünü uzatacaktır. Ayrıca içeriden alınan zehirli gazların atmosfere atılmasını da engelleyecektir. Bir laboratuvardan çıkan gaz atmosferde ne yapar demeyin. Hangi maddelerle çalıştığınıza ve hangi miktarlarda ve sıklıkta kullanıldığına bağlı olarak bir şehri etkileyecek düzeylerde gaz ve buhar atılabilir dışarıya. Türkiye’de her ne kadar yasal sınırlamalar laboratuvar emisyonları için bulunmasa da AB ülkeleri ve ABD sınırlarındaki laboratuvarlar için de emisyon sınır değerleri bulunmaktadır.
    • Çeker ocakların cam kapağı temiz ve tam kapanabilir özelliğini daima korur özellikte olmalı ve yukarıdan aşağıya doğru kapanır özellikte olmalıdır. Gaz ve buharlarla çalışmayı esas alan çalışmalar için imal edilmiş olan bu sistemler kapakların açma kapama mekanizmaları çabuk bozuluyor düşüncesiyle yatay açılır şekilde tercih edilebilmektedir. Ancak yatay konumda açılan bir kapak çalışma sırasında çalışanın buhar ve gazları solumasına neden olacaktır. Emiş sistemi ne kadar güçlü olursa olsun solunum yolumuza partiküllerin ulaşmasını engelleme amacıyla el girecek kadar bir açıklıktan çalışarak cam arkasından gözlem yapmak daha güvenli olmaz mı?

    Genel havalandırma ve iklimlendirme sistemi: Özellikle çabuk buharlaşabilen sıvılarla çalışma yapılan laboratuvarlarda genel havalandırma sisteminin olması ve sıcaklığın da yaz kış 20˚C düzeyinde tutulması büyük önem taşımaktadır. Bu sayede hem termal konfor sağlanmış olacak hem de buharlaşmadan dolayı maruziyetler belirli bir seviyenin altında tutulabilecektir.

     

    Aydınlatma: En iyi aydınlatma işin gerektirdiği düzeyde aydınlatmadır. Gözü yormayacak kadar yoğun kamaştırmayacak kadar loş olmalıdır. Yüksek hassasiyet gerektiren ve optik okumalar yapılması gereken ışık şiddeti ile laboratuvar içerisinde genel aydınlatmanın ışık şiddetinin aynı olması beklenemez.

     

    Elektrik: Elektrik hayatımızın vazgeçilmez bir parçası olmuştur. Artık neredeyse elektriksiz nefes alamaz hale geldik diyebiliriz. 50 V üzeri AC elektrik akımının ölümle sonuçlanabileceği gerçeği gözönüne alarak bir laboratuvarın elektrik yükünü hesapladığınızda bubi tuzaklarının arasında olduğunu düşünmemek işten değildir. Şehir voltajı olarak adlandırılan 220 V rutin cihazların çalıştırılması için yeterlidir. Ancak bazı cihazlar vardır ki yüksek güç gerektirdikleri için 3 faz 380 V enerjiye ihtiyaç duyarlar. Her ne kadar 1000 V üzeri yüksek gerilim olarak adlandırılsa da 220 ve 380 V ile çalışmalar da ölümcül olabilmektedir. Özellikle ıslak analiz yapılan laboratuvarlarda kaçak akım röle kontrolleri bir yıl geçmeden tekrarlanmalıdır. Topraklama dirençleri de yine belirli periyotlarla ölçülerek kaçak akımın nötralize edilebileceği garanti altına alınmalıdır.

     

    Zemin güvenliği: Hem tertip düzen kurulması ile ayak takılmasına neden olacak malzemelerin yürüme yollarında bulunmaması sağlanmalı hem de zeminin kimyasallardan veya mekanik etkiler nedeniyle deforme olması engellenmelidir. Engellenememiş ve yüzey deformasyonu meydana gelmiş ise bu bölgelerde tadilat yapılarak takılma, sıvı birikmesi sonucu kayma gibi kazaların önüne geçilmesi gerekmektedir. Yine tezgahların zemini de analizler sonrasında kolay temizlenebilir nitelikte olmalıdır. Derz boşlukları bulunan tezgahlarda hem analiz sonuçları hem de çalışanın sağlığı tehdit altındadır. Bu nedenle yekpare malzemeden yapılan tezgahlar tercih edilmeli analiz öncesi ve sonrası zemin temizliği yapılmalıdır.

     

    Cam malzemeler: Birçok kimyasal şişesi içerdiği kimyasalın özelliği gereği camdan imal edilmiştir. Ayrıca laboratuvar ortamında kullanılan birçok gereç yine camdır. Analiz sırasında kullanılırken ya da sonrasında yıkanırken kırılma riski her zaman söz konusu olan cam malzemelerin laboratuvar tipi eldivenleri geçerek deri bütünlüğünü bozması işten bile değildir. Damar kesilmelerine kadar ciddi sonuçlar doğuran bu durumlara karşı alınabilecek önlemler kişisel dikkatin arttırılmasına yöneliktir çoğu zaman. Laboratuvar tipi bulaşık makineleri hem kimyasal ile yıkama sırasında da muhatap olmayı engellerken aynı zamanda cam kırılması olasılıklarını düşürmek konusunda katkı sağlamaktadır. Elbette laboratuvar büyüklüğü ve gün içerisinde yıkama ihtiyacı duyulan cam malzeme sayısı bu kararı verme yönünde belirleyici bir faktördür.

     

    Tüm bunları yapınca güvenli bir laboratuvarınız olacak mı? Bunları ve devamını yapmanız gerekli. Ne yazık ki tek bir faktöre bağlı değil güvenle eve dönmemiz.

  • İhtisas fuarı organizatörlerinden ITE Group Plc’nin Türkiye Ofisi E Uluslararası Fuar (EUF) Tanıtım Hizmetleri A.Ş. tarafından 11 No’lu salonda 1-3 Eylül 2016 tarihleri arasında Yeşilköy İstanbul Fuar Merkezi’nde toplam 10.000 m² kapalı alanda, 150’ye yakın firmaya organize edilecek olan IWE Istanbul Su ve Atıksu Arıtma Teknolojileri Fuarı ve Konferansı, T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, T.C. Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İSKİ İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi, İller Bankası A.Ş., Türkiye Belediyeler Birliği desteğiyle su kaynaklarının sürdürülebilir bir şekilde kullanılması, su tasarrufunun sağlanması, atıksuların arıtımı ve geri dönüşümü ile ilgili son teknolojileri ve gelişmeleri aynı platformda bir araya getirecek.

     

    Doğadaki tüm kaynaklar gibi su da dünyadaki rezervlerinin hızlıca tükendiği yaşamsal bir kaynak. Sanayileşme, plansız şehirleşme, hızlı nüfus artışı, evsel ve endüstriyel su tüketiminin artması, sera gazlarındaki artış, küresel ısınma, iklim değişikliği ve çevre kirliliği gibi nedenlerle dünyadaki içilebilir su kaynakları giderek azalmaktadır. Yenilenebilir su kaynaklarının hızla azalması, evsel ve endüstriyel su tüketiminin çok daha etkin yapılmasını gerektirmektedir.

     

    Türkiye’de su ve atıksu teknolojileri konusuna odaklanmış ilk ve tek sektörel etkinlik olan IWE Istanbul Su ve Atıksu Arıtma Teknolojileri Fuarı ve Konferansı, tüm sektör profesyonellerinin bir araya geleceği, sektörün ihtiyaçları, sorunları ve çözüm önerilerinin tek bir çatı altında sunulacağı önemli bir buluşma platformu olacak.

     

    Yenilenebilir su kaynaklarının hızla azalması, etkin su tüketimi, sürdürülebilir su ve atık su yönetimi, atık su arıtımı ve suyun yeniden kullanımı için gerekli olan tüm altyapı ve teknolojilerin yer alacağı fuarda, suyun çıkarılması, arıtılması, atık suların arıtılması, suyun depolanması, taşınması ve dağıtımı, tüm bu prosesin kontrolü ve otomasyonu için gerekli olan teknoloji, sistem ve ekipmanlarda bulunacak.

     

    Su ve Atıksu Arıtma Teknolojileri Fuarı ve Konferansında Sizi Neler Bekliyor?

     

    • 50 milyar dolarlık Türkiye yatırım pazarının yanı sıra Bölge ülkelerindeki dev pazara ürün ve hizmetlerinizi tanıtmak için benzersiz bir imkan
    • Hükümet, Belediyeler ve Düzenleyici Kurulların yetkilileri ile doğrudan temas imkanı
    • Özel sektörde sanayici, yatırımcı ve aracı şirketlerle en kapsamlı buluşma platformu
    • Dağıtım kanallarınızı oluşturmak ve güçlendirmek için yeni seçenekler
    • Sektördeki rakiplerinizi ve diğer oyuncuları yakından izleme olanağı
    • Yeni ürün ve hizmetlerinizi lanse etmek için en uygun ortam
    • Akademisyenler, Kamu ve Özel sektör temsilcilerinin katıldığı konferans programında sektör gündemi ile ilgili son gelişmelerden haberdar olma imkanı
  • MİM Çevre Mühendislik İş İlanı Tanımı: Firmamız bünyesinde istihdam edilmek üzere, “Çevre İzin ve Lisans Yönetmeliği” kapsamında Çevre Görevlisi işlemlerinin yürütülmesi ve “Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği” kapsamında ÇED Raporları ve Proje Tanıtım Dosyası hazırlanması işleri için Çevre Mühendisi alınacaktır.

     

    Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan alınan “Danışmanlık Yeterlik Belgesi” ve “ÇED Yeterlik Belgesi” ile Bursa’da kurulan şirket, ÇED Raporları, Çevre Görevlisi, Çevre İzni ve Lisansı, Atık Yönetimi ve Yönetim Sistem Danışmanlığı’nın yanı sıra Maden İzni ve Ruhsatları ile İş Sağlığı ve Güvenliği konularında da eğitim, danışmanlık ve mühendislik hizmetleri vermektedir.

     

    Çevre Mühendisi İş İlanı İçin Aranan Nitelikler:

    • Üniversitelerin Çevre Mühendisliği bölümlerinden mezun
    • Çevre görevli belgesine sahip
    • Bursa’da ikamet eden/edebilecek
    • Mesleği ile ilgili en az 2 yıl tecrübeli
    • Çevre Mevzuatına ve uygulamalarına hakim
    • Diksiyonu düzgün, İletişim ve problem çözme becerisi yüksek, analitik düşünebilen
    • MS Office, Autocad programlarına ve bilgisayar kullanımına iyi derecede hakim
    • Takım çalışmasına yatkın
    • e-ÇED ve e-İzin sistemine hakim
    • Aktif araç kullanabilen ve seyahat engeli olmayan
    • Bay adaylar için askerlik hizmetini tamamlamış

    MİM Çevre İletişim Bilgileri:
    Firma/Kurum Ünvanı: MİM ÇEVRE İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ DANIŞMANLIK VE MÜHENDİSLİK LTD. ŞTİ.
    Tel: 0(224) 452 52 54
    Faks: 0(224) 452 52 91
    E-posta: mimcevreu@mimcevre.com
    Adres: Konak Mahallesi Basın Sokak No:35/1 16110 Nilüfer-BURSA

  • Hızlı nüfus artışı ve yaşam şeklindeki değişikliğin beraberinde getirdiği enerji ihtiyacındaki artış ve endüstri devrimiyle birlikte kentlerin büyümesi, fosil yakıtların, araç kullanımının artması, hızlı endüstrileşme ve buna karşılık planlama ve çevresel düzenlemelerdeki yetersizlikler sonucu gittikçe artan hava kirliliği dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi ülkemizde de ciddi düzeyde sağlık ve çevre sorunlarına yol açmıştır.

     

    Partiküler madde (PM) üzerine yapılan çalışmalara önem verilmesinin temel sebebi bu kirleticinin insan sağlığı ve iklim değişikliği üzerine etkilerinin fark edilmesidir.

     

    Partiküler madde (PM); organik ve inorganik maddelerin kompleks karışımını temsil eden, havada katı, sıvı yada her iki halde de askıda kalabilen partikül karışımlarından oluşan bir hava kirleticisi olarak tanımlanmaktadır.

     

    Bu partiküller büyüklüklerine, bileşimlerine ve oluşum kaynaklarına göre farklılık gösterirler. Özellikleri, partikül büyüklüğü olarak adlandırılan aerodinamik çaplarına göre özetlenmektedir; akciğerlere ve üst hava yollarına ulaşabilen kaba partikül olarak tanımlanan ve aerodinamik çapları 10 μm’den daha küçük olan havada asılı partikül maddelere PM10 denir.

     

    TS EN 12341 uluslararası standardına göre PM10 ölçümü için numune alma süresi 24 saattir. Bununla birlikte daha düşük derişimler daha uzun numune alma süresi gerektirirken daha yüksek derişimler daha kısa numune alma sürelerini gerektirebilir.

     

    Numune alma cihazlarının davranışı rüzgar hızı, nem, sıcaklık ve basınç gibi bir çok faktörden etkilenmektedir. Ortam havasında mevcut partikül boyutlarının ve bileşimlerinin geniş aralıkta olması, PM10 miktarının belirlenmesi için geliştirilen cihazlarda çeşitliliğe yol açmıştır.

     

    Numune almak için düşük, yüksek veya çok yüksek örnekleme hacimli sistemler kullanılır.

    • Düşük hacimli sistemlerde PM10 örneklemesi için akış hızı 2,3 m3/saat
    • Yüksek hacimli sistemlerde akış hızı 68 m3/saat
    • Çok yüksek hacimli sistemlerde ise akış hızı 77,9 m3/saat olmalıdır.

    Ortam havasında PM10 Örneklemesi yapılacak yer seçilirken yerin makro çevre ölçeği (deney yerinin tipi) ve mikro çevre ölçeği (doğrudan istasyonu çevreleyen alan) bakımından bütünlüğüne gereken özen gösterilmelidir.

     

    PM10 numune alma cihazının girişi etrafındaki hava akışı balkonlar, ağaçlar, düşey yüzeyler veya duvarlar gibi engeller ile kısıtlanmamalıdır.

     

    PM10 numune alma cihazının girişi çevredeki diğer kaynaklardan taşınan baca dumanlarından sakınmak için lokal kaynaklardan uzakta konumlandırılmalıdır.

     

    Birden fazla numune alma cihazı varsa bütün numune alma cihazlarının girişleri zeminden 1,5-8 metre arasında ve aynı yükseklikte olmalıdır.

     

    PM10 numunesi örnekleme yerinin tipi belirlendikten sonra gerçek deney yerlerinin seçiminde, erişilebilirlik, saldırılara karşı güvenlik, dış hava şartlarına karşı korunma, elektrik ve telefon olmak üzere bir takım faktörler göz önünde bulundurulmalıdır.

     

    PM10 Örnekleme İşlemi;

     

    PM10 numune alma cihazı, doğrudan bir filtre (kuvars fiber) taban malzemesi ve ayarlanmış akış cihazı ile bağlantılı bir PM10 numune girişinden meydana gelmektedir. Daha sonra filtre üzerine toplanan PM10 kütlesi gravimetrik olarak tayin edilir. Filtreler sahaya gitmeden önce tartım odasında 20oC, %50 bağıl neme şartlandırıldığı bir ortamda toz korumalı olacak şekilde 48 saat açık durumda bırakılır. Toz yüklü filtreler tartmadan önce yine aynı şartlara getirilerek tartım işlemi yapılır. Kullanılan terazinin hassasiyeti en az 10 µg olmalıdır. PM10 miktarı, gravimetrik olarak tayin edilen toz miktarının numune alma cihazının toplam örneklediği akışa bölünmesiyle bulunur.

     

    PM10 miktarı, farklı deney yerlerinde, farklı zamanlarda ve farklı iklim şartlarında elde edilmiş PM10 sonuçları ile güvenilir bir şekilde karşılaştırma yapabilmek için standart sıcaklık (273 K) ve basınç (101,3 KPa) şartlarında ifade edilmelidir.

     

    PM10 numunesi alma süresince ortalama akış hızı, başlangıçta ayarlanan akış hızının ±5’i içerisinde olmalıdır ve numune alma süresince tüm ani akış hızları başlangıçta ayarlanan akış hızının ±10’u içerisinde kalmalıdır.

     

    NOT: Çok yüksek hacimli sistemlerde toplam akış hızının değeri kritik olmadığı için ±20 sapmaya izin verilir.

Sayfa 20 Toplam: 60« First...1019202122304050...Son Sayfa »

Copyright © 2013 - 2017 • Tüm Hakları Saklıdır.