Kelebek Kimya Çevre Mühendis...

Kelebek Kimya Çevre Mühendisi İş İlanı Tanımı: Firmamız bünyesinde istihdam edilmek üzere, "Çevre İzin ve ...

İklim Değişikliği ve Korun...

Çoğunlukla insan faaliyetlerine dayalı emisyonlar sonucu sera gazı konsantrasyonlarındaki artıştan kaynaklandığı düşünülen ve son ...

  • Ters Ozmoz sistemi artık ülkemizde birçok sektörde çeşitli ihtiyaçlara göre kullanılmaktadır. Hatta evlerimizde bile düşük kapasiteli Ters Ozmoz sistemlerinin kullanımı oldukça yaygınlaşmıştır. Ters Ozmoz sistemi kullanımı arttıkça buna bağlı olarak birçok üretici firma ticari hayata atılmıştır. Üretici ve pazarlama firmalarının artması, firmalar arası rekabeti doğurmuş ve maalesef bu rekabet, firmaların daha ucuza sistem imal edebilmek için düşük kaliteli ekipmanlar kullanarak üretim yaptıkları bir yarış haline gelmiştir. Bu durum, sanayi işletmecilerinin satın alma aşamasında kararsız kalmalarına neden olmaktadır.

     

    Ters Ozmoz sistemi satın alırken öncelikli odak “ücret” olmamalıdır. Çünkü Ters Ozmoz sistemlerinin üretimi ile ilgili ülkemizde belli bir standart yoktur. Ters Ozmoz sistemi üzerinde kullanılan ekipman ve malzeme kalitesine göre çok farklılık göstermektedir. Kalitesi düşük ekipman ile imal edilmiş bir Ters Ozmoz sistemi ise fayda yerine alıcısına sürekli sorun ve masraf çıkaran bir cihaz olacaktır. Böyle bir durumla karşılaşmamak için dikkat edilmesi gereken hususları maddeler halinde belirtelim.

     

    Ters Ozmoz Sistemi Alırken Dikkat Edilecek Hususlar

     

    Kapasite Belirlenmesi: Öncelikle kullanım kapasitenizi çok iyi belirlemelisiniz. Çünkü sistem üzerinde kapasite artışı demek, yeni bir cihaz almak kadar maliyete neden olmak demektir. Ters Ozmoz sistemi zaman içerisinde kapasite kaybına uğrayan bir cihaz olduğu için bu kaybı gözönünde bulundurarak kapasitenizi belirlemelisiniz.

     

    Şasi Seçimi: Şasi, Ters Ozmoz sisteminin ekipmanlarının üzerine yerleştirildiği iskeleti olarak tanımlanabilir. Yaygın olarak karbon çelik ve paslanmaz çelik malzemeden yapılmaktadır. İşletmenizdeki şartlara göre seçimi belirlenmelidir. Paslanmaz çelik şasi rutubete daha dayanıklıdır ve herhangi bir kimyasal damlama durumunda korozyon riski düşüktür. Malzeme fiyatı farklılığından dolayı paslanmaz çelik saşi kullanılmış bir cihazın fiyatı daha yüksek olacaktır.

     

    Cihaz üzerindeki kartuş filtre kabı: Sistem üzerindeki membranların katı cisimlerden korunması amaçlı kartuş filtre kullanılmalıdır. Sistem kapasitesine göre büyüklüğü değişen kartuş filtre kapları, paslanmaz ve PVC malzemelerden üretilmektedir. Malzeme fiyatı farklılığından dolayı paslanmaz çelik kartuş filtre kabı kullanılmış bir cihazın fiyatı daha yüksek olacaktır.

     

    Yüksek Basınç Pompası: Mutlaka paslanmaz çelik bir pompa seçilmesi gereklidir. Uluslararası kalite olarak kendini ispatlamış bir marka tercih edilmelidir. Düşük kalite bir pompa ile tüm sistemi riske etmiş olursunuz. Pompanızın emniyeti açısından yüksek basınç ve düşük basınç şalteri, mutlaka olması gereken ekipmanlardır.

     

    Akış Düzenleyici (Autoflush): Ters Ozmoz sisteminin tasarımında “olmazsa olmaz” özelliklerinden biridir. Akış düzenleyici; Ters Ozmoz sistemi duruş pozisyonundayken membran kaplarında bekleyen su, arıtılacak olan ham suyunuzdur. Eğer akış düzenleyici yoksa, membran kaplarında bekleyen ham suyunuz içerisindeki çözünmüş halde bulunan bazı mineraller, membranlar üzerinde çökme yaparak geçirimini zamanla azaltacaktır. Bu durumu engellemek için, sistem duruşa geçeceği zaman akış düzenleyici deposundan 20 saniye süre ile sistem girişine Ters Ozmoz suyu verilir. Atık hattından ise membran kaplarındaki ham su atılır. Böylece sistem kapalı konumdayken membran kaplarında sistemin üretmiş olduğu iyi su bulunur.

     

    Yüksek Basınç Boru Hatları: Pompa sonrası basınçlandırılan hat, paslanmaz çelik boru ile yapılırsa kırılma, çatlama veya sızdırma gibi sorunlar ile uğraşmanızı önler.

     

    Antiskalant Dozaj Pompası: Antiskalant dozaj sistemi, Ters Ozmoz cihazının en önemli ekipmanlarından biridir. Eğer antiskalant dozajı yapılamazsa cihazınız üzerindeki membranların çok kısa sürede tıkanmasına neden olursunuz. Yüksek basınç pompası seçimi kadar önemli olan bu pompa, sistem kapasitesine göre seçilmelidir ve hassas dozajlama kabiliyetine sahip, sık arızalanmayan yüksek kalitede olmalıdır.

     

    Membran Seçimi: Membranlar Ters Ozmoz sistemi maliyetini oluşturan önemli kalemlerden bir tanesidir. Günümüz teknolojisinde farklı kalitelerde membran üretimi yapan firmalar bulunmaktadır. Alacağınız Ters Ozmoz sisteminin membran markasını öğrenip araştırmanızda fayda vardır.

     

    Otomasyon Panosu: Günümüz teknolojisinde Ters Ozmoz sistemleri için hazır kontrol üniteleri üretilmektedir ve fiyat açısından ekonomiktir. Fakat (PLC), yani Programlanabilir Lojik Kontrol ile hazırlanmış otomasyon panosu kadar sisteme istediğiniz özellikleri ekleyebilmektesiniz. Sistem kapasitesi yüksek olan Ters Ozmoz sistemlerinde PLC ile hazırlanmış kontrol panosu seçmenizde fayda vardır.

     

    Ölçüm Cihazları: Öğrenmek istediğiniz parametrelerin ölçüm cihazları farklı kalitelere göre değişmektedir. Bu parametrelere göre kullanım suyunuzu ve cihazınızın performansını kontrol edeceğiniz için uluslararası kalite olarak kendini ispatlamış bir marka tercih edilmelidir. Sistem fiyatını önemli derecede etkileyen ekipmanlar arasındadır.

     

    Manometre ve Numune Muslukları: Çok önemli gibi gözükmeyebilir fakat sistem üzerinde membran kılıflarının hepsinde ayrı ayrı numune muslukları ve membran kılıfları kademeleri arasında manometrelerin olması, sistemin üretim suyu kalitesinde veya miktarında değişiklik olması durumunda sebebini bulmamızda yardımcı olmaktadır.

     

    Belirtmiş olduğumuz maddeler sistemin sağlıklı kullanılabilmesi için olması gereken özelliklerdir. Tekliflerinizi değerlendirirken pahalı ve ucuz firma diye ayırmak yerine, konusunda uzman, hazır bir fiyat listesine göre değil, suyunuzun analiz sonuçlarına göre Ters Ozmoz sistemi tasarım projeksiyonu çalışması yapmış firmaların tekliflerini dikkate almanızda fayda vardır.

  • Kaliforniya Üniversitesi’nden çevre zehir bilimcisi Andrew Whitehead, golyan balıklarının kimyasallarla kirletilmiş kıyılarda yaşadığını keşfetti. Bu kıyılardaki dioksin, poliklorobifenil ve ağır metallerin karışım seviyelerinin pek çok balığı öldürecek seviyenin 8000 katı olduğunu belirten Andrew Whitehead, golyan balığının bir “zehir çorbasında” hayatta kalabildiğinin altını çiziyor.

     

    New Jersey’deki Newark Körfezi ve Virginia’nın Elizabeth Nehri gibi çok kirli bölgelerde yaşayan bu küçük çizgili balık, golyan balığı ya da yıllık balığı olarak da biliniyor. Bilim insanları bu balıkların toksik atıklara maruz kalmalarına rağmen hayatta kalmalarının nedeninin aşırı seviyede mutasyona uğramalarına bağlıyor.

     

    Yıllık balıkları küçük olmaları ve güzel renkleri nedeniyle özellikle akvaryum sahiplerinin tercih ettiği bir balık türü. Aynı zamanda denizlerdeki kirlilik için belirteç bir tür olduklarından çevre bilimcilerin de en sevdiği tür.

     

    Andrew Whitehead ve ekibi ABD’nin doğu kıyıları boyunca, çok sayıda kirli bölgeden 400 Atlantik yıllık balığı topladı, genom dizilimlerini inceledi ve pek çok mutasyon tespit etti. Bu mutasyonlar zehirden etkilenen hücrelerde hasara neden olan moleküler yolakları kapatıyor. Hatta kirli sularda yaşamaya uyum sağlayan yıllık balıklarına özgü olan bu durum, onların temiz sularda yaşamaları için hiçbir avantaj sağlamıyor.

     

    Denizlerdeki hayat bizim ölümcül atıklarımıza uyum sağlıyor gibi görünse de aslında haberler o kadar da iyi değil. Andrew Whitehead maalesef korumaya çalıştıkları pek çok türün bu hızlı değişime uyum sağlamasına yetecek kadar genetik çeşitliliğe sahip olmadıklarını söylüyor.

     

    Özelleşmiş türlerde meydana gelen kötü mutasyonların o türlerin hayatta kalması üzerinde daha büyük etkileri var.

     

    Yine de bu mutasyonların bir bedeli var. Zehirli yeni ortamlarına uyum sağlasalar da, bu durum o bölgede yaşayan türlerde çeşitliliğin azalması ve mutasyona uğramış türlerin de daha özelleşmiş türlere dönüşmesi anlamına geliyor.

     

    Şu an yıllık balığı için her şey yolundaymış gibi görünüyor olabilir. Fakat bu yıllık balığı avlayan diğer canlılar için geçerli değil. Küçük balıklar daha büyük balıklar ve kuşlar için birer avdır. Dolayısıyla dioksin, ağır metallerin ve poliklorobifenilllerin yoğunluğunun besin zincirinin geri kalanı üzerinde ne gibi etkileri olacağı konusunda bir şey söylemek hayli zor. Özellikle de besin zincirinin en üstünde yer alan ve uç yırtıcı denen balıklar düşünüldüğünde.

     

    Kaynaklar:
    – http://www.sciencealert.com/scientists-discover-mutated-fish-that-have-become-8-000-times-more-resistant-to-toxic-waste
    – http://news.nationalgeographic.com/2016/12/pollution-tolerant-killifish-discovered-east-coast-waters

  • Küresel ortalama sıcaklık hesaplamalarında yerin yüzeyi bölümlere (bu alanların boyutları HadCRUT ve NOAA NCDC analiz yöntemlerinde 5° enlem – 5° boylam, NASA GLISS analiz yönteminde ise 2° enlem – 2° boylam ölçülerinde kareler şeklinde) ayrılıyor. Bu alanların sıcaklıkları, üzerlerindeki istasyonlardan elde edilen verilerin ortalamasına göre belirleniyor.

     

    Küresel ortalama sıcaklığın ölçülmesi Dünya’nın yüzey sıcaklığında zamanla ortaya çıkan değişimlerin belirlenmesi açısından hayli önemli. Küresel ortalama sıcaklık hesaplamaları kara ve deniz sıcaklık verilerinin birleştirilmesi ile yapılıyor. Ancak sonuçlar mutlak sıcaklık değeri olarak değil sıcaklık anomalileri şeklinde veriliyor. Sıcaklık anomalisi ortalama sıcaklık değerinin altında ve üstünde gerçekleşen sıcaklık farkı olarak tanımlanabilir.

     

    Dünya üzerinde ortalama küresel sıcaklık ölçümü yapan üç merkez var ve bu merkezler farklı veri analiz yöntemleri kullanıyor. Bunlar İngiltere Ulusal Meteoroloji Merkezi (Met Office) ve Doğu Anglia Üniversitesi tarafından elde edilen verilerin değerlendirildiği HadCRUT, NASA Goddard Uzay Araştırmaları Merkezi tarafından elde edilen verilerin değerlendirildiği NASA GLISS ve ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer Kurumu tarafından elde edilen verilerin değerlendirildiği NOAA NCDC isimli analiz yöntemleri.

     

    Karaların sıcaklık verileri kara yüzeyinin üzerindeki havanın sıcaklığı ölçülerek elde ediliyor ve ölçümler çoğunlukla meteoroloji istasyonları tarafından yapılıyor. Deniz yüzey sıcaklığı ölçümlerinde ise çoğunlukla şamandıralar ve gemiler kullanılıyor. Zaman zaman uydulardan elde edilen veriler de hesaplamalara dahil edilebiliyor.

     

    Küresel ortalama sıcaklık hesaplamalarıyla ilgili en büyük problem veri ve ölçüm istasyonlarının sayısının az olduğu bölgeler (örneğin Kutup bölgeleri ve çöller). HadCRUT analiz yönteminde veri elde edilemeyen bölgeler hesaplamalara dahil edilmiyor. NASA GISS ve NOAA NCDC yöntemlerinde ise bu veri boşlukları istatistiksel hesaplamalar yoluyla dolduruluyor. Yapılan hesaplamaların doğruluğuyla ilgili diğer bir problem şehirleşmiş bölgelerin giderek yaygınlaşması. Şehirleşmenin yoğun olduğu bölgelerdeki istasyonlardan elde edilen sıcaklık değerlerinin bu bölgelere yakın kırsal alanlardaki değerlerden daha yüksek olması ve şehirleşmiş bölgelerdeki kısa dönemli sıcaklık değişimleri sonuçların doğruluğunu etkiliyor. Uydulardan elde edilen veriler sayesinde şehirleşmiş bölgelerdeki istasyonlar belirlenerek, bu verilere göre yapılan düzeltmeler sonuçlara yansıtılıyor.

  • Denizler, insan faaliyetlerinden kaynaklanan madde veya atıkların dolaylı ve dolaysız yollarla zararlı etkileriyle hızla kirlenen doğal kaynaklardır. Kanalizasyonlar, sanayi atıkları, deniz araçları, atmosferik taşınımlar, asit yağmurları, tarımsal gübreler ve ilaçlar gibi birçok kaynak denizlerimizi kirletmektedir. Ayrıca deniz kirliliğini, zararlı maddelerin veya atıkların uygun olmayan paketleme ve etiketleme ile taşınması, deniz araçlarının standartlara uygun olmaması, seyir kurallarına göre hareket edilmemesi ve en önemlisi ise; insan hatalarından kaynaklanan kazalar sonucunda atıkların denize dökülmesi ve yayılması etkilemektedir. Deniz taşımacılığından kaynaklı kirlilik iki ana başlık altında toplanır:

     

    a. Boşaltımdan Kaynaklanan Deniz Kirliliği (Kanalizasyon, Yağlı Atık, Çöp, Emisyon, Zehirli Atık, Mikroorganizmalar, Anti-foulling Boyalar)
    b. Kazalardan Kaynaklanan Deniz Kirliliği (Son yıllarda yaşanan önemli deniz kazaları tabloda verilmiştir.)

     

    Yıl Kaza Yayılan Petrol (ton)
    1967 Torrey Canyon 121 000
    1978 Amoco Cadiz 227 000
    1979 Independenta 96 400
    1982 Unirea 66 400
    1994 Nassia 13 000
    1999 Volganeft 1 500
    1999 Erika 20 000
    2002 Prestige 77 000
    2010 Orçun C 125 000
    2016 M/V Lady Tuna 200

     

    Türkiye denizlerinde özellikle Marmara Denizi, İstanbul ve Çanakkale Boğazı ile İzmir, İskenderun, Samsun ve Trabzon gibi yoğun deniz trafiğinin yaşandığı kıyı-liman kentleri, petrol atıkları ve diğer atıklar tarafından yüksek oranda deniz kirliliği ile karşı karşıyadır. Deniz trafiğinden kaynaklanan kirlenmenin etkisi, diğer kirlilik parametreleri ile kıyaslandığında % 11 gibi düşük bir oranda görünse de, deşarjlardan kaynaklanan kirlilikle birleştiğinde % 21 gibi önemli bir yüzdeyi oluşturmaktadır.

     

    Yüzyıllardır insanlara hayat kaynağı olan denizler, son yıllarda atık bertaraf alanı olarak kullanılmaktadır. Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) verilerine göre dünya denizlerine giren atıklar; doğal kaynaklardan % 8, açık deniz üretiminden % 1, deniz taşımacılığı kaynaklı % 11, atmosfer kaynaklı % 30, taşkın ve kara kökenli deşarjlar % 40, kanunsuz boşaltma (gemilerden ve uçaklardan, karada ve denizde üretilen atıklar) % 10 oranlarında olduğu görülmektedir.

     

    Türkiye’de deniz taşımacılığı yönünden, atık girdi kapsamında Türk Boğazları için her yıl 47 000 gemi geçişi olmakta, gemilerin tehlikeli yük oranı ise % 17 olarak bildirilmektedir. Bu gemiler 140 milyon ton petrol ve ürünü taşımaktadır.

     

    Türkiye’de, sahillerimizin plansız bir biçimde kullanılarak denizlerimizin sıvı ve katı atıklarla kirletilmesi, bu denizlerin kıyılarında yaşayan milyonlarca insan sağlığını tehlikeye atmakta, denizden azami yararlanma imkanlarını azaltmaktadır. Ayrıca, denizlerimizin giderek kirlenmesi, uluslararası arenada Türk denizciliğinin konumunu, Türkiye’de denizcilikten sorumlu kurum ve yetkilileri, geçimini denizlerden sağlayan binlerce kişiyi, deniz turizmini, balıkçılığı ve denizlerimizdeki milyonlarca canlı türünü olumsuz yönde etkilemektedir.

     
    Kaynaklar:
    – 21. Yüzyıla girerken denizciliğimiz – Denizcilik Müstesarlığı (1997)
    – Regulations for the prevention of pollution by garbage from ships – World Maritime University (2006)

  • İnce Su Arıtım Çevre Mühendisi İş İlanı Tanımı: Su Arıtma sektöründe faaliyet göstermekte olan firma bünyesinde istihdam edilmek üzere Müşterilerden gelen teklifleri hazırlayacak, Tesis kurulum süreçlerine katılacak, Şirket içi dokümantasyon faaliyetlerine yardımcı olacak, Katalog, broşür vb. yazılı materyallerin geliştirilmesine katkıda bulunacak, Arıtma ekipmanlarının tedarikiyle ilgili satın alma süreçlerine yardımcı olacak, İş geliştirme ile ilgili gereken durumlarda periyodik olarak müşteri ziyaretlerinin planlanmasını yapacak, Var olan işler dışında firmaya yeni işler kazandırmak için çalışmalar yapacak ve yöneticiye raporlama yapacak Çevre Mühendisi alınacaktır.

     

    2006 yılından bu yana merkezi Bodrum olan ve Ege Bölgesi genelinde hizmet veren İnce Su Arıtım, su arıtma sektöründe her türlü ham su kaynağının arıtımına yönelik filtrasyon, yumuşatma, kuyu suyu reverse osmosis, deniz suyu reverse osmosis, ultra filtrasyon, nano filtrasyon, atık su arıtma tesislerinin satışı, montajı, süpervizör hizmetleri, satış sonrası servis hizmetiyle sektörünün bölgesel lideri olma konusunda emin adımlar ile ilerlemektedir.

     

    İnce Su Arıtım Çevre Mühendisi İş İlanı Aranan Nitelikler:

    • Üniversitelerin Çevre Mühendisliği Bölümü’nden mezun
    • Muğla’nın Bodrum ilçesinde ikamet eden/edebilecek
    • MS Office ve Autocad programlarını etkin şekilde kullanabilen
    • İletişim bilgileri yüksek, koordinasyon yeteneği güçlü, sonuç odaklı çalışabilen ve problem çözme tekniklerine hakim
    • Dinamik bir çalışma ortamının getirdiği zamansal esnekliğe sahip
    • Seyahat engeli olmayan
    • Aktif olarak araç kullanabilen
    • Ekip çalışmasına yatkın
    • Erkek adaylar için askerlik ile ilişiği olmayan

     

    Yukarıda belirtilen özelliklere sahip Çevre Mühendisi adaylarının fotoğraflı öz geçmişlerini verilen mail adresine yollamaları gerekmektedir. Mail dışında yapılacak başvurular değerlendirmeye alınmayacaktır.

     

    İnce Su Arıtım İletişim Bilgileri:
    Firma/Kurum Ünvanı: İnce Su Arıtım
    E-posta: yigit@incesuaritim.com
    Tel: 0(252) 363 02 85 – 0(549) 322 02 87
    Adres: Atatürk Bulv. Podium İşmerkezi No:18 Konacık-BODRUM

     

    Çevre Mühendisi İş İlanı Son Başvuru Tarihi: 01.05.2017

  • Dalgalar, dünya üzerindeki toprak ve suların farklı ısınması sonucu oluşan rüzgarların deniz yüzeyinde esmesi ile meydana gelir.

     

    Deniz dalgalarındaki güç dalga yüksekliği, dalga hareketi, dalga boyu ve su yoğunluğu ile belirlenir. Dalga yüksekliği ise rüzgar hızı, rüzgarın esme zamanı, esen rüzgarın suya olan mesafesi ve su derinliğine bağlıdır. Genellikle büyük dalgalardan daha çok enerji elde edilir.

     

    Deniz dalgalarından enerji elde edilmesi konusunda ilk çalışmayı 1892 yılında A. W. Stahl yapmıştır.Günümüzde dünyanın değişik merkezlerinde bu konuda araştırmalar yapılıp prototipler geliştiriliyor.

     

    Dalgalardan enerji elde eden tüm sistemler deniz yüzeyinde ya da deniz yüzeyine yakın kurulur. Bu sistemler dalganın geliş yönüne dik ya da paralel kurulmalarına ve enerjiyi dönüştürme biçimlerine göre farklılaşabilir.

     

    Örneğin, sonlandırıcı sistemler dalganın geliş yönüne dik olarak kurulur. Salınımlı su kolonları sonlandırıcı sistemlere bir örnek olarak verilebilir. Bu aygıtlarda su, içinde hava dolu bir bölme olan bir kolona dolar. Dalga etkisiyle, su kolonundaki bölme piston gibi yukarı aşağı hareket ederek havayı hareket ettirir ve kolona bağlı olan türbin çalışır.

     

    Bir diğer sistem olan nokta absorplayıcı sistemde sabit bir silindir içinde dalga hareketiyle hareket eden şamandıra, elektromekanik ya da hidrolik enerji dönüştürücüleri çalıştırır.

     

    Dalga hareketi zayıflatıcı sistemler, dalga geliş yönüne paralel olarak kurulur. Dalga hareketi ile cihazın bağlantı yerlerinde oluşan eğilip bükülmeler makinedeki yağı basınçlandırır ve hidrolik motoru çalıştıran hidrolik çekiç hareketli hale getirilir. İlk olarak İskoçya’da bir firmanın ürettiği Pelamis Dalga Gücü ünitesi de bu prensiple çalışıyor. Pelamis makineleri kullanılarak 2008 yılının Eylül ayında Portekiz’de (Aguçadora Dalga Parkı) dünyanın ilk ticari dalga tarlası kurulmuş. Burada üç adet 750 kW güç üreten, toplam 2,25 MW’lık (Mega Watt) sistem
    bulunmakta.

     

    Havuz sistemlerinde dalga enerjisini kullanmak için bir rampa vasıtasıyla deniz seviyesinden yüksekte doğal havuz oluşturulur ve rampaya yerleştirilen uygun bir türbinden geçen su kütlesiyle elektrik enerjisi elde edilir. Wave Dragon sistemi buna bir örnektir.

     

    Dalgaların yüksek güçlerine karşın düşük hızlarda ve farklı yönlerde hareket edebilmeleri, fırtınalara ve tuzlu suya dayanabilecek yapıların yüksek maliyeti, kurulum ve bakım giderlerinin yüksekliği gibi problemler sebebiyle dalga enerjisi eldesi şu anda ticari olarak geniş çapta kullanılmıyor.

     

    Ülkemizin Marmara Denizi dışında sahil uzunluğu yaklaşık 8200 km’dir. Balıkçılık, turizm ve askeri tesisler nedeniyle elektrik eldesi için bunun yalnızca 1/5’i kullanılabilir ise de dalga enerjisi Türkiye için çok önemli bir kaynaktır. Ancak sistem seçiminde yöresel meteorolojik şartlar, enerji talebi, üretilen enerjinin taşınımı da düşünülmelidir.

     

    Ülkemizde de dalga enerjisinden elektrik elde etme çalışmaları yapılmaktadır. Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü (BOREN) ve Türkiye Elektromekanik Sanayi A.Ş. (TEMSAN) işbirliğinde “Dalga Enerjisinden Elektrik Üretimi” konulu proje kapsamında, denizdeki dalgaların dikey hareketini elektrik enerjisine çeviren bir sistem tasarımı gerçekleştirilmiştir.

     

    Okyanusların Derin ve Sığ Suları Arasındaki Sıcaklık Farkından Yararlanılarak Enerji Elde Edilmesi

     

    Okyanusların derin ve sığ suları arasındaki sıcaklık farkından yararlanarak enerji elde edilen sistemlerde (Ocean Thermal Energy Conversion – OTEC), bu sıcaklık farkından yararlanarak çalışan bir ısı makinesi yardımıyla elektrik üretilir. Sıcaklık farkına bağlı olarak elde edilen verim ve güç artar. Özellikle Oğlak ve Yengeç Dönenceleri’nin arasındaki kuşakta (Ekvator’un 23° kuzeyi ve güneyi) kalan bölgeler, bu tip enerjinin elde edilmesi için hayli uygundur.

     

    Tropikal okyanusların genellikle 30-40 m kalınlıkta olan yüzey tabakasının sıcaklığı Güneş’ten alınan ısı enerjisiyle 25 °C civarına yükselir. Buna karşılık, kutuplardan okyanusların derinliklerine ve tropikal bölgeye kayan soğuk su kütlesi sıcaklığı 5 °C civarında bir ortam oluşturur. Bu iki ortam arasındaki sıcaklık farkı OTEC çevriminin temelidir. Genellikle birbirine karışmayan sıcak yüzey suyu ile soğuk taban suyu bir ısı makinesinin çalıştırılabilmesine olanak verir. OTEC santralleri kapalı, açık ya da hibrit adı verilen çevrimler ile çalışabilir.

     

    Kapalı Çevrim: Bu türde amonyak, propan ya da klor-flor-karbon bileşimleri gibi düşük kaynama noktasına sahip bir sıvı, kapalı çevrimin içine pompalanır. Bu sıvı, evaporatörden geçerken sıcak yüzey suyu ile buharlaşır ve basıncı artar. Yüksek basınca sahip bu buhar bir alternatör-türbin grubundan geçirilerek elektrik enerjisi elde edilir. Türbinden atılan buhar kondenserden geçirilerek tekrar sıvı fazına döndürülür. Soğutma suyu derin deniz tabanından alınan soğuk sudur. Böylece tamamlanan çevrim yeniden başlar ve devam eder.

     

    Açık Çevrim: Bu çevrimde amonyak ya da propan gibi bir çalışma malzemesi kullanılmamaktadır. Bunların yerine, sıcak yüzey suyu vakumda ani olarak buharlaştırılır. Bu işlem sonucu elde edilen su buharı türbini çalıştırır ve alternatörden elektrik üretililir. Kapalı çevrimde olduğu gibi, türbinde iş gördükten sonra kondensere iletilen su buharı burada soğuk taban suyu ile yoğuşur. Bu yoğuşma ile oluşan taze suyun, içme suyu dahil, pek çok amaçla kullanılması mümkündür.

     

    Hibrit Sistemler: Hibrit sistemler hem kapalı hem de açık çevrimlerin özelliklerini taşır. Sıcak deniz suyu bir vakumda ani olarak buharlaştırılır. Su buharı, kapalı çevrim sıvısı olan amonyağı buharlaştırır ve buharlaşan akışkan elektrik üretimi için türbini çalıştırır. Isı değiştiricide yoğunlaşan saf su başka amaçlarla da kullanılabilir.

     

    Okyanusların Derin ve Sığ Suları Arasındaki Sıcaklık Farkından Yararlanılarak Enerji Elde Edilmesi fikri tarihte ilk kez Fransız fizikçi D’Arsonval tarafından 1881 yılında ileri sürülmüş. Bu fikir, 1926’da Fransız mühendis Georges Claude’un 60 kW gücünde ve 20 °C sıcaklık farkıyla çalışan türbini sayesinde gerçekleştirilebilmiş. Aynı bilim adamı 1930’da Küba açıklarında 22 kW civarında güç üretmiş.

     

    ABD’de 1979 yılında Mini OTEC adıyla, 50 kW gücünde bir prototip tesis geliştirilmiş. Bunu, daha büyük kapasiteli sistemlerin oluşturulması izlemiş. Bu sistemlerde hem elektrik elde ediliyor hem de tatlı su üretimi yapılıyor.

     

    OTEC santralleri çevre sorunu yaratmamaları ve elektrik enerjisi eldesi yanında pek çok başka alanda da kullanılmaları nedeniyle oldukça avantajlıdır. Ancak düşük verimlerle (yaklaşık % 2) çalışırlar. Bu nedenle, uygulanabilir olmaları için bu tesislerin 1000 kW ve daha büyük güçte olmaları gerekir.

     

    Gel-Git Enerjisi

     

    Gel-git enerjisi elde edilirken, akıntı ya da gel-git sebebiyle yer değiştiren su kütlelerinin sahip olduğu kinetik ya da potansiyel enerji elektrik enerjisine dönüştürülür.

     

    Bilindiği gibi su seviyelerindeki periyodik değişmeler ve gel-git akımlarının gücü Dünya’nın Ay’a ve Güneş’e göre konumuna ve deniz tabanının ve kıyı şeridinin yapısına bağlı. Gel-git enerji elde edilmesi için bu olgu kullanılıyor. Gel-git enerjisi elde etmek için iki ana yöntem kullanılır.

     

    Barajlarda gel-git sırasında oluşan yükseklik farkının potansiyel enerjisinden yararlanarak enerji elde edilmesi yöntemi: Bu yöntemde, uygun bulunan koyların ağzı bir barajla kapatılarak gelen su tutulur, çekilme sonrasında da yükseklik farkından yararlanılarak türbinler aracılığı ile elektrik üretilir. Dünyada bu yöntemle çalışan, Fransa Rance’de 240 MW’lık, Kuzey Amerika Annapolis Royal’da 18 MW’lık ve Rusya’da 1,2 MW’lık sistemler bulunmaktadır.

     

    Hareket eden suyun kinetik enerjisinin türbinleri çalıştırmasıyla enerji elde edilmesi yöntemi: Bu yöntem daha düşük maliyetli ve barajlara oranla daha düşük çevresel etkiye sahip olduğundan son yıllarda popülerdir. Ancak geliştirilen üniteler prototip aşamasındadır. Nisan 2008’de Kuzey İrlanda’da bu yöntemle çalışan, SeaGen isminde 1,2 MW’lık bir sistem kurulmuştur. Bu cihazla Haziran 2008’de şebekeye 150 kW elektrik verilmiştir.

     

    Akıntı Enerjisi

     

    Deniz tabanına yerleştirilen türbinler aracılığı ile denizlerdeki ve okyanuslardaki düzenli akıntıların kinetik enerjilerinin elektrik enerjisine dönüştürülmesi akıntı enerjisinin temelini oluşturur.

     

    Dünyada akıntı enerjisi kullanılarak elektrik üretimi henüz prototip aşamasındadır. Ayrıca, gel-git enerjisi elde etmek için kurulan SeaGen sisteminin derin deniz akıntılarından enerji elde etmek için de kullanılması planlanıyor.

     

    Sonuç olarak, okyanus ve deniz kaynaklarının yenilenebilir enerji teknolojilerine büyük katkı sağlayacak potansiyelleri var. Teknoloji geliştirilmesi konusunda ileri düzeyde çalışmalar yapılmasına rağmen ticarileşme yönünde ilerleme kaydedilmesi için idari ve ekonomik bazı düzenlemelerin yapılması gerekiyor. Bunlar, sırası ile, elektrik şebekesine bağlantının sağlanması, kanuni çerçevelerle okyanus ve deniz enerjileri kullanımının yaygınlaştırılması, kaynakların ve fiziksel verilerin analizi, ekonomik önlemlerin alınması ve halkın bilgilendirilmesi olarak sıralanabilir.

     

    Kaynaklar
    – International Energy Agency, Implementing Agreement on Ocean Energy Systems (IEA-OES), Yıllık Rapor, 2007.
    – Dean, R. G., Dalrymple, R. A., “Water Wave Mechanics for Engineers and Scientists”, Advanced Series on Ocean Engineering, World Scientific, Singapore, C. 2, s. 64–65, 1991.
    – Ozgener, O., Ulgen, K., Hepbasli, A., “Wind and Wave Power Potential”, Energy Sources, Cilt 26, s. 891-901, 2004.
    – Külünk, H., Eyice, S., Yeni Enerji Kaynakları, 1983.
    – Kaygusuz, K., “Energy Policy and Climate Change in Turkey”, Energy Conversion and Management, Cilt 44, s.1671-1688, 2003.

  • Son yılların en büyük çevre sorunu olan küresel ısınmaya karşı alınan önlemlerden birinin de mevcut yeşil alanların korunması veya yeni yeşil alanlar oluşturulması olduğunu biliyoruz. Bu anlamda günümüzde yeşil çatılar özellikle yoğun yapılaşmanın olduğu alanlarda kaybedilen yeşil alanların mikro klimaya yaptığı olumsuz etkileri tersine çevirmek veya dengelemek için kalabalık şehirlerde ekolojik bir öge olarak önem kazanıyor. Bunun yanı sıra yeşil çatıların ticari ve kamusal yapılarda prestij unsuru olarak tercih edildiğini görmekteyiz. Artık Avrupa’da birçok şehir yönetimi yerel yasalarında yeşil çatıları yeni yapıların inşası için mecbur kılıyor, fonlarla da yatırımcıları destekliyor. Yeşil çatılar özellikle Almanya’da konutlarda kullanılarak, kullanıcılara çatılarında yeşille iç içe yaşama alanları sunuyor.

     

    Yeşil Çatının Avantajları

     

    Yeşil Çatıların tarihine baktığımızda, yapıların toprakla kaplanması fikri, ısı ve yangın korunumu, kamuflaj gibi nedenlerle bina yapımı kadar eski bir konu olmakla beraber, ilk olarak sistemli bir biçimde uygulanışı 20. yüzyılın başında Le Courbusier gibi bazı avangard mimarların düz beton çatı döşemelerinin kullanılabilir alanlar olduğunu ve yeşillendirilebildiğini keşfettiklerinde başlamıştır. O dönemden bugüne kadar yeşil çatı konusunda öncü mimar Friedensreich Hundertwasser başta olmak üzere birçok mimar tarafında yeşil çatılar kullanılageldi.

     

    Yeşil Çatıların yapıya getirdiği ekolojik ve ekonomik birçok avantaj kısaca şöyle özetlenebilir.

     

    1. Yeşil çatı sistem seçimine göre çatıdan drene edilmesi gereken su miktarında % 90’a kadar tasarruf sağlanabilir. Böylece şehir şebekesine daha az yük binmiş olur.
    2. Yeşil çatılar ortamdaki toz partiküllerinin filtre edilmesine yardımcı olur, özellikle hava kirliliğinin ciddi sorun teşkil ettiği şehirlerde çok iyi bir çözümdür.
    3. Yeşillikle kaplanan çatı klasik çatıyla kıyaslanınca yüksek ses emici özelliğe sahiptir. Dolayısıyla hava limanı ve otoyol gibi alanlarda avantaj sağlar.
    4. Bitkilerin nefes alma özelliği sayesinde oksijen oranını artırarak çevresindeki hava kalitesini artırır.
    5. Çatı yüzey sıcaklığını kışın sıcak yazın serin tuttuğu için istenmeyen ısı kayıp ve kazançlarını engellerler. Çatının ısı yalıtım kapasitesinde % 50’ye varan artışlar sağlanabilir.
    6. Su yalıtımını aşırı ısı farklarından, zararlı ultraviyole ışınlarından koruyarak, çatı ömrünü artırır.
    7. Çakıl kaplı teras çatıların yerine yeşillendirilmiş alanlarla kombine edilmiş yaşama alanları sağlayarak, özellikle sıkışık şehir yaşamında, bahçe fonksiyonu görürler.
    8. Şehirlerdeki yetersiz yeşil alanların oluşturduğu doğal ortam eksikliğini doldurarak mikroklimayı dengeler, doğal çevrenin yaşamasını destekler.

     

    Çatı bahçeleri iki ana yöntemle meydana getirilir. Bunlar; intensif (yoğun) ve ekstensif (seyrek) yeşillendirme. İntensif yeşillendirme sistemi çim ve birçok ağaç türünün yetiştirilebilmesi için kullanılır. Çatıya verdiği yük 300-400 kg/m2’den başladığı için taşıyıcı elemanların tasarımı aşamasında yeşil çatı uygulaması mutlaka hesaba
    katılmalıdır. Ekstensif yeşillendirme ile hafif çatı bahçeleri elde edilir. Kullanılan özel malzeme ve yöntemlerle çatıya gelen yük 100 kg/m2 civarındadır. Bu geleneksel çatı kaplama malzemelerinin (kiremit, çakıl vb.) çatıya verdiği yükle hemen hemen aynıdır.

     

    İki sistem arasındaki önemli farklardan biri de intensif sistemde düzenli bakım ve sulama gerekirken, ekstensif sistemde yılda en fazla bir veya iki defa bakım yeterli olmaktadır. Sistem seçiminde, seçilen bitkiler, çatının kullanım amacı, yapılacak bölgenin iklimsel verileri ve çatının yük taşıma kapasitesi gibi faktörler rol alır. Tüm yeşil çatı uygulamalarında, yukarıdan aşağıya temel katmanlar aşağıdaki gibidir.

     

    1. Bitkiler
    2. Bitki taşıyıcı tabaka
    3. Filtre ve drenaj tabakası
    4. Mekanik etkilere karşı koruyucu ve nem tutucu tabaka
    5. Su yalıtımı + kök tutucu tabaka; bazı su yalıtım ürünlerinde köke karşı dayanım mevcuttur. Bu durumda kök tutucu katmana gerek bulunmamaktadır.
    6. Çatı konstrüksiyonu.

     

    Çatı bahçeleri genellikle % 2 akıntıya sahip teras çatılar üzerinde uygulanmaktadır. Bununla birlikte maksimum % 115 eğime kadar her türlü form ve tipteki çatılara da uygulanabilir. Özellikle rekreatif amaçlı kullanılan çatı bahçelerinde, yeşillendirmeyle birlikte yürüme yolları ve hatta taşıt yollarının da uygulaması mümkün olabilmektedir.

  • Benli Geri Dönüşüm Çevre Mühendisi İş İlanı Tanımı: Geri Dönüşüm sektöründe faaliyet göstermekte olan firma bünyesinde istihdam edilmek üzere Afyon Katı Atık Düzenli Depolama ve Bertaraf Tesis Alanında çalışacak, Çevre izni ile ilgili tüm süreçleri yürütebilecek, planlamaları ve organizasyonları gerçekleştirebilecek, Çevre mevzuatlarını takip edebilecek, Çevre konularında resmi kurumlarla ilgili süreçleri yürütebilecek ve izin proseslerinin takibini gerçekleştirebilecek, Şirket içi çevresel prosedürleri hazırlayabilecek ve talimatları oluşturabilecek, İşletme içerisindeki bölümler ile işbirliği içerisinde olabilecek, Günlük, haftalık ve aylık faaliyet raporu hazırlayabilecek Çevre Mühendisi alınacaktır.

     

    Benli Geri Dönüşüm zaman içinde değişen piyasa koşullarına göre şekillenen 4 ana faaliyet üzerinde uzmanlaşmıştır. Bunlar; Evsel ve Endüstriyel atık yönetim hizmetleri, Ahşap palet geri dönüşümü, EPDM kauçuk geri dönüşümü ve Tesis müteahhitliği’dir.

     

    1990’lardan itibaren endüstriyel tesislere atık yönetim hizmetleri vermeye başlayan firma 2000’li yıllardan itibaren ülkenin gelişimi ile doğru orantılı olarak ambalajlı ürünlerin tüketiminin artması sonucunda 2007 yılından başlayarak 380.000 nüfuslu Eskişehir Odunpazarı belediyesi bölgesinde kaynakta ayrı toplanmış ambalaj atıklarını toplama ve ayırma hizmetlerine devam etmektedir. Halen iç Anadolu, ege ve marmara bölgelerinde endüstriyel ve evsel atık yönetim hizmetlerini vermeye devam etmektedir.

     

    Benli Geri Dönüşüm Çevre Mühendisi İş İlanı Aranan Nitelikler:

    • Üniversitelerin Çevre Mühendisliği Bölümü’nden mezun
    • Afyon’da ikamet eden
    • İnsan ilişkilerinde başarılı, müzakere ve ikna yeteneği gelişmiş
    • Analitik düşünce yapısına sahip ve çözüm odaklı çalışan
    • İş takibi ve yönetimi konusunda düzenli, dikkatli ve dinamik
    • Yurtdışı ve içi seyahat engeli olmayan
    • Çevre Görevlisi Belgesine sahip
    • Aktif olarak araç kullanabilen
    • İyi derecede İngilizce bilen (okuma, yazma ve konuşma)
    • Erkek adaylar için askerlik ile ilişiği olmayan

     

    Yukarıda belirtilen özelliklere sahip Çevre Mühendisi adaylarının fotoğraflı öz geçmişlerini verilen mail adresine yollamaları gerekmektedir. Mail dışında yapılacak başvurular değerlendirmeye alınmayacaktır.

     

    Benli Geri Dönüşüm İletişim Bilgileri:
    Firma/Kurum Ünvanı: Benli Geri Dönüşüm Hırdavat Makina Sanayii Tic. Ltd. Şti.
    E-posta: ik@benli.com.tr
    Tel: 0(222) 236 16 66
    Adres: Organize Sanayi Bölgesi 9/A Caddesi No: 12 ESKİŞEHİR

     

    Çevre Mühendisi İş İlanı Son Başvuru Tarihi: 15.01.2017

Sayfa 2 Toplam: 601234102030...Son Sayfa »

Copyright © 2013 - 2017 • Tüm Hakları Saklıdır.