• Politikadan planlamaya, silvikültürden (orman yetiştirme) üretime bir dizi faaliyeti içeren ormancılık çalışmalarının, canlı bir varlık olduğu kabul edilen orman üzerindeki etkilerini analiz etmek için öncelikle “ormanı” tanımlamak gerekir. Ekonomik bakış açısı ile ormanlar “yenilenebilir kaynaklar” olarak tanımlanır. Gerçekten de ormandan elde edilen odun ve odun dışı ürünlerden belli bir faydalanma düzeni içinde teorik olarak sonsuza kadar yararlanmak olanaklıdır. Ne var ki, ormanın yaşayan bir varlık olduğu gerçeği bizleri madalyonun öbür yüzüne bakmaya zorunlu kılar: Ekoloji.

     

    Ekolojiye göre orman, temel öğesi ağaç ve ağaççıklar olmakla birlikte, canlı (bitkiler, hayvanlar, mikroorganizmalar) ve cansız (toprak, su, hava) varlıklardan oluşan ve bunların birbirleri ve çevreleri ile ilişki içinde bulunduğu yaşayan bir sistemdir. Bu yönü ile orman, “doğa” denilen bütünü oluşturan sistemlerden (bozkır, sulak alan, kıyı ve deniz, maki, akarsu, yüksek dağ) biridir ve yeryüzünde yaşam, bu sistemlerin tümünün devamlılığına bağlıdır. Bu nedenle, ormanlar gibi olağanüstü çeşitlilikte bileşenlere sahip bir “canlı varlık” üzerinde gerçekleştirilen çalışmaların bu gerçek göz ardı edilmeden tasarlanması ve uygulanması yaşamsal bir önem taşır.

     

    Ormancılık çalışmaları, toplumun orman ürünlerine ve ormanın sunduğu işlev ve hizmetlere olan gereksinimlerini karşılamak için yürütülür. Ormanlar üzerinde en geniş etkiye sahip ve en kilit konu, ormancılığının politik boyutudur. Türkiye’de orman alanlarının geleneksel olarak devlet mülkiyetinde olması ilke olarak orman kaynaklarının doğasına uygun bir düzenlemedir. Ancak bu durum ormancılık politikalarının daha çok ormanların “ekonomik” yönünü ön plana çıkaracak şekilde gelişmesine neden olmuş ve doğal ormanların aleyhine gelişmeleri hızlandırmıştır. Son yıllarda özellikle büyük kentlerin çevresinde ve turistik bölgelerdeki ormanlık alanlar adeta kapanın elinde kalmıştır. Koruma amacı ile ayrılmış alanlarda ilkelerin kolaylıkla delinmesi ülkemizde alışılmış bir olay haline gelmiştir. Orman kaynaklarının kullanımı ve yönetiminde de planlama en temel çalışmadır. Ne var ki, orman yönetim planlarımız da bütüncül ve çok boyutlu bir yaklaşımın ürünü değil, odun üretimi üzerine odaklanmış dokümanlardır. Geleneksel planlar ormancılık faaliyetlerinin diğer canlılar üzerindeki etkilerini dikkate almadığı gibi, yörede yaşayanların planlama kararlarına etkin katılımına izin vermez. Bu, Türkiye ormanlarında yıllardır yaşanan trajedinin en temel nedenlerinden biridir.

     

    Yeni ormanların kurulması ve bunların yetiştirilmesi, bakımı, gençleştirilmesi ve varlıklarının en iyi şekilde devam ettirilmesine yönelik etkinliklerden oluşan silvikültürel çalışmalarda yapılan teknik hatalar da verimli orman alanlarının bozulmasına neden olabilmektedir. Bir araştırmaya göre, Antalya bölgesi kızıl çam ormanların da 1965-1971 döneminde doğal gençleştirme çalışması yapılan alanların %78’ine yeniden gençlik getirilememiş olması bunun en somut örneklerinden biridir.

     

    Gençleştirme, üzerinde orman olan bir alanda gerçekleştirilirken, ağaçlandırma çalışmaları, üzerinde orman örtüsü bulunmayan bölgelerde belli bir amaca uygun olarak orman oluşturmayı hedefler. Ağaçlandırma çalışmalarında bugüne kadar yapılmış en önemli yanlışlıklardan birisi kumul, bozkır, funda, maki gibi egemen unsuru ağaç olmayan kendine özgü ekosistemlerin ağaçlandırma suretiyle değiştirilmeye çalışılmasıdır. Bununla birlikte, çoğunlukla aynı yaşlı ve tek türden oluşan ağaçlandırmalar, biyoçeşitliliği ve ormanın dış etkilere karşı direncini azaltıcı etki yapar. 1970’li yılların başında Batı Karadeniz Bölgesinde hızlı gelişen yabancı türler ile ağaçlandırılan alanlarda daha sonra kitlesel böcek ve mantar yıkımları ortaya çıkmıştır. Hızlı geliştiği için geçmişte dört elle sarıldığımız yabancı türlerden (okaliptüs, akasya, radiata çamı gibi) kaçınarak, yerel türlerden yararlanmak bugünün en geçerli yaklaşım biçimidir.

     

    Canlı bir varlık olan ormanlar yangın, kar, çığ, böcek, mantar gibi çeşitli sorunların etkisi altındadır. Yangın, genel olarak ormanlar için bir afet olarak kabul edilmekle birlikte, sanılanın aksine kimi orman tipleri için kendini yenileme aracıdır. Bu nedenle uzmanlar, konunun bir “yangın söndürme” tavrından öte bir “yangın yönetimi” ile ele alınması gerektiğini vurgulamaktadır. Ormanlardan, odun ve odun dışı ürün hasadına yönelik üretim çalışmaları, tekniğine uygun ve ekolojik bütünlük dikkate alınarak yapılmadığında doğal zincirin halkaları kırılabilmekte ve sistem onarılamaz yaralar alabilmektedir. Yalnızca odun üretimine odaklanan üretim çalışmaları fiziki ortamı veya genç fidanları tahrip edebilmektedir. Öte yandan, bu yaklaşımlar sistemin vazgeçilmez parçası yaban hayvanları, kuşlar, mantarlar, otsu bitkiler ve diğer canlıların yaşam ortamlarını da ortadan kaldırabilmektedir. Reçine, sığla yağı, defne yaprağı, soğanlı bitki toplanması gibi ikincil orman ürünü hasadı sırasında da tekniğine uygun olmayan faydalanma, ağaçların hastalanmasını, türlerin yok olmasını kolaylaştırabilmektedir.

     

    Doğa koruma için yapılması gereken en temel çalışma, korunacak alanların ve koruma amaçlarının sistematik bir yaklaşımla belirlenmesidir. Gerek dünyada, gerek ülkemizde uzun yıllardan beri bu yaklaşım göz ardı edilmiştir. Bu durum, önemli orman tiplerinin korunan alanlar sistemi içine girmemiş olmasına, bazı orman tiplerinin ise bu sistem içerisinde gereğinden fazla tekrarlanmasına, dolayısıyla ekolojik çeşitliliğin iyi temsil edilememesine neden olmuştur. Adı “milli park” olsa da etkin bir yönetimden yoksun koruma alanları, adeta yoğun kullanımın merkezi olmuştur. Katılımcılıktan yoksun, ilgi/çıkar gruplarının ve yerel halkın desteğini almamış doğa koruma çalışmaları hep düş kırıklığı ile sonuçlanmıştır. Son Anadolu’nun ormanları ancak ekolojik temellere dayalı ormancılık politikalarıyla kurtulabilir.

Yazar

Daha yeşil ve güzel bir Dünya için yola çıkan Yeşil Aşkı, herkesi Dünya’ya zarar vermeden, çevre dostu ve sürdürülebilir bir yaşama davet ediyor. Bütün gayemiz; temiz bir çevre, yaşanabilir bir dünya ve yeşil gören gözlerdir. Yeşil görmeyen gözler, Renk zevkinden mahrumdur.

Twitter Facebook Google+ Linkedin YouTube
Önceki Yazı:Endüstriyel Atıksuların Anaerobik Arıtımı
Sonraki Yazı:Egetest Çevre Mühendisi İş İlanı

Benzer Yazılar

Yorumlar

Bu yazıya 1 yorum yapılmış.

  1. Yangın Kapısı

    Teşekkür ederim. Güzel bir yazı ormana bakış açımı değiştirdi.

SİZ DE CEVAP YAZABİLİRSİNİZ

Bu yazı hakkında görüşünüzü belirtin.

Copyright © 2013 - 2017 • Tüm Hakları Saklıdır.