• 50 yıl önce bu kadar hastalık ve hasta var mıydı? İstatistiklere göre 100 yıl önce nüfusun yalnızca %0.01’ini etkileyen ve son 10 yılda %90 artan diyabet nüfusun yaklaşık %30’unu etkiliyor. 100 yıl önce, bütün ölümler içinde kanserden ölenler sadece %3 iken günümüzde %20’dir. Bu durumun konvansiyonel tarım denilen değişen tarım yöntemiyle ilişkisini anlamak için önce “sağlık” kelimesinin anlamı irdelenmelidir. Sağlık, alınan besinlerin alınan kalorilere bölünmesiyle öngörülebilir.
     
    Yenilen yiyeceğin kalorisinden çok besin yoğunluğu önemlidir. Örneğin, 70-140 kalori olan bir ekmek dilimi (karbonhidrat) vitamin ve mineraller bakımından fakirdir. Diğer taraftan yine 70-140 kalori olan 1 elma (karbonhidrat) vitamin ve mineraller bakımından çok zengindir. Besin yoğunluğu fazla, kalorisi az olan yiyecekler tüketilirse vücut sağlıklı kalır. Yüksek besinli, az kalorili yiyeceklerin kanıtlanmış etkileri şunlardır:

    • İleri yaşlarda başlayan hastalıklar gecikir,
    • Kansere direnç oluşur,
    • İnsülin duyarlılığı artar,
    • Bağışıklık hücreleri çoğalır ve kişi daha yavaş yaşlanır.

     
    Günümüzde sebze-meyveler daha büyük olsalar da daha çok besin içermezler. Jumbo boydaki ürünler aslında diğer her şeyden daha çok dolgu maddesi veya “kuru madde” içerir. Vitamin ve minerali olmayan, nişastalı karbonhidratlardan ibaret kuru madde üründeki vitamin ve mineralleri seyreltir. Daha fazla hasat için yapılan seçici ıslah nedeniyle ortaya çıkan bu “seyreltici etki” ürünlerde protein, amino asit ve mineral eksikliğine yol açar. Üreticiler daha fazla hasat odaklı seçim yaparken çoğunlukla yüksek karbonhidrat barındıran ürünleri seçerler ve zamanla ürünlerin besin içeriği azalmaya başlar. Günümüzde marketlerden alman sebze ve meyveler, magnezyum, demir, kalsiyum ve çinko mineralleri açısından 50 yıl öncesine göre %5-40 daha fakirdir.
     
    Tarımla ilgilenen bilim adamları 25 yıldan fazla süredir gübreleme ve sulama gibi verim arttırma yöntemlerinin yiyeceklerde bazı besin konsantrasyonlarını azalttığını bilmektedir. Daha büyük ve hızlı büyüyen ürün birçok durumda büyüklüğüyle orantılı besin elde edemez veya sentezleyemez, dolayısıyla mevcut besinlerin konsantrasyonları seyrelir. Mahsul artışına karşılık besin değerlerinden taviz verilmiştir.
     
    Konvansiyonel tarım uygulamaları toprağı sadece sonuca giden yolda bir araç olarak görmüştür. Tekrar tekrar kullanılan toprak besin muhtevasını kaybetmiştir. Çiftçiler bitkilerini beslemek için kimyasal gübreler kullanmak zorunda kalmışlardır. Ama kullanılan gübrelerde nitrojen, potasyum ve fosfor olmak üzere yalnızca 3 mineral bulunur. Bununla beraber optimum toprak sağlığı için 52 mineral daha gereklidir. Bunların toprakta olmaması iki problem doğurur;

    • Bitki yeterli besin alamadığı için zayıf kalır ve dış etkenlere (böcek, hastalık ve mantar) karşı savaşamaz, bu durumla mücadele için başvurulan pestisit, herbisit ve fungisitlerle yiyeceklere toksik madde yüklenmiş olur. İnsanlar bitkilerden yeterli mineral alamadığı için hastalıklara karşı dirençsiz kalır.
    • Bir başka nokta da, kimyasal gübre ve böcek ilacı kullanımının giderek artmasıyla günümüzde ürünlerin hiç olmadığı kadar hızlı hasat edilmesidir. Bu durum ürünün topraktaki besini emmesi için çok daha az zamanı olduğu anlamına gelir.

     

    Organik veya doğal gıda, çok daha besleyicidir.

    İnsanların organik veya doğal yöntemlerle yetiştirilen besinler istemesinin ardındaki sebeplerin başında daha kaliteli besin, daha güzel tat ve tazelik gelir. Organik ve konvansiyonel yöntemlerle yetiştirilmiş ürünler arasında ciddi bir fark olmadığını söyleyenler ciddi olamaz.
     
    Kentlerde sağlıklı besinlere kavuşmanın en kolay yolu, tabiat ananın yoluyla yetiştirilmiş organik veya doğal, yani sürdürülebilir çiftçilik yöntemleriyle, kimyasal gübre ve böcek ilacı kullanılmadan yetiştirilen gıdalar tüketmektir.
     
    Sağlıklı toprakta, doğal gübreyle, kimyasal kullanmadan yetişen gıdalar elbette daha besleyicidir. 2003’de Journal of Agricultural Food Chemistry dergisinde yayınlanan bir çalışmaya göre kanserle mücadelede organik gıdaların daha iyi olduğu kanıtlanmıştır. 2005’de ise bilim insanları, konvansiyonel yöntemlerle yetiştirilmiş gıdalarla beslenen fareler ile organik gıdalarla beslenen farelerin sağlıklarında çeşitli farklar olduğunu tespit etmiştir. Organik veya minimum gübreyle yetiştirilmiş gıdalarla beslenen farelerin diğerlerine göre daha gelişmiş bağışıklık sistemleri ve daha iyi uyku alışkanlıkları olduğu, daha az kilolu ve ince olup kanlarında daha fazla E vitamini bulunduğu tespit edilmiştir.
     
    Ancak organik ve konvansiyonel yöntemlerle yetiştirilen gıdaların karşılaştırıldığı en kapsamlı araştırma, 2007’de başlamış, 25 milyon dolar harcanan bir Avrupa Birliği projesi olan “Quality Low Input Food Project” (Organik ve Düşük Girdili Gıdalar Projesi)’dir. 4 yıl süren QLIF çalışmasında araştırmacılar, organik ve organik olmayan bitişik alanlarda meyve-sebze yetiştirmiş, organik meyve ve sebzelerin %40 daha fazla antioksidan, daha fazla demir ve çinko bulunduğunu görmüştür. Organik ve konvansiyonel yöntemlerle yetiştirilen gıdalar arasındaki, kuru madde, mineral, vitamin, protein ve amino asit değerleri farklılığını ortaya çıkarmış, organik ürünlerde besleyici değer seviyesinin %20-40 civarında fazla olduğunu ve flavanoid ve beta karoten de dahil olmak üzere antioksidan seviyesinin daha yüksek olduğunu göstermiştir. Konvansiyonel yöntemlerle yetiştirilen ürünlere nazaran organik ürünlerin önemli ölçüde daha fazla C vitamini, demir, magnezyum ve fosfor ile çok daha az nitrat içerdiği, protein seviyeleri açısından kayda değer bir fark bulunmadığı, organik ürünlerde daha az ağır metal, daha fazla kaliteli ve besleyici mineral olduğu tespit edilmiştir.
     
    Konvansiyonel yöntemlerle yetiştirilen gıdalar çoğunlukla kimyasal gübre, böcek ilacı ve otkıran kullanımından kaynaklanan kimyasal kalıntıları barındırır. Bunlar nörotoksisite, endokrin sistemi bozuklukları, kanser, bağışıklık sistemi bozuklukları, erkeklerde kısırlık, kadınlarda düşük gibi pek çok rahatsızlığa sebep olabilir.
     

    Yerel – geleneksel çiftçilik yeniden revaçta

     
    Artık giderek artan sayıda insan atalarının yolundan gitmeyi seçerek organik veya doğal çiftçilik yöntemleri uygulayan yerel çiftçilerden alışveriş yapıyor ve aldıkları gıdaları yavaş geleneksel yöntemlerle pişiriyor. Yüzyılı aşkın süredir devam eden düşüş ardından ABD’de kurulan küçük çiftliklerin sayısı son 6 yılda %20 artmıştır.

Yazar

Daha yeşil ve güzel bir Dünya için yola çıkan Yeşil Aşkı, herkesi Dünya’ya zarar vermeden, çevre dostu ve sürdürülebilir bir yaşama davet ediyor. Bütün gayemiz; temiz bir çevre, yaşanabilir bir dünya ve yeşil gören gözlerdir. Yeşil görmeyen gözler, Renk zevkinden mahrumdur.
Twitter Facebook Google+ Linkedin YouTube
Önceki Yazı:Ağaç Neye Yarar
Sonraki Yazı:Hava Kirliliği Davranış Bozukluğu Yapıyor

Benzer Yazılar

Yorumlar

SİZ DE CEVAP YAZABİLİRSİNİZ

Bu yazı hakkında görüşünüzü belirtin.

Copyright © 2013 - 2017 • Tüm Hakları Saklıdır.