• 1980’li yıllardan itibaren gözle görülür nitelikte artan sera gazı salımına bağlı iklim değişikliğinin etkileri Hükümetleri ve Uluslararası Kuruluşları bu sorunun çözümüne yönelik çalışmalar yapmaya ve bu çalışmalar için yasal bir dayanak oluşturmaya mecbur kıldı.

     

    Bu zaruretle doğan girişim ve çabalar neticesinde 1990 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin teşkili için Hükümetlerarası Müzakere Komitesi’nin (International Negotation Comittee) oluşturulması karara bağlandı.

     

    INC, Sözleşme’nin taslağını hazırlayarak 9 Mayıs 1992 tarihinde New York’taki Birleşmiş Milletler Merkezi’nde kabul etti. Sözleşme 1992’de Rio de Janeiro’daki Dünya Zirvesinde imzaya açıldı. Netice olarak Avrupa Topluluğu da dâhil olmak üzere 154 ülkenin devlet başkanları ve üst düzey temsilcileri tarafından imzalandı. Sözleşmenin yürürlüğe giriş tarihi ise 21 Mart 1994.

     

    1992’de sözleşmeyi imzalayan 154 ülke sayısı, 2002 itibari ile 185’e yükselmişti. Halihazırda ise Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne 197, Kyoto Protokolü’ne 192 ülke taraf.

     

    Ek–I Ülkeleri: Bu grupta yer alan ülkeler, sera gazı salımlarını sınırlandırmak, sera gazı yutaklarını korumak ve geliştirmek, ayrıca, iklim değişikliğini önlemek için aldıkları önlemleri ve izledikleri politikaları bildirmek ve mevcut sera gazı salımlarını ve salımlarla ilgili verileri iletmekle yükümlüdürler. Bu grup iki ülke kümesinden oluşmaktadır. Birinci grupta 1992 yılı itibarıyla aralarında Türkiye’nin de bulunduğu OECD üyesi olan ülkeler ve AB, ikinci grupta ise Pazar Ekonomisine geçiş sürecindeki ülkeler yer almaktadır. Ek I’de hâlihazırda toplam 42 ülke ve AB bulunmaktadır.

     

    Ek–II Ülkeleri: Bu gruptaki ülkeler, birinci grupta üstlendikleri yükümlülüklere ilaveten çevreye uyumlu teknolojilerin özellikle gelişme yolundaki taraf ülkelere aktarılması veya bu teknolojilere erişimin teşvik edilmesi, kolaylaştırılması ve finanse edilmesi hususlarında her türlü adımı atmakla sorumlu kılınmışlardır. Ek II’de halihazırda 23 ülke ve AB yer almaktadır.

     

    Ek Dışı Ülkeler: Bu ülkeler, sera gazı salımlarını azaltmaya, araştırma ve teknoloji üzerinde işbirliği yapmaya ve sera gazı yutaklarını korumaya teşvik edilmekte, ancak belirli bir yükümlülük altına alınmamaktadırlar. Bu grupta halen 153 ülke bulunmaktadır.

     

    2013 Yılında Küresel Karbon Projesi raporlarına göre ülkelerin karbon salım miktarları ve sıralamaları şu şekildeydi:

    1 Çin 9 milyar 977 milyon ton
    2 ABD 5 milyar 233 milyon ton
    3 AB 3 milyar 487 milyon ton
    4 Hindistan 2 milyar 407 milyon ton
    5 Rusya 1 milyar 812 milyon ton
    6 Japonya 1 milyar 246 milyon ton
    7 Almanya 759 milyon ton
    8 Güney Kore 616 milyon ton
    9 İran 611 milyon ton
    10 Suudi Arabistan 519 milyon ton
    11 Türkiye 459 milyon ton

     

    • Buna göre Çin tek başına, Avrupa Birliği ve ABD kadar karbon salımı yapıyor.
    • Türkiye, dünya karbon salımının yüzde 1’i kadar karbon salımına sahip.
    • Dünya karbon salımının yüzde 45’ini ABD ve Çin yapıyor.
    • Afrika ülkelerinin karbon salımındaki payı ise çok düşük.

     

    İnsanoğlu doğaya verdiği zararı kendi bertaraf edecek

    Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin amacı sözleşmede “Atmosferdeki sera gazı birikimlerini, iklim sistemi üzerindeki tehlikeli insan kaynaklı etkiyi önleyecek bir düzeyde durdurmayı başarmaktır. Böyle bir düzeye, ekosistemin iklim değişikliğine doğal bir şekilde uyum sağlamasına, gıda üretiminin zarar görmeyeceği ve ekonomik kalkınmanın sürdürülebilir şekilde devamına izin verecek bir zaman dahilinde ulaşılmalıdır.” şeklinde ifade ediliyor.

     

    Sözleşme özetle, küresel iklim değişikliği ile mücadelede insan faaliyetleri kaynaklı sera gazı salımının sınırlandırılması ve mevcut iklim değişikliğine ekosistemin uyum sağlanmasını amaçlıyor. Bu kısıtlamalar ve önlemler gerçekleştirilirken gıda üretimi ve ekonomik faaliyetlerin sürdülebilir biçimde devam ettirilebilmesinin göz önünde bulundurulması gerektiği de not düşülüyor.

     

    Gelişmişliğe göre sorumluluk

    BMİDÇ Sözleşmesi metnine göre büyük ölçüde insan faaliyetlerinden yeryüzündeki iklim değişikliğinin ve bunun zararlı etkilerinin tüm insanlığın ortak kaygısı. Sera gazı salımının ozon tabakasına verdiği zarar neticesinde dünya yüzeyi ve atmosferde doğal sera etkisi yaratıyor.

     

    Sözleşmede tespitlere de yer veriliyor. Metinde karbon emisyonunun büyük ölçüde gelişmiş ülkelerce yapıldığı tespiti dikkat çekiyor.

     

    Sözleşmede öne çıkan maddelerden biri de iklim değişikliği konusunda ulusların ortak bir sorumluluğa sahip olduğu, ancak “ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluk ilkesi” gereğince sorumluluk derecesinin sosyal ve ekonomik imkanları baz alınarak değerlendirilmesi gerektiği konusu.

     

    Çözüme Yönelik İlk Adımlar Kyoto Protokolü

    Japonya’nın Kyoto kentinde 11 Aralık 1997 yılında yapılan 3. Taraflar Konferansında (COP 3), dünya çapında sera gazlarının azaltılması için bağlayıcı hedefler içeren Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne ilişkin imzalanan Kyoto Protokolü’nde Ek I’de yer alan taraflar 2008-2012 yıllarını kapsayan birinci taahhüt döneminde Ek A’da sıralanan insan faaliyetlerinin neden olduğu CO2 eşdeğeri sera gazlarının salımları toplamını, 1990 yılı seviyelerinin en az % 5 aşağısına indirmek için Ek B’de kayıtlı sayısallaştırılmış salım sınırlandırma ve azaltım taahhütlerine uygun olarak ve hesaplanarak tayin edilmiş olan miktarları aşmamasını sağlayacakları ve bu tarafların, 2005 yılına kadar bu protokoldeki taahhütlerini gerçekleştirme konusunda kanıtlanabilir bir ilerleme kaydetmiş olacakları belirtiliyor.

     

    ABD’nin çekilmesiyle zora giren protokol, tekrar Rusya ile yürürlüğe girdi.

    Kyoto Protokolü’ün yürürlüğe girebilmesi için, 1990 yılı toplam CO2 salımlarının en az yüzde 55’ine denk gelen Ek I’deki tarafların protokolü onaylaması gerekiyordu. Ancak 2001 yılında ABD, Bush yönetiminin ekonomik gelişmeyi yavaşlatacağı yönündeki endişesi nedeniyle protokolden ayrıldı. Ancak 18 Kasım 2004 tarihinde Rusya Federasyonu’nun onaylamasıyla Kyoto Protokolü 16 Şubat 2005 tarihinde fiilen yürürlüğe girdi. Türkiye’nin de onayladığı Protokole AB de dâhil olmak üzere 192 ülke taraf.

     

    Milyarlarca dolarlık dev pazar: Karbon Kredisi

    Kyoto Protokülü’nün 17. Maddesi ile düzenlenmiş olan Karbon Kredisi mekanizması ile Ek I listesinde yer alan herhangi bir taraf ülke, Ek B’de belirlenmiş olan salım azaltım miktarının bir bölümünün ticaretini yapabilir. Diğer bir ifadeyle taahhüt edilen salım miktarından daha fazla azaltım yapan taraf ülke, salımındaki bu ilave azaltımı bir başka Ek I ülkesine satabilir. Bu durum milyarlarca dolarlık bir karbon kredisi pazarının da oluşmasına olanak sağlıyor. Yani karbon salımını azaltan ülkeler bu işten kârlı çıkıyor.

     

    Gönüllü Karbon Piyasaları

    Devletlerin yanı sıra şirketler de bu devasa pazardan faydalanabiliyor ve gerekli şartları sağladığında karbon kredisi satabiliyor. Gönüllü Karbon Piyasaları, bireylerin, kurum ve kuruluşların, firmaların, sivil toplum örgütlerinin faaliyetleri sonucu oluşan sera gazı salımlarının gönüllü olarak azaltımını, dengeleyebilmesini kolaylaştırmak amacıyla oluşturulan bir pazar. Bu süreç, Kyoto Protokolü kapsamında zorunlu olarak uygulanan Esneklik Mekanizmalarına benzer bir süreçtir. Kamunun bu sürece ulusal yükümlülükler kapsamında dâhil olmaması, gönüllü karbon piyasalarını Kyoto Protokolü kapsamındaki zorunlu süreçlerden ayıran en önemli farklılıklardan biri.

     

    Daha Az Karbon Salımı İçin Yeşil Enerji

    Sürekli devam eden doğal süreçlerdeki var olan enerji akışından elde edilen enerji olarak tanımlayabileceğimiz yenilenebilir enerji kaynakları, (hidroelektrik enerji, güneş enerjisi, rüzgar enerjisi, jeotermal enerji, biyokütle enerjisi ve hidrojen enerjisi) enerji üretirken karbon salımı yapmama özelliği ile “yeşil enerji” ünvanına sahip.

     

    Mesela 25 MW’lik bir nehir santrali, yıllık ortalama 80 milyon kilovatsaat enerji üretmekte ve 47 bin ton karbon salımının önüne geçmektedir. Bu değer aynı zamanda 9 bin adet aracın trafikten çekilmesine eşdeğer. Daha net bir ifadeyle Kars ilindeki tüm otomobillerin trafikten çekilmesi ile yaklaşık olarak aynı karbon salımı değerine denk geliyor.

     

    Kyoto’da İkinci Dönem

    Kyoto Protokolü’ndeki madde 3.9’da yer alan “birinci taahhüt dönemi bitmeden en az 7 yıl önce Ek 1 ülkelerinin 2012 sonrası yükümlülüklerinin görüşülmeye başlanması” konusundaki ibare nedeniyle 2005 yılında Montreal’de gerçekleştirilen toplantıda konu tartışılmaya başlandı ve Ek 1 ülkelerinin İleri Dönem Yükümlülüklerinin Belirlenmesi Geçici Çalışma Grubu oluşturuldu. 2012 sonrası taahhüt dönemi müzakereleri AWG-KP çalışma grubunda sürdürüldü. 2012 yılında Doha’da alınan Kyoto Protokolü’ndeki değişiklik ile ilgili karar neticesinde de 1 Ocak 2013 – 31 Aralık 2020 arası dönemi kapsayan ikinci taahhüt dönemi başlamış oldu.

     

    İklim Değişikliği Müzakereleri’nde Türkiye’nin konumu ve rolü

    Türkiye’nin iklim değişikliği müzakereleri kapsamındaki konumu aşağıdaki biçimde özetlenebilir.

     

    1. Türkiye Ek I ülkesi. Ancak, 2001 yılında Marakeş’te gerçekleştirilen 7. Taraflar Konferansı’nda (COP 7), BMİDÇS altında Türkiye’ye ilişkin olarak alınan 26/CP.7 numaralı karar ile, “sözleşmenin Ek I listesinde yer alan diğer taraflardan farklı bir konumda olan Türkiye’nin özel koşullarının tanınarak, isminin EK I’de kalarak EK II’den silinmesi” yönünde karar alındı.
    2. Türkiye Kyoto Protokolüne taraf. Ancak Ek B dışı bir ülkedir (salım sınırlandırma veya azaltım taahhüdü yok).
    3. Türkiye OECD üyesi.
    4. Türkiye G20’ye üye.
    5. AB üyeliğine ise aday. Bu özelliklerin tümü birlikte düşünüldüğünde de Türkiye, iklim değişikliği müzakerelerindeki konumu ile dünyada tek ülke olma özelliğine sahip.

     

    Türkiye BMİDÇS’nin hem Ek 1 (tarihsel sorumluk), hem de Ek 2 (maddi sorumluluk) listesinde yer aldı. Türkiye 1995 yılında gerçekleştirilen COP 1’den 2000 yılında gerçekleştirilen COP 6’ya kadar geçen sürede OECD üyesi olmakla birlikte gelişmiş değil, gelişmekte olan bir ülke olması nedeniyle BMİDÇS’nin Ek’lerinden çıkmak için girişimlerde bulundu ancak başarılı olamadı. 2000 yılında tutum değişikliği yapılarak Ek II’den çıkmamız ve Ek I’de özel statüyle yer almamıza ilişkin önerimiz sunuldu. 29 Ekim-6 Kasım 2001 tarihlerinde Fas’ın Marakeş kentinde yapılan 7. Taraflar Konferansı’nda (COP 7) Türkiye’nin Ek II’den çıkarak özel koşulları tanındı ve Ek I ülkesi olarak BMİDÇS’ye taraf olma isteği kabul edildi. 24 Mayıs 2004 tarihinde de Türkiye sözleşmeye resmen katılan 189. taraf oldu.

Yazar

Daha yeşil ve güzel bir Dünya için yola çıkan Yeşil Aşkı, herkesi Dünya’ya zarar vermeden, çevre dostu ve sürdürülebilir bir yaşama davet ediyor. Bütün gayemiz; temiz bir çevre, yaşanabilir bir dünya ve yeşil gören gözlerdir. Yeşil görmeyen gözler, Renk zevkinden mahrumdur.

Twitter Facebook Google+ Linkedin YouTube
Önceki Yazı:Ozon Tabakasındaki Delik Kapanıyor
Sonraki Yazı:Benli Geri Dönüşüm Çevre Mühendisi İş İlanı

Yorumlar

Bu yazıya 3 yorum yapılmış.

  1. Okuruz

    Değerlendirmeniz oldukça profesyonel olmuş tespit var çözüm var. Listeye baktığınızda ÇİN tek başına neredeyse diğer ülkelerin toplamından daha fazla salınım yapıyor. Tabi nüfus da bunda oldukça etkilidir. Kyoto Protokolünün şartlarını derhal zorla da olsa uygulanmalıdır. Dediğiniz gibi alternatif enerji kaynaklarına yönelim hızı da özellikle büyük devletlerin öncülüğünde bir an önce gerçekleşmelidir.

  2. Oğuz Kurdoğlu

    Önemli konulara değiniyorsunuz. Ancak yazıların nereden alındığı ya da sahibinin kim olduğu yazılmamış. Yazılırsa daha anlamlı olacaktır. Kolay gelsin.

  3. Oğuz Bey, çok haklısınız. Bu konu daha önce gözümüzden kaçtığı için yazıların çoğunda kaynak eksik. Son yazılarımızda bu konuya dikkat etmeye başladık.

SİZ DE CEVAP YAZABİLİRSİNİZ

Bu yazı hakkında görüşünüzü belirtin.

Copyright © 2013 - 2017 • Tüm Hakları Saklıdır.