• Masanobu Fukuoka, giderek karma­şıklaşan, yapaylaşan, son gıda ve finans krizlerinin gösterdiği gibi hızla büyük kargaşalara doğru evrilen modern dünyada “ilerleme” mitinin çıkmazına gönülden inanan biridir. İnsanlar ve toplumların adım adım tırmanan rahatsızlıklarının “doğal hayata” dönüşle önlenebileceğini düşünen Fukuoka, bunu göstermek üzere hayatının 50 yılını doğal tarım ve doğal beslenme tekniklerini yeniden hayata geçirmeye adamıştır.

     

    1913’te Japonya’nın güneyinde doğan Fukuoka, mikrobiyoloji eğitiminden sonra bitki hastalıkları uzmanı ve bitki patoloğu olarak çalıştı. 20’li yaşlarının sonlarında yaşadığı “aydınlanma” deneyimi sonucu şehir hayatını terketti ve “gerçek tabiatı” yaşamak üzere köydeki aile çiftliğine döndü. Kullanılmayan bir arazide kendi kendine boy atmış gayet sağlıklı pirinç saplarına rastlaması ona aradığı cevabı verdi. Babasının mandalina bahçelerinde ilk denemelerine girişti; “her şey kendi kendine yetişebilir” inancıyla bahçeye hiç müdahalede bulunmadı. Sonuç tam bir başarısızlıktı; ağaçların dalları birbirine dolanmış, böcekler ağaçlara saldırmış, bahçe kısa sürede kurumuştu. Babasından işittiği azarla şehre dönen Fu­kuoka, 2. Dünya Savaşından sonra köye geri döndü ve nerede hata yaptığını anlamak için uzun bir gözlem sürecine girişti.

     

    Yeşil Devrim

     

    Savaş sonrasının gururu zedelenmiş, ezik Japonya’sı her yönden Amerikan istilasına maruz kalmıştı. Bunun tarımdaki yansıması, “Yeşil Devrim” denilen, “verimliliği” artırmak, iş yükünü azaltmak, gıda kıtlığına çözüm yaratmak adı altında tarımın standardizasyonu ve piyasa kontrolüne alınmasına yönelik modern tarım tekniklerinin dört koldan yaygınlaştırılmasıydı. Uzun süre bu tekniklerin sonuçlarını gözleyen Fukuoka, bunların çiftçinin, arazinin ve sonuçta toplumun kendine yeterliliğini tahrip ettiğini, doğal akışı ve dengeleri bozarak içinden çıkılamaz sorunlara yol açtığını gördü.

     

    Devlet politikası olarak uygulanan bu tekniklerle, tarım yapılacak arazilerde bütün ağaçlar ve bitkiler kesilip biçilerek toprak dümdüz edilir, makinelerle sürülerek toprak katmanlarının dengesi bozulur. Ardından, bu müdahalelerin sonucu olarak ortaya çıkan “zararlılarla” mücadele etmek için, çeşit çeşit ot ve böcek ilaçları kullanılır, toprak üstü ve altındaki canlılık yok edilir. Sonra da, cansızlaşan toprak suni gübrelerle iyileştirilmeye çalışılır.

     

    1950’lerden itibaren yaygınlaştırılan bu uygulamalar ilk başlarda yüksek verimlilik rakamları sağlamıştır. Ama zamanla toprak kalitesi ve besin değerinde büyük düşüşler, hatta bazı toprakların kullanılmaz hale geldiği gözlenmiştir. Suni gübre katkısı da yetersizleştiğinde hibrit ve hormonlu tohumların kullanımı devreye girmiştir. Bu uygulamalarla çiftçiler tohum, kimyasal, makine ve yakıt açısından tamamen dışa bağımlı hale geldiği gibi tabiatın kendine yeterliliğe bağlı döngüsü de kırılır. Çölleşme, yağmurların azalması ve erozyon bu durumun uzun vadeli, kaçınılmaz ve insanlığı tehdit eden sonuçlarıdır.

     

    Yapmasam ne olur?

    Fukuoka, ilk başarısızlığından sonra, yeni bir yöntem izlemeye karar verir: tabiatın dengesini bozan bütün bu uygulamaları adım adım terk edecek, “ne yapmalıyım?” diye değil, “bunu yapmasam ne olur?” diye soracaktır. Toprak sürüldüğünde derinlerde bulunan tohumların gün ışığına çıkmasıyla her yerden yabani otlar bittiği için toprağı sürmeyi bırakır. Toprağın havalanması, açılması işini zaten çeşitli bitkilerin farklı boyutlardaki kökleri, toprakta yaşayan solucanlar ve mikroorganizmalar layıkıyla yapacaktır. Ardından, kimyasal ilaçları devreden çıkarır. Kimyasal ilaçlar ağır kirliliğe sebep olduğu gibi, çeşitli bitki ve hayvanların çürüme, dışkılama gibi süreçlerle toprağı besleme döngüsünü kırar. Toprağın besleyiciliği kaybetmesine çözüm olarak suni gübre verilmesi de gıdanın sentetikleşmesine ve insanın sağlıksız beslenmesine yol açar. Fukuoka’ya göre tabiat rekabet değil, dayanışma içerir; tabiattaki her unsur bütünün içinde üstlerine düşen rolü oynamakta, kendilerine has işlevleri yerine getirmektedir. Dolayısıyla “zararlı” diye bir soran olamaz; zararlı sorununu yaratan, tek tip ürün yetiştirerek o ürünün böceklerine adeta ziyafet sunan insandır. Fukuoka bunun yerine ortamdaki tür çeşitliliğini azamiye çıkartmaya uğraşır. Toprak kendi haline bırakıldığında üzerinde bitki ve hayvan açısından çok karmaşık bir tür zenginliği yaratır. Örneğin bitkiler sürekli toprağa organik madde bırakarak toprağı gübrelerken bir yandan kökleriyle toprağın üstü ile altı arasında besin alışverişi sağlarlar. Bitki ve ağaçlar çeşitlendikçe ortama daha çok hayvan gelip toprağı sürekli gübreler, tohum naklini gerçekleştirir, birbirlerinin nüfusunu dengeleyerek belli bir türün hakimiyetini engeller, “zararlı” sorununu ortadan kaldırırlar. Solucanlar ve mikroorganizmalar yağmur suyuyla gelen organik besinlerle beslenirken, sürekli dışkılayarak toprak altını besler. Bu cümbüşte mantarlar da doğal atıkları çürüterek eğlenceye katılır.

     

    Tohum Topları

    Bu süreçte Fukuoka’nın yaptığı tohum topları hazırlamaktan ibarettir. Eline geçen bütün tohumları killi toprakta karıştırıp bunlardan köfte boyutlarında toplar yapar. Bu topları sonbahar ve ilkbahar yağmurlarından önce toprağa saçar. Böylece kuşların ve çeşitli hayvanların tohumları alıp götürmesini engellemiş olur. Akabinde yabani otları ve hasadını yaptığı sebzeleri biçer, biçtiklerini oldukları yere bırakır. Böylelikle bunlar hem çürüyerek toprağı zenginleştirir, hem de yağmurlarla birlikte patlayan tohumlar yabani otlardan önce büyüme şansına ulaşır. Tohum toplarının bu şekilde kullanımı sayesinde tabiata müdahale asgariye inmiştir; hangi tohumun nerede çıkacağına, hangi bitkiyle yan yana büyüyeceğine kendisi karar verir. Toprak yüzeyi sürekli yeşil kalarak güneşin doğrudan toprağa gelmesine engel olur; bitkilerin su tutmasıyla toprak üstü nemlilik artar. Bu sayede kışın toprak yüzeyi ısısı çıplak tarlalara göre birkaç derece daha yüksek olur, yazınsa serinlik sağlanır. Toprağın bu şekilde sürekli zenginleşmesi ve nemlenmesiyle ağaçların kökleri güçlenir, sağlıklı bir şekilde yayılırlar; hastalıklara karşı çok daha dayanıklı hale gelir ve su ihtiyaçları azamiye iner.

     

    Fukuoka ağaçların da bu şekilde tohumdan yetiştirilmesine çok önem verir. Tohumdan çıkan ağaçların kökleri çok daha güçlü, hastalıklara karşı dirençleri çok daha yüksek olacaktır. Zaten doğal meyveler bu tür ağaçlara istenirse her zaman aşılanabilir. İnsan için en sağlıklı besinler bu tür doğal koşullarda yetişen sebzeler, meyveler, doğal yöntemlerle yakalanan balıklardır.

     

    Bu döngü sağlandığında çiftçinin maliyetleri neredeyse sıfıra iner. Tohum, gübre, ilaç, benzin gibi bağımlılıklardan kurtulan çiftçiler, üretimlerinde çok daha az emek harcayarak kendilerine daha fazla zaman ayırabilir. Doğal hayata yaklaştıkça insan doğal dengelerine ve iç uyumuna daha çok yakınlaşabilecektir.

Yazar

Daha yeşil ve güzel bir Dünya için yola çıkan Yeşil Aşkı, herkesi Dünya’ya zarar vermeden, çevre dostu ve sürdürülebilir bir yaşama davet ediyor. Bütün gayemiz; temiz bir çevre, yaşanabilir bir dünya ve yeşil gören gözlerdir. Yeşil görmeyen gözler, Renk zevkinden mahrumdur.

Twitter Facebook Google+ Linkedin YouTube
Önceki Yazı:A-1 Tipi Temel Eğitim ve Saha Ölçümleri Sertifika Programı
Sonraki Yazı:Artek Mühendislik İş İlanı

Benzer Yazılar

Yorumlar

SİZ DE CEVAP YAZABİLİRSİNİZ

Bu yazı hakkında görüşünüzü belirtin.

Copyright © 2013 - 2017 • Tüm Hakları Saklıdır.