• Günümüzde kimyasalların kullanılmadığı bir hayat düşünmek neredeyse imkansız hale gelmiştir. Kimyasalların kullanım alanları genel olarak, temizlik ürünleri, boya, kozmetik ürünleri, ilaçlar gibi tüketim mallarının yanı sıra, tarım sektörü için gübreler ve tarım ilaçları, kimya sanayinin de dahil olduğu imalat sanayinin ihtiyaç duyduğu organik ve inorganik kimyasallar, boyalar, laboratuvar kimyasalları, termo-plastikler şeklinde sıralanabilir.

     

    Kimyasalların yaklaşık % 30’u doğrudan tüketim malları ve % 70’i sanayi için ara mal ya da hammadde olmak üzere iki amaç için kullanılmaktadır.

     

    Dünyada ve ülkemizde böylesine büyük bir yere sahip olması doğal olarak insan sağlığı ve çevreye olan etkilerinin hem küresel hem de ulusal ölçekle ele alınması ve kontrol altında tutulması ihtiyacını ortaya çıkarmıştır.

     

    Kimyasalların, istenerek ya da istenmeden vücudumuza girmesi doğrudan ölümle sonuçlanabilir; sonucu ölümle biten birçok ölümcül hastalıklara (kanser, siroz, vs.) yakalanmamıza sebep olabilir; kısa süreli hastalık ya da alerjilere (bulantı, kusma, baş ağrısı, kaşıntı, vb.) sebep olabilir; ya da aksine bu kimyasallar bizim bazı hastalıklardan kurtulmamızı sağlayabilir.

     

    Bu durum çevre açısından da benzerlik göstermektedir. Kimyasallar, hava, su ve toprak gibi çevresel alıcı ortamlara isteyerek ya da istenmeden karışabilir ve bu ortamların kısa süreli ya da kalıcı olarak zarar görmesine ya da bu ortamların zararlılardan temizlenerek yarar görmesine neden olabilir. Her iki durumda da yarar ve zarar miktarını belirleyen etken kullanılan kimyasalın özelliği ve miktarıdır.

     

    Kimyasalların Yönetimi Küresel Bir Sorundur

     

    Son yarım yüzyılda kimyasalların kontrol altında tutulması ve uluslararası ölçekte ele alınabilmesi için Etkin Kimyasallar Yönetimi yaklaşımı geliştirilmiştir. Hem küresel ölçekte hem de ülkemizce benimsenen bu yaklaşım ile kimyasalların yönetiminde bütünleşik bir sistem ortaya konmuştur.

     

    Yani bir kimyasalın ortaya çıkmasından atık konumuna gelinceye kadar ki süreçlerinin etkin bir şekilde kontrol altında tutulması esas alınmıştır.

     

    Bu yaklaşımın ana bileşenleri, kimyasalların kaydının tutulması, bu kayıtların değerlendirilmesi, yapılan değerlendirme neticesinde, kimyasalların sınıflandırılması ve etiketlenmesi, sınıflandırılan kimyasalların yasaklanması, kısıtlanması ya da izne tabi tutulması, kimyasalların taşınmasında özel şartların belirlenmesi, kimyasallardan kaynaklanan kazalara müdahale edilmesi ya da bu kazaların en aza indirilmesi için gerekli önlemlerin alınması, profesyonel kullanımlarda maruziyetin önüne geçilmesi için önlemlerin alınması ve kimyasalların etkin yönetiminde uluslararası işbirliğidir.

     

    Kalıcı Organik Kirleticiler (KOK’lar)

     

    Kimyasal maddeler içerisinde önemli bir yere sahip olan Kalıcı Organik Kir­leticiler (KOK’lar), fotolitik, kimyasal ve biyolojik bozunmaya karşı direnç göstermeleri nedeniyle doğaya salındığında olağandışı uzunlukta ve uzun zaman süreleri boyunca ayrışmadan kalan belirli birtakım fiziksel ve kim­yasal özelliklere sahip, doğal veya antropojenik kökenli organik bileşik­lerdir. Kalıcı Organik Kir­leticiler geleneksel olarak üretilmiş pestisitler, sanayi kimyasalları ve endüstriyel aktiviteler sonucu is­tenmeden (kasıtsız) ortaya çıkan tehlikeli kimyasallardır. Bu bileşiklere, transformatör yağı olarak da bilinen PCB’ler gibi endüstriyel kimyasallar, böcek öldürücü olarak bilinen DDT gibi pestisitler ile dioksinler ve furan­lar gibi yan ürünler dahildir.

     

    Karbon bazlı bileşikler olan Kalıcı Organik Kir­leticiler, karbon zinciri genellikle hidrojen ve oksijen atomları ile klor veya brom gibi halojenlerle sarılıdır. Kimya sa­nayinin sayısız yapısal olasılıkları bu­lunan klora bağımlı olması nedeni ile bilenen çoğu Kalıcı Organik Kir­letici, organoklor kimyasal grubuna (örneğin, DDT, aldrin, endrin, klordan) aittir.

     

    Kalıcı Organik Kir­leticiler doğal ortamda kırılamayan ve çözünemeyen bir yapıya sahiptir. Bu nedenle bu kimyasallar onlar­ca yıl boyunca çevrede kalıcı olarak birikirler. Biyolojik olarak da kalıcı olan bu bileşikler, yağda çözünen bir yapıya sahip olduklarından hayvanların yağ dokularında da uzun süre kalabilir ve besin zincirine kolaylıkla girebildiklerinden özellikle besin zincirinin en üstünde bulunan kartallar ve insanlar gibi yırtıcılarda yüksek konsantrasyonlarda birikebilir.

     

    Biyolojik olarak birikim özelliğine sahip olmaları nedeni ile, Kalıcı Organik Kir­leticiler kronik olarak toksiktir (zehirlidir) ve insanlar ve doğal hayat üzerinde ciddi uzun süreli sağlık problemlerine sebep olurlar. Kalıcı Organik Kir­leticilerin yarattığı hasarların kanıtları hayvanlarda daha sık görülmesine rağmen insanlarda özellikle karaciğer hasarı, bağışıklık ve üreme sistemi rahatsızlıklarında da rol oynamakta ve çocuk gelişimini olumsuz etkileyerek ölümlere de neden olmaktadır.

     

    Kalıcı Organik Kir­leticiler konvansiyonel hava akımları, buhar döngüsü ve birikim yolları ile uzun mesafeler katedebilirler. Tro­pik sıcaklıklarda buharlaşan Kalıcı Organik Kir­leticiler yüksek irtifaya ulaşabilir ve daha dü­şük sıcaklıklarda özellikle kutuplarda yoğunlaşarak hiçbir şekilde üretilmediği ya da kullanılmadığı halde bu bölgelerde birikme özelliği gösterirler.

     

    Dolayısıyla, insanlar, yaban hayvanla­rı ve diğer organizmalar Kalıcı Organik Kir­leticilere pek çok durumda nesiller boyu sürebilen uzun zaman süreleri boyunca maruz kalmakta ve sonuçta hem akut, hem de kronik olarak toksik etkiler mey­dana gelmektedir.

     

    Ayrıca, Kalıcı Organik Kir­leticiler besin zinciri aracı­lığıyla insanlara da geçmekte olup, anneden çocuğa aktarılmakta ve ba­ğışıklık, sinir ve üreme sistemi üzerinde önemli etkilerde bulunmakta ve kansere yol açtıklarından şüphelenilmektedir.

     

    Bu kimyasallarla mücadele sadece ülkemizde değil dünyada büyük bir titizlikle sürdürülmekte olup bu kim­yasalların insan sağlığı ve çevreye olumsuz etkilerini azaltmak amacıyla Stockholm Sözleşmesi, ülkemizin de dahil olduğu 179 ülke tarafından onaylanmıştır.

     

    Kullanım ve maruziyete dikkat

     

    Kalıcı organik kirletici kimyasallara maruziyetin en önemli kaynağı gıdalardır. İnsanlar, özellikle yağ içeriği yüksek olan et, balık, kümes hay­vanları, süt ve süt ürünlerinin tüke­timiyle ve günlük tüketilen sebze ve meyvelerde olabilecek pestisitlerin kalıntıları şeklinde bu kimyasalları vücutlarına alırlar.

     

    Bunların yanı sıra endüstriyel üre­timler, atık yakma gibi faaliyetlerin yapıldığı alanlara yakın yerlerde ya­şayan insanlar içtikleri sular ve so­ludukları hava ile bu kimyasallara maruz kalmaktadırlar. Bebekler ve çocuklar bu kimyasallara karşı çok daha hassastırlar ve anne sütü ile daha hayatlarının ilk günlerinde bu kimyasal maddelere maruz kalarak ileride ciddi sağlık sorunları yaşaya­bilirler.

     

    Ayrıca, tarım sektöründe çalışanlar ve çiftçiler de özellikle pestisit grubu bitki koruma ürünlerinin uygulanma­sı esnasında bu kimyasallara maruz kalabilmektedir.

     

    Anne sütü

     

    Anne sütünün yeni doğan bir bebek için ne kadar önemli olduğu gün geç­tikçe daha iyi anlaşılmaktadır. Anne sütünün içeriğinde ise annenin vü­cudundan doğrudan süte aktarılan yağ doku da önemli bir miktar teşkil etmektedir.

     

    Konu ile ilgili olarak yapılan çalışma­larda, Kalıcı Organik Kir­leticilerin anne sütünden be­beğe ya da plasenta yolu ile doğrudan fetusa geçerek vücutta birikmeye ve böylece zararlarını göstermeye çok küçük yaşlarda başladığı bildirilmek­ledir.

     

    Annenin yağ dokusunda biriken Kalıcı Organik Kir­leticilerin annenin vücut ağırlığına bağlı tolerans değerinin yüksek olması nedeniyle anne için hayatı bir tehlike arz etmese bile anneden yaklaşık 25 kat daha az vücut ağırlığına sahip bir bebek için durum daha ciddi seviyelere ulaş­maktadır.

     

    Metabolizmada, nörobilişsel etkiler, toksik etkiler, anti-östrojenik etkiler gösteren, endokrin sisteminde, bağı­şıklık sisteminde, üreme sisteminde, hormonal sistemlerde ciddi sağlık sorunlarına neden olan Kalıcı Organik Kir­leticiler birisi olan Poliklorlu bifeniller ile ilgili olarak, anne ve anne sütünde yapılan çalışmalarda, kirli düzine içerisinde yer alan bu kontaminantın, annenin yağ dokusundaki, serum lipitlerin­deki ve süt yağındaki düzeyinin aynı olduğu belirlenmiş, anne sütü ile vü­cuttaki Poliklorlu bifenillerin yüzde 25’inin bebeğe geçtiği tespit edilmiş­tir. Aynı durum diğer Kalıcı Organik Kir­leticiler için de geçerlidir.

     

    Bu sebeple bebek sahibi olmayı dü­şünen ya da sahibi olan annelerin bu kimyasallara maruziyetten kaçın­maları kendileri için olduğu kadar bebekleri için de çok önemli bir zarurettir.

     

    Tarım ilaçları

     

    Pestisitlerin başlangıçta hayat kur­taran ürünler olarak görülüyor ol­masına karşın, daha sonra yapılan çalışmalar bunun tersine bir duru­ma işaret etmiştir. Özellikle Organik klorürlü içeren pestisitlerin çevrede kalıcı özellik gösteren bir kimyasal yapısı bulunmaktadır.

     

    Bu pestisitler, organizmalarda veya atmosferde birikim yapmaktadır. Bu maddeler ayrıca üremeyle ilgili so­runlara, sakat doğumlara, bağışıklık ve endokrin sistemlerinde yıkıma yol açmakta olup, kansere neden olabil­mektedir.

     

    Bu sebeple, özellikle tarımım yaygın olarak yapıldığı bölgelerde, pestisit kullanımında maruziyeti en aza indi­recek tedbirlerin alınması, gereğin­den fazla pestisit tüketilmemesi ve ihtiyaca uygun ürünlerin bilinçli bir şekilde kullanılması bu kimyasallara hem üreticilerin hem de tüketicilerin maruziyetini azaltmak açısından büyük önem arz etmektedir.

     

    Kalıcı Organik Kir­leticiler ile ilgili Sanayiciler ne yapmalı

     

    Kalıcı Organik Kir­leticiler ile ilgili tüketicilerden daha çok üreticilerin sorumluluğu bulun­maktadır. Kalıcı organik kirleticiler sanayide kasıtlı üretildiği gibi belirli bir ürünün üretilmesi esnasında is­tenmeden yan ürün olarak da ortaya çıkabilmektedir. Bu bağlamda, kalıcı organik kirleticilerin insan sağlığı ve çevreye olan etkilerini ortadan kaldırmak ya da en aza indirmek için sa­nayiciler, küresel anlamda kabul gör­müş, Mevcut En İyi Teknikler (BAT) ve En İyi Çevresel Uygulamalar (BEP) rehber dokümanlarına göre üretim süreçlerini yeniden değerlendirmeli ve Kalıcı Organik Kir­letici salınımlarını azaltıcı tedbirler almalıdırlar.

     

    Sonuç

     

    Kimyasalların hayatımızda bu kadar rolü varken bu kimyasallardan uzak durmaya çalışmak yeterince etkin bir uygulama değildir. Bunun yerine kimyasalları belirli bir süreç içerisin­de değerlendirip, maruziyetlerini or­tadan kaldırmak ya da insan sağlığı ve çevreye olan etkilerini azaltmak daha uygulanabilir bir yöntemdir.

     

    Kimyasallar içerisinde, Kalıcı Orga­nik Kirleticiler, hem tehlike özellikleri hem de sadece ulusal değil küresel anlamda sorumluluk taşımaları se­bebiyle ayrı bir yere sahip olup sessiz ve derinden etki eden bu kimyasalla­rın yönetimini titizlikle yapmak büyük önem arz etmektedir.

  • Son on yıl içerisinde kâğıt tüketiminde büyük bir artış var. Yapılan bir araştırmaya göre son 5 yılda internet’in gelişmesiyle Kuzey Amerika’da tüketilen kâğıt oranında %13 artış görüldü. Bütün dünyada 1982’den beri iki katına çıktı bu oran. Gereksiz ticari mektupların, sayıları hızla çoğalan gazete ve dergilerin bunda çok önemli payı var.

     

    Bunların yanı sıra evde ve işyerinde kullandığımız elektronik cihazların da bu artışa etkisi büyük. Bilgisayar ve büro malzemeleri üreticisi Hewlett-Packard firması uzmanları, 2012 yılında sadece Amerika’da fotokopi, faks ve bilgisayar yazıcılarından 951 milyar sayfa basıldığını tahmin ediyorlar. Kuşkusuz bütün bunların arkasında, basılan bir sürü bilginin, ucuz ve kolay dağıtımını sağlayan bilgisayar ağları var.

     

    Sadece Amerika’da her gün yüzlerce milyon elektronik posta gönderiliyor. Kullanıcılar bunlardan önemli bulduklarının çıktılarını alıyorlar. İnternet’te yayın yapan birçok gazetenin web sitesi, artık bilgisayar çıktısında daha kolay okunabilmesi için yazılar ayrı bir formatta da hazırlanıyor.

     

    Bunların yanı sıra internet’te kitaplar da çok istenip aranıyor. Bunun için de birçok yayınevi çıkardıkları kitapları internet’teki web sitelerinde yayımlıyor. İlk bakışta anlamsız gibi gelebilir bu; ancak birçok kullanıcı dokümanları ekran yerine basılı olarak okumayı tercih ediyor. Bunun için geçerli gerekçeleri de var. İlki masaüstü bilgisayarlarda mekân zorunluluğu var. Bunun yerine taşınabilir bilgisayarlar var diyorsanız bu kez de bu bilgisayarların ekranlarına belli açılarda bakma zorunluluğu gibi kısıtlayıcı etkenler çıkar karşınıza. Yine de taşınabilir bilgisayarlar kâğıt kadar elverişli olmuyor.

     

    1980’lerde IBM’den John Gould ve meslektaşlarının yaptıkları deneylerde, yazıları kâğıttan okuyanların ekrandan okumayı tercih edenlerden %30 daha hızlı okudukları gerçeği çıktı ortaya. Şu anda uzmanlar, ekrandan okumanın da kâğıttan okuma kadar rahat olması için ekran çözünürlüğünün ne kadar ince olması gerektiği konusunda çeşitli görüşler öne sürüyorlar. Bu konuda ortak karar, ekranın en azından inç başına 150 piksel ya da santimetre başına 60 piksel olması gerektiğidir. Bu da bugünkü ortalama bir ekrandaki çözünürlüğün %25 fazlasıdır.

     

    Günümüz bilgisayarlarının ekranları net değildir. Aynı zamanda bunlar yanlış şekilde de üretilmektedir. Çünkü okumak üzere değil sadece seyretmek üzere tasarlanmıştır bu ekranlar. Başka bir deyişle kitaplar değil, televizyonlar ölçüt olarak alınmıştır. İşte bu yüzden monitörlerin ekranı da televizyonlar gibi yatay şekildedirler. Oysa basılı yazı çoğunlukla uzunlamasınadır.

     

    Amerikan Kent State Enformasyon Tasarımı Laboratuvarı’ndan Stanley Wearden’ın 1997 ve 1998 yıllarında yürüttüğü deneyler, uzunlamasına ve yan yana çift sayfa yazılara büyük bir tercihin olduğunu gösterdi. İşin ilginç yanı ise bunun insanların kitap alışkanlığından kaynaklanmaması. Üç bin yıldan beri insanlar okuyacakları metinlerin hep uzunlamasına olmasını tercih etmişler. Hatta Mısır hiyeroglifleri de düşey olacak biçimde düzenlenmiştir.

     

    Buna yönelik ilk ürün olan Nuvomedia şirketinin Rocket eBook’u 1998 Kasım’ında piyasaya sürüldü. Rocket eBook’un boyutları ve ağırlığı büyük bir kitabınki kadardı; uzunlamasına bir ekranı vardı, kaydırma özelliği de yoktu. Okuyucular bütün bir sayfayı ekranın yanındaki düğme sayesinde çevirebiliyordu. Çözünürlüğüyse çoğu bilgisayar monitörüne göre daha iyiydi (inç başına 106 piksel). Bunun sayesinde elektronik kitaplar (e-kitaplar) yolda, evde kanepede, otobüste, kısacası her tarafta kullanım rahatlığı sağlayamaya başlamış oldu. Yarının sayısal okuma araçları daha farklı olacak.

     

    Peki elektronik okuma kâğıt tüketiminin bittiğine yönelik bir gösterge mi?

     

    Victor Hugo’nun Notre-Dame de Paris adlı eserinde, Dom Claude Frollo, eski basılı bir kitabı ve çok değer verdiği katedrali ima ederek “kitap binayı öldürecek” diyordu. Ancak basımevi ve baskı makineleri ne dini ne de mimariyi yok etti, e-kitap da atası olan basılı yayıncılığı yok edeceğe benzemiyor. Ancak e-kitapların geleceği fiyatları ve kullanılabilirliğine bağlı olacak. Şu anda internet’te Gutenberg Projesi ve başka WWW arşivlerinde telif hakkı bulunmayan binlerce edebiyat klasiği var.

     

    Günümüzde birçok şirket ve araştırma laboratuvarı ikinci kuşak elektronik kitaplar üzerinde çalışmalarını sürdürüyorlar. Bu çalışmaların amacı hızlı güncelleme, ucuz üretim ve sanal olarak bedava dağıtım üstünlüklerini kullanarak klasik okuma araçlarını taklit etmek. Kısacası elektronik kâğıt üretmek.

  • Kimya sanayindeki yenilikler ve gelişmeler sonucunda günlük yaşamın birçok alanında çok çeşitli kimyasal maddeler kullanılmaktadır. Bilim insanları 10 milyondan fazla doğal ya da yapay kimyasal bileşik olduğunu belirlemişlerdir. Bunların yaklaşık 100.000’i ticari amaçla üretilmektedir. Ayrıca her yıl 200-300 yeni kimyasal madde piyasaya sunulmaktadır.

     

    Günümüzde yaklaşık 400 milyon ton kimyasal madde üretildiği tahmin edilmektedir. Kimyasal madde üretiminin en fazla olduğu bölgelerden biri Avrupa’dır. Avrupa’da üretilen kimyasal maddeler, dünyadaki toplam üretimin %38’ini oluşturur.

     

    Kimyasal madde kullanımı

     

    Kimyasal madde üretiminin ve tüketiminin giderek artması kaygılara neden olmaktadır. Çünkü pek çok kimyasal madde doğrudan ya da kullanıldıktan sonra çevreye salınmakta böylece havaya, suya, toprağa ve yediğimiz besinlere karışmaktadır.

     

    Kimyasal maddelerin karmaşıklığı ve üretilme hızı, bunların çevreye etkilerinin sistemli bir şekilde incelenmesini güçleştirmektedir. Yine de bazı kimyasal maddelerin hem insan hem de çevre sağlığına zararlı etkilerinin olduğu ortaya çıkarılmıştır.

     

    Tehlikeli kimyasal maddeler

     

    Bir kimyasal maddenin insan ve çevre sağlığı açısından tehlikeli olup olmadığı bu maddenin özelliklerine, bulunduğu ortama, yoğunluğuna ve bu maddeye ne ölçüde maruz kalındığına bağlıdır.

     

    Bir toplumda yaşayan insanlar tehlikeli etkileri olan ve yaygın olarak kullanılan kimyasal maddelerin neler olduğunu bilmelidir.

     

    Tehlikeli kimyasal maddelerin çevrede bulunup bulunmadığını bilmek çok zordur. Bu maddeler doğal süreçler içinde oluşmuş olabileceğinden kaynaklarının belirlenmesi de zordur. Kimyasal maddeler bir kez çevreye salındıktan sonra doğal döngülerin birer parçası hâline gelirler.

     

    Üstelik bu kimyasal maddelerin bir kısmının zararları hemen anlaşılmayabilir. Örneğin, DDT gibi tarım ilaçlarının geliştirilmesinden sonra, uzun bir süre bunun zararlılara karşı kazanılmış bir zafer olduğu düşünülmüştü. Ancak daha sonra bu maddelerin doğaya büyük zararlar verdiği ortaya çıkarıldı.
    Günlük yaşamımızda sık kullandığımız ve tehlikeli maddeler içeren ürünler;

    • Bazı tekstil ürünleri, ağır metaller (Cıva, kurşun ve kadmiyum gibi özgül ağırlığı yüksek metallerdir. Bu metaller canlıların yaşamsal organlarında birikir ve yavaş yavaş tüm bedeni zehirler.) içerir.
    • Pek çok boya ağır metaller, pigmentler ve organik çözücüler içerir.
    • Yapay deri, ağır metaller içerebilir.
    • Birçok metal ürünü ağır metaller, pigmentler, yağlar ve fenoller içerir.
    • Bazı ilaçlar organik çözücülerin yanı sıra ağır metaller de içerir.
    • Piller, ağır metaller içerir.
    • Tarım ilaçlarının çoğu organoklorin ve organofosfat bileşikleri içerir.
    • Bazı plastikler organoklorin bileşikleri ve organik çözücüler içerir.
    • Benzin ve diğer petrol ürünleri yağ, fenol ve diğer organik bileşikler, ağır metaller, amonyak ve asitli maddeler içerir.

     

    DDT

     

    Kimyasal Maddeler“…1948’de İsviçreli kimyager Paul Muller DDT olarak bilinen diklorodifenil-trikloretan adlı kimyasal maddeyi geliştirdiği için Nobel Ödülü aldı. DDT, bir böcek ilacıdır. Bu kimyasal maddenin geliştirilmesi başlangıçta, böceklerle taşınan sıtma gibi hastalıklarla mücadele açısından çok önemli bir başarı olarak kabul edilmişti. II. Dünya Savaşı sırasında askerler ve siviller, böceklerden kaynaklanan hastalıklardan korunmak için DDT’yi yoğun olarak kullanırlardı. 1950’ler ve 1960’lardaysa ABD’de çiftçiler böcekleri tarım alanlarından uzaklaştırmak için bu maddeyi ekinlerine bol bol püskürtürlerdi. Gerçekten de bir zamanlar DDT yetersizliği, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından kamu sağlığına yönelik bir tehlike olarak görülmüştür.

     

    Bugün, yalnızca Hindistan, Çin ve birkaç başka ülkede DDT üretilmektedir. Yaklaşık 30 ülke DDT’yi sıtma taşıyıcısı sivrisinekleri kontrol altına almak için kullanmaktadır. Özellikle dakikada yaklaşık dört çocuğun sıtmadan öldüğü Afrika’da çok sayıda doktor bu hastalıkla mücadelede DDT’nin hâlâ en iyi silah olduğunu ileri sürmektedir. Bu düşünce, henüz başka bir seçeneğin olmadığı yerler için doğru olabilir. Ancak Hindistan’ın ve Güney Amerika’nın bazı bölgelerinde sivrisinekler DDT’ye karşı direnç kazanmıştır.

     

    Böcek ilacıyla ıslatılmış cibinlik kullanımı gibi yöntemler yalnızca sivrisineklerle karşılaşma oranını azaltmaya yaramıştır. DDT’nin tarım alanlarından temizlenmesi zorunludur. Öte yandan sıtmanın kontrol altına alınması için yeni seçenekler bulununcaya kadar bu ilacın sınırlı bir şekilde kullanılması gerekmektedir…”

     

    Kimyasal maddelerin yayılması

     

    Hava: Yakıtların yanması sonucu açığa çıkan kimyasal maddeler havaya salınır.

     

    Havaya salınan kimyasal maddeler, ışığın etkisiyle parçalanır, parçacıkların çökmesi ve yağışlarla yere inmesi sonucu havadan uzaklaştırılır.

     

    Havaya salınan kimyasal maddeler, hava akımlarıyla çok uzak bölgelere taşınabilir. Örneğin, halojenli hidrokarbonlar, böcek ilaçları ve poliklorlu bifenillere (PCB) sanayi ve tarım etkinliklerinin yapılmadığı kutup bölgelerinde bile rastlanmaktadır.

     

    Su: Sanayi atıklarıyla deterjan ve temizlik maddeleri gibi atık su borularına dökülen evsel kimyasal maddeler ilk olarak suya karışır.

     

    Kanalizasyon sistemlerinden, çöp alanlarından, depolama tanklarından sızan ya da kaza sonucu dökülen zehirli maddeler, yer üstündeki ve yer altındaki su kaynaklarının kirlenmesine neden olur.

     

    Toprak; yakıtlar, böcek ilaçları, sanayi atıkları gibi birçok kimyasal maddenin biriktiği yerdir.

     

    Toprak, ağır metaller gibi canlılar açısından zararlı kimyasal maddeler içerebilir. Bu maddelerin bir kısmının toprakta birikmesi çok uzun zamanda gerçekleşir. Ayrıca erozyon da zararlı kimyasal maddelerin yayılmasını kolaylaştırır.

     

    Canlılar yalnızca zehirli kimyasal maddelerden zarar görmekle kalmaz, aynı zamanda bunların yayılmasına da aracı olurlar. Bazı halojenli organik bileşikler memeli hayvanların sütündeki yağlar tarafından tutulur.

     

    Türkiye’deki kimyasal maddeler

     

    Türkiye’de kimyasal maddelerin üretimi ve sınırlandırılması 26.12.2008 tarihinde yürürlüğe giren “Tehlikeli Maddelerin ve Müstahzarların Sınıflandırılması, Ambalajlanması ve Etiketlenmesi Hakkında Yönetmeliği”yle düzenlenmektedir. Bu yönetmelikte, kimyasal maddelerin üretimi, sınıflandırılması, etiketlenmesi, biriktirilmesi ve tehlikeli kimyasal maddelerin güvenlik bilgilerinin hazırlanmasıyla ilgili kurallar yer almaktadır.

     

    Kimyasal madde üreticilerini denetlemek Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın sorumluluğundadır. Ayrıca Bakanlık, sanayi kazalarının önlenmesi ve kaza anında yapılması gerekenler konusunda “Büyük Endüstriyel Kazaların Önlenmesi ve Etkilerinin Azaltılması Hakkında Yönetmelik” hazırlamıştır.

     

    Kimyasal maddelerle ilgili temel sorun; bu konudaki uzman sayısının, özel tesislerin, uygun ve sızıntı yapmayan kapların ve sağlam denetim mekanizmalarının azlığı ve tüm bunların pahalıya mal olmasıdır. Bu durum üreticilerin yasalara uymasını da güçleştirmektedir.

  • Atık plastiklerin oluşturduğu kirlilik doğal ekosistemlere gitgide artarak zarar veriyor. Her yıl 300 milyon tondan fazla plastik üretiliyor ve bunların sadece %14 kadarı geri dönüştürülüyor. Doğaya karışan plastik atıklar her yıl bir milyondan fazla deniz kuşunun ve yüz binden fazla deniz memelisinin ölümüne yol açıyor. Okyanuslara ulaşan plastik atıklar dev girdaplarda bir araya geliyor. Şu anda dünyada bu şekilde beş dev plastik girdabı bulunuyor.
     

    Plastik Yiyen Bakterilerin Peşinde

     
    PET (poli(etilen tereftalet)) adı verilen plastik hafif, renksiz ve dayanıklı olduğu için özellikle gıda ambalajı olarak çok kullanılan bir polimer. Polimer, monomer denen yapıtaşlarının tekrarlı olarak uç uca eklenmesiyle oluşan maddelere deniyor. Plastikler de polimer yapılı malzemeler. PET, her ikisi de ham petrolden elde edilen tereftalik asit ve etilen glikol adlı iki tip monomerin oluşturduğu uzun zincirlerin çapraz bağlarla birbirine bağlanarak dayanıklı ve şekillendirilebilir, eleğimsi bir yapıya dönüşmesiyle oluşuyor.
     
    Çoğu plastik, karbon temelli monomerlerden oluşuyor. Bu yüzden de kuramsal olarak plastiklerin mikroorganizmalar için iyi bir besin kaynağı olması gerektiği düşünülüyor. Ancak plastikler çoğunlukla biyolojik olarak parçalanabilir nitelikte değil. PET de biyolojik olarak parçalanmaya karşı hayli dirençli bir polimer.
     
    Kyoto Teknoloji Enstitüsü ve Keio Üniversitesi’nden bir grup araştırmacı küresel plastik kirliliği sorunundan yola çıkarak beş yıl önce doğada plastikleri parçalayabilen mikroorganizmalar olup olmadığını araştırmaya başladı. Araştırmacılar PET kirliliğinin görüldüğü çeşitli yerlerden, örneğin deniz dip tortusundan, topraktan ve bir plastik şişe geri dönüşüm tesisinin atık sularından toplam 250 örnek topladı. Topladıkları örneklerdeki mikroorganizmaların PET üzerinde parçalayıcı etki gösterip göstermediğini araştırdılar. Örneklerin birinde bu etkiye rastladılar. Bu örnekte bir mikroorganizma topluluğu vardı. Daha ayrıntılı incelemeler ve deneyler sonucunda PET üzerinde parçalayıcı etki gösteren asıl mikroorganizmayı ayırmayı başardılar. Ideonella sakaiensis adını verdikleri bakteri, PET’i temel enerji kaynağı olarak kullanabiliyor. Daha önce sadece birkaç mantar türünde PET’i parçalama özelliği görülmüş, bu özellikte herhangi bir mikroorganizmaya rastlanmamıştı. Üstelik Ideonella sakaiensis PET’i o mantar türlerinden çok daha etkin şekilde parçalıyor.
     
    Araştırmacılar Ideonella Sakaiensis’in PET’i farklı iki enzim kullanarak parçaladığını ortaya çıkardı. PETaz adını verdikleri enzim PET’i parçalayarak ara ürün olan MHET’e (mono(2-hidroksietil) tereftalik asit) dönüştürüyor. MHETaz olarak adlandırdıkları bir diğer enzimse MHET’i parçalayıp PET’in monomerleri olan tereftalik asite ve etilen glikole dönüştürüyor.
     

    PET Yiyen Bakterilerin Keşfi Ümit Vaat Ediyor

     
    Yapay bir polimer olan PET’i parçalayan doğal mikroorganizmaların keşfedilmiş olması birkaç açıdan ilgi çekici. Her şeyden önce plastiklerin geçmişi çok da eskiye uzanmıyor. PET’in doğal ortamlardaki varlığı da 70 yıldan daha geriye gitmiyor. Ayrıca Ideonella Sakaiensis’in PET parçalayıcı enzimlerinin, başka bakterilerde bulunan ve bilinen en yakın akrabaları olan enzimlerden belirgin işlevsel farkları var. Tüm bunlar da Ideonella Sakaiensis’in PET’i parçalama özelliğini gerçekten bu kadar kısa bir süre içinde mi kazandığı ve nasıl kazandığı gibi soruları gündeme getiriyor. Ideonella Sakaiensis’in keşfi olası uygulamaları açısından da ilgi çekici. Örneğin Ideonella Sakaiensis’in PET’i parçalama mekanizmasının gelecekteki endüstriyel uygulamaları sayesinde PET’in güvenli biçimde geri dönüştürülmesi ya da kirlenmiş alanların temizlenmesi mümkün olabilir. Ancak araştırmacılar bunun pek de kolay olmayacağını belirtiyor. Pet şişeler yüksek oranda kristalize yapıdaki PET’ten üretiliyor. Bu dayanıklı malzemeninse bakteriler tarafından parçalanması uzun zaman alıyor. Araştırmacılardan Kyoto Teknoloji Enstitüsü üyesi Kohei Oda Ideonella Sakaiensis’in geri dönüşüm amaçlı olarak kullanılabilmesi için bakterinin etkinliğinin genetik mühendisliği yöntemleriyle geliştirilmesi gerektiğini, dolayısıyla keşiflerinin henüz bir başlangıç olduğunu belirtiyor.
     
    Öte yandan, PET’i parçalayabilen bir bakterinin keşfedilmesi doğada plastikleri parçalayabilen başka mikroorganizmalar da bulunabileceği yönünde bir umut ışığı yaktı. Ancak insanlık olarak plastik parçalayabilen mikroorganizmaları kullanarak plastik kirliliğini önlemeye çalışmak gibi dolaylı yollar izlemek yerine, daha en baştan önce tek kullanımlık plastik kullanımını kısıtlamamız, sonra da daha etkili ve yaygın geri dönüşüm sistemleriyle doğaya karışan plastik miktarını azaltmamız çok daha önemli.
     
    Kaynak: Yoshida, S. ve ark., “A bacterium that degrades and assimilates poly(ethylene terephthalate)”, Science, Cilt 351, Sayı 6278, s. 1196-1199, 11 Mart 2016.

  • Entegre Katı Atık Yönetim Sistemi, belirlenmiş amaçlara ulaşmayı sağlayabilecek teknik, teknoloji ve yönetim biçimlerinin seçilmesi ve uygulanması olarak tanımlanmaktadır. Etkili bir katı atık yönetimi için atığın oluşumu, biriktirilmesi, toplanması, taşınması, ayrılması, işlenmesi, dönüştürülmesi ve nihai bertarafı gibi konuların bir bütün halinde düşünülmesi gerekir. Söz konusu unsurlar ve aralarındaki ilişkiler şekilde belirtilmiştir.
     
    Katı atık yönetim sisteminde, katı atıkların insan sağlığını ve güvenliğini tehdit edici etkileri bertaraf edebilmelidir. Etkili bir sistem, çevresel ve ekonomik olarak sürdürülebilir olmalıdır. Katı atıkların çevre üzerinde oluşturabileceği olumsuz etkileri, enerji tüketimini, hava ve su kirliliğini önlemekle birlikte ekonomik bir katkı da sağlamalıdır.
     
    Entegre Katı Atık Yönetim Sisteminin Unsurları
     

    Entegre katı atık yönetim sisteminin özellikleri

     
    Verimli bir katı atık yönetim sisteminin sahip olması gereken özellikler aşağıda özetlenmiştir:
     

    1.Entegre bir sistem olmalıdır

    Atığın oluşumundan nihai bertarafına kadar bütün aşamaları sistematik bir yapı dahilinde inceleyebilmeli, planlayabilmeli ve kontrol edebilmelidir. Yönetim sistemi, mevcut durumu, nüfus, katı atık miktarı, atık kompozisyonu ve bertaraf metodu temelinde tespit etmeli, bu unsurlarda gelecekte olabilecek değişimlere cevap verir nitelikte olmalıdır.
     
    Katı atıklar içinde bulunan geri kazanılabilir maddelerin toplanarak yeniden değerlendirilebilir duruma getirilmesi hem hammadde kullanımını azaltacak hem de ekonomik getiri sağlayacaktır. Bu nitelikteki atıkların kaynağında ayrılması ve ayırma işleminin planlı bir şekilde uygulanması ancak entegre edilmiş bir yönetim sistemi ile sağlanabilecektir. Planlama yapılırken ayırma işlemini kolaylaştırıcı faaliyetler de dikkate alınmalıdır. Örneğin, müstakil evlerin olduğu yerlerde, atıklar her sokağa yeterli sayıda çöp kabı konularak toplanabilirken, apartmanların olduğu yerlerde atıkların her binada madde gruplarına göre ayrı kaplarda toplaması mümkündür.
     

    2.Ekonomik bir değere sahip olmalıdır

    Sağlayacağı ekonomik fayda, maliyetinden fazla olmalıdır. Sistem uygulamaya geçirilmeden önce, piyasa şartları ve ilk yatırım maliyetleri belirlenmelidir.
     

    3.Esnek olmalıdır

    Çevre, mekan ve atık özelliklerinde zamanla oluşacak değişimlere uyum sağlayabilmelidir.
     

    4.Bölgesel olarak planlanmalıdır

    Atık oluşum miktarına birinci dereceden etki eden faktör nüfustur. Planlar nüfusu gözeterek yapılmalıdır.
     

    Entegre katı atık yönetim sisteminin bileşenleri

     
    Bir katı atık yönetim sisteminin ‘entegre’ olarak nitelendirilebilmesi için birbiri ile ilişkili şekilde çalışan şu bileşenlere sahip olması gerekir:

    • Atık oluşumu, kaynağında azaltım
    • Biriktirme, kaynakta sınıflandırma ve ayırım
    • Toplama, taşıma
    • Atıkların geri kazanımı ve değerlendirilmesi
    • Nihai bertaraf

     
    Bu bileşenlere ait akım şeması Şekilde belirtilmiştir.
     
    Entegre Katı Atık Yönetim Sisteminin Bileşenleri
     

    Atık oluşumu ve kaynağında azaltım

     
    Katı atıkların miktar ve özellikleri, insanların sosyo-ekonomik yapısı ile yakın ilişkilidir ve en çok, gelir seviyesi ve tüketim ve kullanım alışkanlıkları ile değişim göstermektedir.
     
    “Atık önlenmesi” olarak da adlandırılan atıkların kaynağında azaltımı EPA tarafından, “atığın miktarının ve çevre üzerinde oluşturacağı olumsuz etkilerin azaltılabilmesi için materyal ve ürünlerin tasarım, üretim ve tüketim aşamalarındaki değişim olarak tarif edilmektedir. Atık önlenmesi atığın tekrar kullanımını da öngörmektedir. Ürünün iyi tasarlanması atık miktarını, iyi paketlenmesi ise, dökülmesi vb. durumlarda oluşabilecek zararı azaltır. Organik maddelerin, yiyecek atıklarının kompostlaştırılması atık miktarını azaltırken, elde edilen ürün de toprak ıslah edici madde olarak değerlendirilebilir.
     
    Atık oluşumuna neden olabilecek faaliyetlerde yapılacak modifikasyonlarla atık oluşumu engellenebilir. Örneğin gelişen teknoloji ile birlikte elektronik postaların kullanılması, atık kağıt oluşumunu azaltıcı bir rol oynamaktadır. Uzun süreli kullanıma uygun olan materyallerin değiştirme kampanyalarıyla değerlendirilmesi atık azaltımına önemli bir katkı sağlamaktadır.
     
    Materyal ambalajlarının orijinal halleriyle veya farklı şekillerde kullanımı da atığı azaltır. Örneğin cam içecek şişeleri toplandıktan sonra yıkanarak tekrar kullanılır hale getirilir. Bu atıkların özellikle restoran ve otel gibi kullanımın fazla olduğu yerlerde diğer ataklardan ayrı toplanması, daha fazla miktardaki atığın tekrar kullanımını sağlayacaktır.
     

    Biriktirme, kaynakta sınıflandırma ve ayıklama

     
    Geri kazanılabilir nitelikteki atıkları değerlendirebilmek için öncelikle diğer atıklardan ayırmak gerekir. Karışık olarak toplanan atıkların içindeki geri kazanılabilir materyallerin ayrılması, atıkların oluşum aşamasında madde gruplarına göre ayrı toplanmasından çok daha zordur ve fazladan bir maliyet gerektirmektedir. Bu nedenle kağıt, karton, cam, metal, PET, PVC gibi maddelerin ayrı kaplarda biriktirilmesi esastır.
     

    Toplama ve taşıma

     
    Entegre katı atık yönetimi, uygulanan sistemin ekonomik olmasını gerektirir. Ancak, özellikle büyük şehirlerde, katı atık toplama araçları atıkları nihai depolama alanına götürmek için uzun mesafeler katetmektedir. Bu yaklaşım ekonomik olmadığı gibi araçların sık sık arızalanması da söz konusudur. Bunun yerine, atıkların öncelikle transfer istasyonuna, oradan da daha büyük araçlarla nihai depolama alanına götürülmesi katı atık yönetim sistemine daha uygun olacaktır.
     

    Katı atık bertaraf ve değerlendirme alternatifleri

     
    Atık kavramı her ne kadar “işe yaramayan, kullanılamaz durumdaki madde/maddeler” olarak düşünülse de, kullanılabilecek atıkların değerlendirilmesi hem büyük bir ekonomik kaynağın yok olmasını engelleyecek, hem de hammadde girdisi sağlayarak doğal kaynak kullanımını azaltacaktır.
     
    Kaynağında ayrı veya karışık olarak toplanan atıklar, fiziksel ve kimyasal özelliklerine ve miktarlarına göre bertaraf edilmelidir. Katı atıkların değerlendirilmesi ve bertarafı, geri kazanım, kompostlaştırma, yakma gibi teknolojilerin birinin veya birkaçının birlikte kullanılması ile gerçekleşir. Seçilecek metodun belirlenmesinde atık bileşimi kadar seçilen metodun çevresel etkileri, maliyeti ve geri kazanılan maddelerin pazar imkanları da önem teşkil etmektedir.
     
    Kağıt
    Beyaz kağıt üretiminde eski kağıdın %40 oranında kullanılması durumunda temiz su sarfiyatında %80, enerjide %50, atıksu kirliliğinde %90 oranında azalma sağlanmaktadır. Kağıt, ıslandığında kolaylıkla liflerine ayrılabildiği için ancak %50 oranında geri dönüşüm sağlanabilir. Kağıtların geri kazanımıyla kağıt yapımı için gerekli selüloz ucuza temin edilmiş olur. 2000 yılında SEKA İzmit Tesislerinde hazır selülozun maliyeti 750$/ton iken atık kağıdın maliyeti (atık kağıttan üretimi) 150$/ton’dur.
     
    Atık kağıtlar;

    • Herhangi bir ön işleme tabi tutulmaksızın kağıt hamuru içine karıştırılır.
    • Ön arıtıma (yıkama, de-inking) tabi tutularak kağıt hamurunun içine karıştırılarak gazete kağıdı, peçete vb. üretiminde kullanılır.
    • Herhangi bir ön arıtıma tabi tutulmaksızın düşük kaliteli kağıt ve karton (yumurta kartonu vb.) üretiminde kullanılır.

     
    Plastik
    Plastikler, ağırlık olarak bütün atıkların %7’sini oluşturuyor olsa da hacim olarak daha büyük yüzdeye sahiptir. Geri kazanılan plastik, plastik üretimi için hammadde girdisi olmaktadır.
     
    Cam
    Evsel katı atıklar içinde cam materyalin ağırlık olarak yüzdesi %8’dir. Cam atıkların %90’ı beyaz, yeşil veya kahverengi şişe ve konteyner camı, %10’u züccaciye ve pencere camıdır. Cam atıkların geri dönüşümü, hammadde ve enerji tasarrufu, depolama alanında azalma, daha temiz kompost üretimi ve gelişmiş RDF üretimi sağlar. Atık cam, yüksek ısıda eritme ve yeniden şekil verme yoluyla geri kazanılır.
     
    Metal
    Evsel katı atıklar %6 oranında demirli metal, %3,5 oranında demir dışı metal içermektedir. Metal atıkların geri kazanılmasıyla, demir ve alüminyum cevherlerinin işlenmesi için gerekli enerji, su ve yakıttan tasarruf sağlanacaktır. Alüminyum kutular alüminyum üretimi için hammadde kaynağıdır. Geri dönüştürülen kutuların bileşimi bilindiği için saflaştırma işlemine gerek duyulmaz. Geri dönüştürülen alüminyum için gereken enerji, ham materyalin kullanılması durumundan %5 daha azdır.
     
    Kompostlaştırma
    Katı atıklar içindeki organik bileşiklerin en iyi değerlendirilme şekli kompostlaştırmadır. Kompostlaştırma, aerobik veya anaerobik koşullarda hacim azaltma, stabilizasyon ve patojen giderme amaçları için uygulanan katı atık dönüştürme ve uzaklaştırma teknolojisidir. Bu süreçte, bazı organik maddeler karbondioksit ve suya ayrışırken, çoğunlukla humik (gübresel) maddelerden stabilize ürünler oluşur. Biyolojik oksidasyonla sıcaklık, sadece termofilik mikroorganizmaların yaşayabileceği ve patojenik organizmalarla yabani ot tohumlarının öleceği düzeye yükseltilir. Bunun için sıcaklığın yeterli bir süre termofilik seviyede tutulması gerekir. Daha sonraki mikrobiyal faaliyetle organik atıklar, toprağı iyileştirici veya hayvan yemi katkısı olarak kullanılabilen kompostu oluşturur.
     
    Yakma
    Yanabilir nitelikteki katılar yüksek sıcaklıkta yakılarak inert atıklar haline getirilir. Yakma, yanma yan ürünleri, kül ve gazlar, zararlı atıklar, partiküler ve ısı enerjisi oluşumu nedeniyle iyi bir atık bertaraf yöntemi değildir. Diğer metodlarla karşılaştırıldığında en önemli avantajı, depolanacak materyalin hacminin büyük oranda azalmasıdır. Ayrıca, yanma sonucunda ortaya çıkan külün araziye boşaltılması, işlenmemiş atıkların boşaltılmasına nazaran daha az sınırlamalar gerektirir. Yanma ile açığa çıkan enerji ve yanma ürünü olan küller ve demirli bileşikler farklı alanlarında kullanılabilmektedir.
     
    Atıkların yakılması ve enerji elde edilmesi sanayileşmiş ülkelerde sıklıkla kullanılan bir yöntemken evsel atıkların yakılması işlemi ileri bir teknolojiyi gerektirir. Çünkü atıkta, kağıt ve plastik gibi kolay yanabilen (kalorifik değeri yüksek) maddeler de, sebze meyve gibi yanarken buhar çıktığı için yanmayı engelleyen (kalorifik değeri düşük) maddeler de bulunmaktadır.
     
    Düzenli Depolama
    Katı atıkların bertarafı için seçilen yöntem her ne olursa olsun, değerlendirilemeyen atıkların varlığı söz konusudur. Geri kazanılamayan, kompostlaştırılamayan atıklar ve yakma sonucu oluşan küller, en ucuz ve basit şekilde düzenli depolama ile bertaraf edilir.

  • Alışveriş yaparken neye dikkat edersiniz? Fiyatına, ambalajına ya da moda olup olmadığına, gıda ise besin değerine ya da son kullanma tarihine… Ya da kaliteli bilinen bir marka olmasına, servisinin bulunup bulunmamasına… Peki, aldığınız ürünün “yeşil” ya da başka bir deyişle “doğa dostu” olması ne kadar önemli?
     
    Cevabınız ne olursa olsun, alışverişte yaptığımız tercihler yeryüzünün ve insanlığın geleceğini belirliyor. Su kaynaklarımızın kirlenmesine ya da temiz kalmasına, çocuklarımızın sağlıklı gıda bulup bulamayacağına yaptığımız alışverişle karar veriyoruz.
     
    Seçtiğiniz elektronik eşya ile tükettiğiniz enerji ne kadar karbon salımına neden olacak ve bunun iklime etkisi ne olabilir? Deterjanınızı kullanırken denizleri ne denli kirlettiğinizi, bembeyaz tişörtünüz üretilirken kullanılan pamukta ne kadar tarım ilacı kullanıldığını ve bunların zaten az olan su kaynaklarımızı nasıl kirlettiğini düşündünüz mü?
     
    Bu soruların cevabı geleceğimizi belirliyor… Doğa Dostu Alışveriş için kitaplar dolusu formüller üretmek mümkün. Ama asıl rehberiniz, alışverişleriniz sırasında “Gerçekten ihtiyacım mı?”, “Bu ürün üretilirken doğaya zarar veriyor mu?“, “Bu ürünü kullanırken doğaya ve sağlığıma zarar verecek miyim?” sorularının yanıtında…
     

    Çöpsüz bir yaşam

     
    Daha az kullanın… Mümkün olduğunca ambalajsız ürün almaya çalışın. Alışverişte size verilen naylon torbalar yerine yanınızda bez torba ya da file taşıyın. Mutlaka ambalajlı alacaksanız ambalajın geri dönüştürülebilir olmasına dikkat edin… Evsel atıkların çoğu doğaya bırakıldığında tahrip edici izler bırakıyor. Mümkün olduğunca şarjlı alet ya da şarj edilebilen piller kullanın. Ömrü biten pilleri toplayıp pil kutusuna atın ve elektronik atıklarınızı geri dönüşüme verin. En çok atığa neden olan faaliyetlerden biri de yolda, seyahatte yaptığımız tüketimler. Bu nedenle pet şişe ile su almak yerine termosunuzu ya da su şişenizi yanınızda taşıyın. Otobüsle yapacağınız şehirlerarası seyahatlerinizde bardağınızı yanınızda taşımanız plastik bardak tüketiminizi engeller. Plastik yerine ahşap ve çelik malzeme kullanmak her zaman doğaya çok daha az atık verir ve geri dönüşümü sağlar. PVC ya da plastik içinde getirilen yemekleri ısmarlamaktan kaçının. Düşünün bir kez; sadece 10 kişinin çalıştığı bir iş yerinde her çalışanın her gün dışarıdan yemek ısmarlaması yılda tonlarca plastik ambalaj atığının doğaya bırakılmasına neden oluyor.
     

    Enerjinizi boşa harcamayın

     
    İklim değişikliğine yol açan karbon salımındaki en büyük pay enerji üretim ve tüketim faaliyetlerine ait kömür, petrol, doğal gaz gibi fosil yakıtların kullanımından kaynaklanıyor. Bu yakıtların neden olduğu salımların toplam salımlar içindeki payı % 76,7. Kullandığımız her Kilovat saat elektrik ve kullandığımız doğal gaz iklim değişikliğine katkımızın da göstergesi olabilir. Bu nedenle enerji tasarrufu ve temiz enerji kullanımı iklim değişikliğini önlemede en öncelikli konular arasında.
     
    Bulaşık ve çamaşır makinesini tam dolduğunda çalıştırmak, çamaşırları çok sıcak suyla yıkamamak, soğuk suda çalkalamak, oda sıcaklığını bir derece azaltmak, enerji tasarruflu ampuller kullanmak, elektrikli ev aletlerinin tasarruflu olanlarını tercih etmek, güneş enerjisi ile çalışan şarj aletleri kullanmak, bilgisayarınızı stand by konumunda bırakmamak ve pilli olanlar yerine mekanik hareketle çalışan saat, el feneri aletler kullanmak…
     
    Liste daha da uzayabilir, bütün bu tasarruf önlemleri ile Türkiye’nin enerji ithalini en aza indirmek mümkün olabilir.
     

    Toplu ulaşın

     
    Ulaşımda kullanılan fosil yakıt karbon salımında en önemli yerlerden birini tutuyor. Bu nedenle toplu taşıma araçlarını tercih etmek, mümkünse bisiklete binmek, kısa mesafeler için uçak yerine otobüs ya da tren ile yolculuk yapmak gibi tercihler doğa dostu tercihler. İstanbul, İzmir gibi kentlerde denizyolları da iyi bir alternatif oluşturuyor. Ancak araba almak zorundayım diyorsanız tercihinizi, hibrid, yakıt tasarruflu ya da dizel motorlu bir araçtan yana yapabilirsiniz.
     
    Bu arada 4 silindirli motosikletler 2 silindirlilere göre daha az emisyona yol açıyor. Bir tekne almayı planlıyorsanız, çevre için en uygun olanı yelkenli olanlar. Eğer dizel güçlü tekne alıyorsanız, doğrudan yakıt enjeksiyonlu (DFI) iki veya dört çekişli motorluları tercih edin.
     

    Doğa tatile çıkmaz

     
    Araştırmalar insanların tatile çıktıklarında normalde evlerinde kullandıklarından çok daha fazla su ve enerji tükettiklerini ortaya koyuyor. Üstelik turizmle birlikte gelen yapılaşmanın ve artan insan faaliyetlerinin doğanın ve yaban hayatını en büyük düşmanlarından biri olduğunu göz önünde bulundurursak dinlenirken de ekolojik seçimler yapma gerekliliği ortaya çıkıyor. Tatile çıkarken ulaşımdan konaklayacağımız mekânlara kadar doğa dostu tercihler yapmayı deneyin. Tatilinizi ekolojik döngülere saygılı üretim yapan, atıklarını arıtan, yenilenebilir enerji kaynaklarından yararlanan ekolojik çiftliklerden birinde geçirebilirsiniz.
     

    Ofisiniz doğa dostu olsun

     
    Yaşamımızın önemli bir bölümünü İşyerimizde geçiriyoruz. Bu nedenle burada yapacağımız doğa dostu seçimler en azından evimiz kadar önemli. Artık Türkiye’de de tasarruf yapan ve doğa dostu ofis malzemeleri bulunabiliyor ve ofisinizi yeşil ofis haline getirebilirsiniz. Ofis malzemelerinde plastik yerine ahşap ve çelik olanları tercih edin. Çünkü bunlar geri dönüştürülebiliyor.
     
    Evinizde yaptığınız enerji tasarrufu önlemleri ofisiniz için de geçerli olabilir. Ayrıca kağıt, plastik, metal ve elektronik atık geri dönüşümü yapmak da önemli. Dışarıdan bol ambalaj atıklı yemek ısmarlamak yerine ofisinizde yemek pişirmeyi ya da yemeğinizi evden getirmeyi deneyebilirsiniz. Hem daha ekonomik hem de daha sağlıklı… Ayrıca kişisel bardak, çatal ve kaşık bulundurmanız plastik bardak, çatal, kasık kullanımını önler.
     
    Yemeğe giderken ya da toplantıya girerken bilgisayarınızı kapatmanız, ofis ortam sıcaklığını bir derece düşürmeniz, klima yerine tepe vantilatörü kullanmanız, fotoselli WC aydınlatması kullanmak da lambaların gereksiz yere yanmasını önleyecektir. Kağıdın her iki yüzünü de kullanan yazıcılar, geri dönüşümlü kağıtlar, plastik yerine karton, tahta, çelik dosyalar, su bazlı dolmakalemler ve ofis içi yazışmalarda intranet kullanımı ve uçakla gidilen toplantılar yerine telekonferanslar düzenlemek doğa dostu ofislerin tercihleri arasında sıralanabilir.
     

    Kişisel bakım malzemeniz yağmur ormanlarına zarar vermesin

     
    Günlük olarak kullandığımız ortalama 9 kişisel bakım malzemesi 120 çeşit kimyasal içeriyor. Bu kimyasalların dermatolojik etkilerinin yanı sıra çevreye de zararı var. Bazılarında nesli tükenmekte olan hayvanların iç yağı kullanılıyor. Bazılarında ise yağmur ormanlarındaki endemik bir ağacın meyvesinin yağı… Kozmetik ve vücut bakım ürününün doğa dostu sayılması için içeriğinde sentetik koruyucular (formaldehid, sodyum lauril sülfat, aromatik aminler, triclosan, fitalatlar), silikonlar, parafinler, PEG ve diğer petrol kaynaklı ürünlerin bulunmaması gerekiyor. Ayrıca kozmetik seçiminizde ozon dostu ürünler kullanmaya dikkat edin.
     
    Türkiye’de artık ekolojik şampuan, diş macunu, saç boyası gibi kişisel bakım malzemeleri ile organik ped bulmak mümkün. Ayrıca kese, lif, ahşap fırça ve beyazlatılmamış tuvalet kağıdı da doğa dostu seçimler arasında.
     

    Beyaz ama temiz mi?

     
    Giysilerde kullanılan boyar maddeler, plastik baskılar ve özellikle de klorla beyazlatma işleminde açığa çıkan dioxin kanserojen olabiliyor. Ayrıca özellikle bazı deri giysiler için nesli tükenmekte olan canlılar kullanıldığını unutmamak gerek. Türkiye’de artık organik kumaş, organik giysi ve organik ev tekstili bulmak mümkün. Ayrıca ikinci el eşya ve giysi satan mağazalar ve internet siteleri de var.
     
    Bazı büyük markalar da artık organik giysi üretimine başladı. Organik giysiler için ayrıca doğal ürün dükkânları ve ekolojik pazarlarda da seçenekler bulunuyor.
     

    Suyu kirletmeden kullanın

     
    Suyu kirletmeden kullanmak en az suyu tasarruflu kullanmak kadar önemli. Bunun için artık büyük marketlerde bulunabilen fosfatsız veya ekolojik deterjanları tercih edebilirsiniz. Bitkisel, sabunlar da el yıkamadan bulaşığa ve vücut temizliğine kadar her türlü temizlik için gönül rahatlığıyla kullanabileceğiniz bir doğa dostu alternatif.
     
    Su tasarruflu aletleri kullanmanın yanı sıra bir kabın içine su doldurarak elde bulaşık yıkamakla, damlayan muslukları onarmakla, bahçe sulamada ve sifonunuzda depoladığınız yağmur suyunu kullanarak da su kaynaklarını koruyabilirsiniz.
     

    Yerel, mevsimlik ve organik ürünler alın

     
    Gıdaları taze alın. Çok biriktirmeyin. Raf ömrü uzun olan ürünler daha çok katkı maddesi içerir. Semt pazarlarından alışveriş yapın ve yerel ürün satın alın. Yerelde yetişen ürünleri tüketmek başka bir kıtadan fosil yakıt yakarak, soğuk hava depolarında enerji harcanmasına neden olarak getirilen ithal ürünlerden daha ekolojiktir.
     
    Mevsimlik ürün alın. Gıdaları mevsiminde yemek, doğal olmayan ortamlarda yetiştirilmesi için harcanan enerjiden tasarruf etmenizi sağlar. Daha az et tüketin. Et tüketimi sırasında harcanan doğal kaynaklar sebze üretimi için harcanandan kat kat fazla.
     
    Kendiniz pişirin. Evde pişirip yediğiniz yemekler, dışarıda ayaküstü atıştıracağınız sandviçten daha sağlıklı olacaktır. Evde yapacağınız salça, turşu ya da reçel raf ömrünü uzatmak için katkı maddeleri eklenmiş gıdalardan daha güvenilir olacaktır. Haftalık beslenme tablosu yapın, ihtiyaçlarınızı gözden geçirin ve baklagil, sebze tahıl, meyve ve dengesini gözetin. Katkı maddelerine dikkat edin… Genetiğiyle oynanmış (modifiye) gıdalar ya da aspartam gibi yapay tatlandırıcıların bağışıklık sistemini olumsuz etkilemesinden alerjiye kadar pek çok etkisi olduğu belirtiliyor. Ayrıca vücudun direnci için önemli olan özünden ayrılmış ve rafine edilmiş gıdalar yerine tam gıdaları tercih edin (tam pirinç, tam un vs), içinde kimyasal, suni hormon veya zararlı kimyasal katkı maddeleri bulunmayan en güvenli gıdalar organik/ekolojik sertifikalı olanlardır.
     
    Organik ürünler doğayla dost tarım yöntemleri ile insan ve çevre sağlığına zararlı olmayan kimyasallar kullanılmadan yetiştiriliyor ve işleniyor. “Doğal” olduğu belirtilen ürünlerden farkı, doğal (organik tarım kanun ve yönetmeliklerine göre sağlığa zarar vermeyen) yöntemlerle yetiştirildiğini garantileyen ekolojik ürün sertifikası bulunması. Organik ürünlerde mutlaka ürün sertifikası ile Tarım Bakanlığı logosunu arayın.
     
    Sağlığınızla dost, doğal mutfak malzemesi kullanmaya dikkat edin. Gıdalarınızı plastik kap yerine cam kapta saklamaya özen gösterin. Kendi bitkinizi yetiştirmeyi deneyin. Saksınıza ya da terasınızın bir köşesine ekeceğiniz maydanoz, nane gibi yeşillik ya da baharatlarla yemekleriniz daha keyifli hale gelebilir. Alışverişlerinizde çevreye duyarlı ve bu konuda sosyal sorumluluk projelerine destek olan firma ve kuruluşların ürünlerini tercih edin.
     

    Doğal yaşam için çalışanlara destek olun

     
    Türkiye ve dünyada doğal yaşamın devamlılığı için çalışan pek çok sivil toplum kuruluşu var. Bu kuruluşlara destek olarak doğa koruma çalışmalarına ve doğa dostu çözümlere de destek olabilirsiniz. Sağlıklı bir çevrede yaşamanın anayasal hakkımız olduğunu unutmayın. Bu haklar için mücadele eden çevreci kuruluşlara gönüllü olarak ya da bağış yaparak katkı verebilirsiniz.

  • Elektrikli Ark Ocağı

    Günümüzde çelik üretiminin üçte ikisi kadarı birincil kaynak demir cevherinden, diğer bölümü ise başlıca bileşeni demir olan kullanım ömürleri dolmuş ürünler ile sektördeki üretim esnasında ortaya çıkan maddelerden oluşan demir-çelik hurdalardan elde edilmektedir.
     
    Hurda vb. gibi demir içeren malzemelerin direkt ergitilmesi, modern çelik üretiminde önemli bir rolü bulunan elektrik ark ocaklarında yapılmaktadır. Temel girdi olarak hurdanın kullanıldığı elektrik ark ocaklı tesislerde, hurdanın ergitilmesi esnasında baca tozu oluşmaktadır. Baca tozunun başlıca kaynakları, hurda içerisindeki galvanizli kısım, demir pası, hurdayla birlikte elektrikli ark ocağına giren minör anorganik kirlilikler, proseste kullanılan antrasit ve fırın refrakter parçacıklarıdır. Genel olarak 1 ton çelik üretiminde 14 kg elektrikli ark ocağı baca gazı tozu ve 100 kg cüruf açığa çıkmaktadır.
     
    Elektrikli ark ocağı baca tozu, hurda çeliğin elektrikli ark ocaklarında 1700 oC eritilmesi sırasında oluşmaktadır. Eritme işlemi sırasında galvaniz hurda içerisinde bulunan çinko da dahil olmak üzere bazı elementler, demir ve diğer metal parçacıkları, baca gazı çıkışı ile gaz halinde sistemi terk ederken baca gazına karışmakta ve hava enjeksiyonu ile metaller oksitlenerek çökelmekte, sonuçta elektrikli ark ocağı tozu oluşturmaktadır. Oluşan elektrikli ark ocağı tozu, baca gazı torba filtre sistemi ile toplanabilmektedir. Elektrik ark ocağı ile üretim yapılan fabrikaların çelikhaneleri PM (Partikül Madde), ağır metal, POP (Kalıcı Organik Kirletici); haddehaneleri ise PM, NOx kirliliklerine neden olmaktadırlar. Çelik üretimi esnasında, baca gazı filtrelerinde toplanan tozların temel bileşenleri; hurda içerisindeki galvanizli kısım, demir pası, anorganik kirlilikler, antrasit ve refrakter parçacıklarıdır.
     
    Elektrik ark ocaklarından elde edilen baca tozları mikronize boyutta olup; hacimce % 80’i 2 μm altı partiküllerden meydana gelir. Baca tozunun büyük bir kısmı metal oksitlerden meydana gelir. Partiküller esas olarak demir oksitler (FexOy), çinko oksit (ZnO) ve zinkit (ZnFe2O4) mineralojik formunda olup; az miktarda kurşun oksit (PbO), alkali klorürler (NaCl ve KCl) ve üçlü bileşikler (Fe-Ca-Zn oksit ve Fe-Zn-Mn silikat gibi) de yapıda yer alır. Böyle bir kompleks mineralojik yapının temel nedeni; kullanılan hurdaya bağlı olarak baca tozu içerisinde büyük oranda değişkenlik arz eden Fe, Zn, Pb ve Cl miktarlarıdır.
     
    Demir çelik sektöründe hurda gibi demir içeren malzemelerin direkt ergitilmesi işleminin yapıldığı elektrikli ark ocaklarından kaynaklanan baca gazı tozları için kullanılabilecek mevcut en iyi teknikler, briketleme, hurda metallerin kontrolü ve geri kazanımı olarak belirlenmiştir. Bu yöntemler ile atık miktarının düşürülmesi, atık bertaraf masraflarının azaltılması sağlanacaktır.
     

    Briketleme Yöntemi

     
    Ark Ocağı Baca Gazı Tozunu Briketleme Elektrikli ark ocağı baca tozlarının miktar bakımından azaltılması ve tozun içeriğinin zenginleştirilmesi için farklı bir yöntem olarak sisteme geri besleme yapılmaktadır. Sürekli sisteme geri beslenmesiyle birlikte geri dönüşüm tozu azalmakta, bir yandan çinko içeriği artmakta ve diğer yandan da demir tozu içeren kısım ark ocağına geri beslenmektedir. Bu da ark ocağının verimliliğini düşürerek, elektrik enerji tüketimini arttırmaktadır. Teknik olarak ark ocağına verilen tozlar, çelik üretim faaliyetlerine bağlı olarak toplam toz verimi ile sınırlıdır. Ark ocağına toz ekleme metodları ocağın performansını etkiler. Performansı arttırmak için bazı ön işlemler yapılır. Tozda hacimsel küçültme işlemi, yani briketleme gibi uygulanabilirliği iyi olan yöntemle sağlanır ve böylece ocaktaki toz miktarı düşer.
     

    Hurda Metallerin Kontrolü

     
    Hammadde kontrolü ve kirleticilerden arındırılmış uygun hurda harmanları ile emisyon değerleri önemli ölçüde azaltılabilir. Elektrikli ark ocaklarında baca gazı arıtımından gelen ince tozda, yüksek miktarda çinko ve kurşun olabilir. Bu ağır metallerin kaynağı genellikle Elektrikli ark ocaklarına şarj edilen hurdalardır. Bazı durumlarda hurda ile giren kurşun ve özellikle çinkonun kontrolü mümkündür. Hurda şarj oranları ve kalite açısından malzemeler değiştirilerek çinko miktarları hedeflenen %1 seviyesinin altına düşürülür.
     

    Geri Kazanım

     
    Baca gazı tozunun geri kazanımı için de pirometalurjik ve hidrometalurjik yöntemler kullanılmaktadır. Çinkonun demirden ayrılması için hidrometalurjik veya pirometalurjik proses arasındaki seçimi toz karakteristiği etkiler. Bunun için detaylı bir toz karakterizasyonu geri kazanım stratejisi için büyük önem taşır. Pirometalurjik yöntemin olumsuzluğu yüksek enerji tüketimidir. Hidrometalurjik yöntem ile yüksek ekstraksiyon verimi sağlanabilmektedir.
     
    Baca gazı tozunun geri kazanım işlemi sonucunda elde edilen çinko oksit, tanecikli toz halinde bir ürün olup “çinko beyazı” adı altında da boyacılıkta, lastik sektöründe, kauçuk, kozmetik, petrol ürünleri, seramik, cam ve kaplama endüstrilerinde hammadde olarak; muşamba ve emaye yapımında ise dolgu maddesi olarak kullanılmaktadır.
     
    Pirometalurjik yöntemler, birden fazla işlem kademesinden oluşmaktadır. Bunlar; Waelz Fırını Prosesi, ZTT Ferrolime Prosesi, ve Laclade Steel Prosesi’dir.
     
    Waelz Fırını Prosesi; Waelz esaslı pirometalurjik proses baca tozlarının ekonomik olarak geri kazanımı için uygundur, fakat bunun çinko içeriğinin >15-20% olması gerekmektedir.
     
    ZTT Ferrolime Prosesi; Bu proseste baca tozları önce peletlenir ve ardından döner bir yatay fırında, içeriğindeki çinkoyu redüklemek amacıyla kok ve kömürle birlikte reaksiyona sokulur. Fırından çıkan duman ZnO, PbO, CdO içerir ve yakıcının ilerisinde tutulur. Bu tozlar ZnO’in zenginleştirilmesi amacıyla yıkanır ve ZnO çinko üreticilerine satılırken elde edilen tuzlar da talaşlı imalat tezgahlarında kullanılan kaydırıcı sıvılara katkı maddesi olarak değerlendirilir.
     
    Laclade Steel Prosesi; Bu proseste baca tozları ve redükleyiciler kapalı olarak dizayn edilmiş olan elektrik fırınına direk şarj edilir. Fırında oksitlerin redüksiyon reaksiyonları meydana gelir ve gaz fazındaki Zn, Pb, çinko püskürtmeli kondensör benzeri bir gaz tutucuda metalik olarak elde edilir. Prosesin diğer ürünü olan demirce zengin cüruf ise zararsız atık halindedir.
     
    Hidrometalurjik yöntemlerde ise, yüksek tenörlü cevherlerin tükenmesiyle birlikte atıklardan, metal geri kazanımı metalurji endüstrisinde gittikçe önem kazanmıştır. Elektrikli ark ocak tozlarından çevresel olarak kabul edilebilir şartlarda metal kazanımı için denenen bazı metodlar vardır. Bunlar; Kostik Soda Liç Prosesi, Amonyak Liç Prosesi, Sülfürik Asit Liç Prosesi, Demir III Nitrat Liç Prosesi’dir.
     
    Kostik Soda Liç Prosesi; Bu proseste çinko ve kurşun sodyum hidroksit içinde çözünmekte, demir ise atıkta kalmakta ve çinko tozuyla çözelti temizlendikten sonra elektroliz yapılmaktadır. Bu proses çinkonun değişik okside olmuş cevherlerinde veya atık malzemelerin çözünmesinde kullanılmaktadır. 1984 yılında baca tozlarından metal kazanımı için Cebedeau prosesi geliştirilmiştir. Bu proseste çinko ve kurşunu çözmek için 95°C’de konsantre sodyumhidroksit (NaOH) ile 1 veya 2 saat liç yapılmaktadır. Bu prosesle çok ince çinko tozu halindeki %20 çinkolu tozların kazanımında ekonomiktir. Fakat bu yöntemde katı sıvı ayırımında bir filtrasyon problemiyle karşılaşılmıştır. Çözünmeyen ferrit halinde bulunan çinkoyu kazanmak için baca tozları liçten önce redükleyici kavurmaya tabi tutulurlar. Fakat kurşun oksit kurşuna dönüştüğünden dolayı kurşun kazanımı düşük olur. Bunun önüne geçmek için yapılması gereken tam çinko ve kurşun kazanımı için orta dereceli redükleyici kavurma uygulanmasıdır. Bu yöntemin en büyük dezavantajı kostik sodanın pahalı olması ve çinko ile birlikte kurşunu da çözmesidir.
     
    Amonyakla Liç Prosesi; Bu yöntemde amonyak, amonyum karbonat ve amonyum klorid ayırıcı olarak kullanılırlar. EAO tozlarının liç çözeltilerinden çinkonun kazanımında çözünen diğer elementler ve sonradan çöken demir nedeniyle zorluklar yaşanmaktadır. Çözeltiden nikel, kadmiyum, bakır gibi metallerin kazanılması için çöktürme yöntemleri uygulanır. Bakır ve nikel kullanılarak amonyaklı çözeltiden kazanılır. Kadmiyum ve çinko çözeltide kalır. Bunlar amonyak distilasyonu ile karbonatlar olarak kazanılır. Bakır, nikel ve çinkonun toplam kazanımı %95’ten fazladır.
     
    Sülfürik Asit Liç Prosesi; Sülfürik asit çinkonun değişik atıklardan kazanılmasında kullanılmaktadır. Genellikle değişik türleri içeren baca tozları ile çalışılmaktadır. Kalsiyum oksit veya karbonatlı bileşikler sülfürik asit ile konsantrasyona girerek asit tüketimini arttırırlar. Oluşan kalsiyum sülfat sınırlı sayıda çözünebilir ve artıkta kalır. ZnO.Fe2O3’ün çözünmesi yavaştır ve sıcaklığı arttırmak gerekmektedir. Bazen klorik iyon içeren çinko külü atıkları liçten önce kalsinasyona tabi tutulur ya da yıkanır.
     
    İngiltere’de yapılan bir çalışmada % 36 çinko içeren baca tozlarının sülfürik asit lici sonucunda pH 2’de %85 veya %90 kazanım; pH 3 veya 4’te (90°C’de) %80 kazanım sağlanmıştır. Burada karşılaşılan problem yüksek konsantrasyonlu demirden dolayı filtreleme problemidir.
     
    Demir III Nitrat Liç Prosesi; Söz konusu yöntem ile elektrikli ark ocaklarının baca tozlarındaki çinko ve kurşun gibi değerli metallerin geri kazanılması sağlanmaktadır.
     
    Baca gazı tozları, makine parkında ilk besleyici ve taşıyıcı makine olarak kullanılan beşigerde (çelik palet) tartılarak ince öğütme değirmenlerine (SMD) alınmaktadır. Değirmene belirli miktarda su ilave dilerek baca tozu çamur kıvamına getirilmektedir. Değirmenden çıkan çamur, karıştırıcılı yıkama tanklarına alınarak su ilave edilerek yıkanmaktadır. Bu proseste 3 adet filtre pres kullanılmaktadır. Yeterince karıştırma sağlandıktan sonra karışım birinci filtre prese verilerek preslenmektedir. Filtre presten çıkacak filtre çözeltisi yer altı havuzuna alınarak buradan ters osmoz ünitesine gönderilmektedir. Ters osmozdan çıkacak olan temiz su değirmen ve karıştırıcılı yıkama tankına geri gönderilmektedir.
     
    Filtrasyondan çıkacak olan çamur ise yer altı havuzlarına alınarak belirli miktarda su ilave edilerek yoğunluğu ayarlanarak, Liç reaktörüne gönderilmektedir.
     
    Reaktive Demir III Nitrat kuru madde ilave edilerek karıştırılır. Reaksiyon bitiminde işlem görmüş çamur, ikinci filtre presten geçirilerek çamur ve metal iyonları içeren sıvı birbirinden ayrılacaktır. Filtreden çıkan katı atık seramik endüstrisinin hammaddesidir. Bu nedenle filtre kekleri, akredite laboratuvarlar ve/veya uluslararası kabul görmüş kuruluşlarca analiz ettirilerek seramik hammaddesi olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğinin belirlenmesi gerekmektedir.
     
    Çöktürme tankında reaksiyon bittikten sonra çözelti üçüncü filtreye gönderilmektedir. Filtreden çıkan katı çinko hidroksit ve kurşun hidroksit nihai ürün olarak elde edilmektedir.
     
    Üçüncü filtreden çıkan filtre çözeltisi ise ters osmoz ünitesine gönderilmektedir. Ters osmoz ünitesinden çıkan temiz su; değirmen, karıştırıcılı yıkama tankına ve liç reaktörüne gönderilmektedir.

  • Ülkelerin gelişmişlik düzeyini belirlemede atık kontrolü ve değerlendirilmesi öne çıkan faktörler arasında yer almaktadır. Ulusal ve uluslararası şirketler çevreye duyarlı tesisler kurarken, yerel yönetimlerde de çevre ile ilgili politikalar ön plana çıkmakta ve geliştirilmektedir. Atık kontrolü hakkında yerel yönetimlerin yetkileri arttırılarak, atık yönetim planları oluşturulmaya başlanmıştır. Atıkların kaynağında ayrıştırılması ve değerlendirilmesi yerel yönetimlerin gündemini oluşturmaktadır. Şehirlerde oluşan önemli atıklardan birisi de bitkisel atık yağlardır. Bitkisel atık yağlar eko-toksik özelliklerinden dolayı çevreyle uyumlu olarak yönetilmesi ve değerlendirilmesi gereken atıklar arasındadır.

     

    Birçok ülkede bitkisel atık yağ potansiyeli ile ilgili envanter çalışmaları yapılmış ve önemli miktarlarda atık yağ olduğu tespit edilmiştir. Özellikle 2000 yılından önce, bu atık yağlar ticari olarak toplanmakta ve genellikle hayvan yemi katkısı olarak kullanılmaktaydı. Bu karışımların hayvanlara yem olarak verilmesi, gerek deli dana hastalığının ortaya çıkmasında gerekse besin zinciri yoluyla insan sağlığına zarar vermesi nedeniyle 2002 yılından sonra Avrupa’da yasaklanmıştır. Böylece bitkisel atık yağların pazarı kısmen ortadan kalkmış ve çevre kirliliğine neden olur hale gelmiştir. Bu yağların doğrudan kanalizasyon sistemlerine verilmesi, katı atıklarla birlikte bertaraf edilmesi veya açık alanlara dökülmesi de birçok Avrupa ülkesinde yasaklanmıştır.

     

    Ülkemizde ise, yılda 1 500 000 ton bitkisel yağın gıda amaçlı kullanıldığı ve bu yağdan yaklaşık olarak 350 000 ton atık yağ oluştuğu belirtilmektedir. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı kullanılmış kızartmalık yağların tekrar rafine edilerek gıda sektöründe ve yem sanayinde kullanılmasını 2005/24 sayılı tebliğ ile Sağlık Bakanlığı bu yağların kozmetik ürünleri ve sabun üretiminde kullanılmasını 15.02.2006 tarih ve 1697 sayılı yazısı ile yasaklamıştır. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ise yayınlamış olduğu Bitkisel Atık Yağların Kontrolü Yönetmeliği ile bitkisel atık yağların değerlendirilmesinin, hem çevre kirliliğinin önlenmesi hem de ülke ekonomisine katma değer getirmesi açısından önemini vurgulayarak bu yağların biyodizel üretiminde kullanılabileceğini ifade etmektedir.

     

    Bitkisel Atık Yağların Toplanması

     

    Bitkisel yağlar gıda sektöründe en çok kızartma amaçlı kullanılmaktadır. Bitkisel yağların kızartma işleminde kullanılmasıyla üç temel bozunma reaksiyonu gerçekleşmektedir. Bunlar;
    (a) Suyun neden olduğu hidroliz
    (b) Oksijen ve ısının neden olduğu oksidasyon ve termal bozunma
    (c) Bu reaksiyonlar sonucu ortaya çıkan polimerizasyon

     

    olarak tanımlanır. Ayrıca yağ ile gıda bileşenleri arasında bozunma ürünlerinin oluşumuna neden olan başka reaksiyonlar da meydana gelmektedir. Tüm bozunma ürünleri polar karakterli maddeler olduğu için, kızartma yağlarının toplam polar madde içerikleri (TPM), meydana gelen bozunma reaksiyonlarının miktarı hakkında sağlıklı değerlendirmeler verebilmektedir. Bu nedenle, kızartma yağlarının kullanımının sınırlanmasında TPM değeri ve ek olarak da, asit sayısı, dumanlanma noktası, oksitlenme içeriği gibi değerler kriter olarak kullanılmaktadır. Ülkemizde, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan tebliğ ile TPM içeriği <% 25, dumanlanma noktası >170°C olma şartı getirilmiştir.

     

    ABD, Japonya ve AB ülkelerinde bitkisel atık yağların lavabolara dökülerek kanalizasyonların tıkanmasını ve çevreye verdiği zararları önlemek için, yağ toplama kampanyaları başlatılmıştır. Evlere, restoranlara ve bitkisel atık yağ üreten tesislere uygun kapasitede toplama kapları ve konteynırlar yerleştirilmekte ve alternatif bir yakıt olan biyodizel üretilmektedir.

     

    Tablo: Avrupa ülkelerinin tükettiği yağ miktarları ve toplayabildiği atık yağ miktarları

    Ülke Nüfus (milyon) Tüketilen yağ (ton) Toplanan atık yağ (ton)
    Avusturya 8.2 42 900 9 000
    Belçika 10.4 40 000 23 126
    Fransa 61.5 95 000 32 000
    Almanya 82.3 185 000 148 000
    Hollanda 16.4 45 920 24 600
    İtalya 58.9 70 000 40 000
    İrlanda 4.1 30 000 5 300
    İsviçre 7.5 12 500 9 000
    İspanya 45.5 113 750 54 600
    Ingiltere 60.9 225 000 100 000

     

    ABD’de Atık Yağların Geri Kazanımı

     

    ABD’de atık bitkisel ve hayvansal yağlar 2 ana grup altında tanımlanmaktadır. Yellow Grease (Serbest yağ asidi, SYA<% 15) genellikle restoran, fast food ve yemek fabrikaları gibi ticari ve endüstriyel şirketlerden doğrudan toplanır. Brown Grease (Serbest yağ asidi, SYA>%15) bu şirketlerin mutfak lavabolarında kullandığı yağ tutucularında ve site, hastane, kamu kuruluşlarının atık su giderlerinde toplanır; yüksek oranda su ve tortu içerir.

     

    Araştırmalara göre, 100 milyon litre atık yağ toplanan Güney Carolina eyaletinde atık yağların yaklaşık % 80’i yellow grease’den oluşmakta ve metropol şehirlerden toplanmaktadır. Bu yağların anlaşmalı atık yağ toplayıcıları tarafından ücretsiz toplandığı veya standartları sağlayan kısmının (SYA<%4) litresinin yaklaşık 50 ¢’e satın alındığı ifade edilmektedir. Bununla birlikte, bu eyalette 2014 yılında 950 000 litre brown grease toplanmıştır.

     

    Güney Carolina eyaletinde belediyelerin görevlendirdiği 3 kişiden oluşan çevre zabıtaları iş yerlerini denetlemekte ve atık yağ toplama yönetmeliğini ihlal edenlere para cezası verilmektedir. Ayrıca atık yağ ile ilgili problemin 30 gün içinde çözümlenmemesi durumunda işletmenin temiz su ve atık su bağlantıları kesilmektedir. ABD genelinde ceza miktarı 500$-2500$ arasında değişmektedir. Güney Carolina eyaletinde son 3 yılda 96 işletmeye toplam 380.000$ para cezası kesilmiştir.

     

    Valley Proteins/Carolina By-Products, Pennsylvania, Maryland, Virginia, Kuzey Carolina, Güney Carolina, Tennessee ve Texas olmak üzere 7 eyalette 12 fabrikası bulunan bir atık yağ toplama şirketidir. Kanun ve yönetmeliklere uygun olarak, anlaşmalar çerçevesinde restoran kapasitesine uygun konteynırlar sağlamakta, belirli aralarla ve müşteri ihtiyaçları doğrultusunda atık yağları toplamakta, standartlara uygun yağlar fabrikada biyodizele dönüştürülmektedir.

     

    RWA Resource Recovery, Aralık 2006 tarihinden itibaren New York’ta atık yağ toplayan lisanslı bir şirkettir. Atık yağ üreticilerine uygun hacimli konteynırlar sağlamakta, belirli aralarla ücretsiz olarak atık yağları toplamakta ve yağların tamamı biyodizele dönüştürülmektedir. Ürettiği atık yağı bir toplayıcıya teslim ettiğini belgelemeyen şirketlere eyalet hükümeti tarafından ek vergilendirme uygulanmaktadır. Bu eyalette, kızartma amaçlı kullanılan bitkisel yağların iki defadan fazla kullanılmaması önerilmektedir. ABD’de soya yağından sonra en çok kullanılan biyodizel hammaddesi restoran atık yağlarıdır.

     

    Avrupa Ülkeleri’nde Atık Yağların Geri Kazanımı

     

     

    Avrupa’da yaklaşık 20 milyon ton yağ tüketilmektedir. Bütün çabalara rağmen, evlerde kullanılan kızartma amaçlı yağların ancak % 10 kadarı toplanabilmektedir. Avusturya, Fransa, İngiltere ve İrlanda gibi bazı Avrupa ülkelerinde toplanan atık yağların karakterizasyonu elde edilmiştir.

     

    Almanya’da atık yağ toplama, arıtma ve değerlendirme şirketleri atık yağlar için 50-200 litre arasında değişen plastik ve metal kaplar kullanmaktadır. Toplama aralığı 1 hafta ile 2 ay arasında değişmektedir. Fransa’da 6 büyük atık yağ toplayıcı şirket 1-200 litre arasında değişen kaplar kullanarak atık yağların % 90’ını toplamaktadır. Yüksek potansiyele sahip restoran ve endüstriyel şirketlerden yağ toplanmakta, küçük kapasiteli işyerleri ve hanelerden ise henüz toplanmamaktadır. Toplanan atık yağların bir kısmı İtalya’ya satılmaktadır. Belçika’da atık yağlar diğer ülkelerdeki gibi toplanmaktadır. Evlerdeki atık yağların toplanması yerel yönetimler tarafından denetlenmektedir.

     

    Bunun için mahallelerde kapı kapı gezen toplayıcılar mevcut olmakla birlikte, bölgesel atık toplama merkezleri de bulunmaktadır.

     

    İngiltere’nin başkenti Londra’da faaliyet gösteren Uptown Oil (Bitkisel Yağ Dağıtıcısı ve Atık Yağ Toplayıcısı) şirketi 20 yıl kadar önce gıda sektörüne bitkisel yağ dağıtımı yapmaya başlayan bir işletmedir. 2007 yılında Londra’da kronik hava kirliliğinin oluşumundan sonra, bitkisel yağ temin ettiği işletmelerin atık yağlarını toplamaya başlamıştır. Dağıttığı bitkisel yağların % 60’ını geri toplayabilmektedir. Bu yağlar, Londra South Bank Üniversitesi ile işbirliği yapılarak EN 14214 standardına uygun biyodizele dönüştürülmekte, bu da Londra taksilerinde (London Black Taxi) % 10 oranında kullanılmaktadır. Motorine göre daha ucuza elde edilen yakıt, çevre kirliliğini de azaltmaktadır.

     

    Uptown Oil bitkisel atık yağların toplanması için yetkililerle ve atık yağ üreticileri ile sürekli işbirliği içinde olan bir işletmedir. Bitkisel atık yağların toplanması ve biyodizele dönüştürülmesi konusunda yerel yetkililerle birlikte halkın bilinçlendirilmesi için okullarda, hastanelerde, havaalanlarında, büyük restoranlarda ve alışveriş merkezlerinde çalışmalar yapmaktadır. Atık bitkisel yağlarını teslim eden işletmelere “çevre dostu” belgesi asılmaktadır.

     

    İtalya’da 1998 yılında 22/97 sayılı yasa ile bitkisel atık yağların toplanması için ulusal bir birlik (CONOE – National Consortium for Mandatory Used Oil Collection) kurulmuştur. Görevi İtalya genelinde bitkisel ve hayvansal atık yağların toplanması, taşınması, depolanması ve işlenmesi hakkında üye işletmeleri koordine etmek ve problemlerin çözümünü sağlamaktır. Birlik atık yağların toplanması ve değerlendirilmesi konusunda yerel ve merkezi yetkililerle çalışmakta, halk eğitimleri yapmakta, yerel atık yağ toplama alanlarını belirleyerek büyük hacimli toplama kapları konulması, evlere küçük hacimli kaplar verilmesi faaliyetlerini sürdürmektedir.

     

    İtalya’da motorine belirlenen oranlarda biyodizel katılması zorunlu hale getirildiği için, toplanan yağlar biyodizel üretiminde kullanılmaktadır. Örneğin; Roma’nın güneyindeki DP Lubrificanta şirketi CONOE’ye bağlı bir biyodizel üreticisidir. 2005 yılında üretime başlamıştır. Üretim kapasitesi günlük 150 ton (yıllık 160 000 ton) olan işletme hammadde olarak bitkisel atık yağları ve asit yağlarını kullanmaktadır. 2010 yılında 30 000 ton atık yağın işlendiği fabrikaya, Fransa, İspanya, Hollanda, İngiltere, Yunanistan, Arjantin ve Kuzey Afrika’dan yaklaşık 15 000 ton atık yağ gelmiştir. Üretilen biyodizel aslen İtalya’da tüketilmekle birlikte, Almanya, Fransa, Yunanistan ve diğer Avrupa ülkelerine de satılmaktadır.

     

    Avusturya bitkisel atık yağların toplanması ve değerlendirilmesinde önde gelen ülkelerden birisidir. Ülkede 700 civarında atık yağ toplayıcısı mevcut olup, her biri yılda ortalama 20 ton kadar atık yağ toplamaktadır. Restoran ve endüstriyel kuruluşlardan toplanan bu yağlar için 60-220 litre arasında değişen plastik ve metal konteynırlar kullanılmaktadır. Evlerde oluşan atık yağların toplanması için ise 3 litre hacimli kaplar hanelere dağıtılmakta ve bu kaplar dolduğunda mahallelerde belirli bölgelere kurulan atık toplama merkezlerindeki ısıtıcılı tanklara boşaltılması istenmektedir.

     

    Bu ülkede % 100 atık yağ kullanılarak uluslararası standartlara uygun biyodizel üretimine 1995 yılında başlanmıştır. Ayrıca, atık yağları bitkisel yağlarla % 10 oranında harmanlayarak biyodizel üretiminde kullanan tesisler de mevcuttur. Avusturya’da atık bitkisel yağları biyodizele dönüştürebilen 3 büyük tesis (Zistersdorf, Mureck ve Arnoldstein) bulunmaktadır. Anroldstein’de bulunan tesisin hammadde depolama kapasitesi 6000 m3‘tür. Serbest yağ asidi içeriği maksimum % 20 kadar olan yağların işlenebildiği bu tesiste kullanılan hammaddeler, % 10 kanola yağı, % 20 atık hayvansal yağlar, %70 atık bitkisel yağlardır. Elde edilen biyodizel soğuk filtre tıkanma noktası değeri hariç EN 14214 biyodizel standartlarını karşılamaktadır.

     

    Avusturya’nın Graz şehrinde çalışan otobüslerde atık yağlardan üretilen biyodizel kullanılmaktadır. 1994 yılında 2 araçla başlayan 3 yıl süreli biyodizel denemelerinin olumlu sonuç vermesiyle, 2005 yılında bu şehirde biyodizel kullanan araç sayısı 139’a yükselmiştir.

     

    Bitkisel Atık Yağlardan Biyodizel Üretimi

     

    1997 yılında, küresel ısınmada sera etkisi gösteren emisyonların azaltılması için 30 ülke tarafından Kyoto Protokolü imzalanmıştır. Bu protokol ile sera etkisi gösteren emisyonlarda ciddi bir azalma hedeflenmektedir. AB komisyonu da 8 Mayıs 2003’de, ulaşım sektöründe kullanılmak üzere biyoyakıt üretimini teşvik eden 2003/30/EC sayılı direktifi yayınlamıştır. Bu direktif doğrultusunda Avrupa’da biyodizel kullanımı hızla artmaktadır. Bitkisel atık yağların biyodizel hammaddesi olarak kullanılması, hem alternatif bir yakıt kaynağı olması, hem de çevre açısından önemli bir avantajdır. Biyodizelin, Avrupa’da ve ABD’de yakıt istasyonlarında satılması ticari hayata katkı sağlamıştır. Birçok ülke biyodizelin üretimi ve kullanımı ile ilgili yasal süreci tamamlamış durumdadır. Biyodizel üzerinde bu kadar durulmasının temel nedenleri şunlardır:

     

    (a)Petrolde dışa bağımlılığı azaltmaktadır.
    (b)Petrol kökenli dizel yakıta kıyasla daha çevre dostudur.
    (c)Sera etkisi oluşturan CO2 gazını azaltmada daha etken bir yakıt olduğu gibi daha az CO, HC ve partikül üretmektedir.
    (d)Dizel motorlu araçlarda herhangi bir değişim yapılmadan belirli oranlarda kullanılabilmektedir.
    (e)Mevcut yakıt dağıtım istasyonlarının altyapısı bu yakıt için elverişlidir.
    (f) Tarım ülkelerinde enerji tarımı başlığında yeni istihdam alanları oluşturmaktadır.

     

    Atık Yağların Geri Kazanımı İle İlgili Öneriler

     

    Ülkemizde bitkisel ve hayvansal atık yağ potansiyeli ile ilgili olarak yapılmış net bir envanter çalışması yoktur. Nüfusun ve sanayinin yoğun olduğu Marmara Bölgesi başta olmak üzere, ülkemizin mevsimsel ve bölgesel atık yağ potansiyeli araştırılmalıdır.

     

    Kullanımda olan yağların ömrünü doldurur doldurmaz kullanımdan çekilmesiyle, insan sağlığını olumsuz yönde etkilemesi önlenmiş olacaktır. Kullanımda olan yağların Tarım Bakanlığı’nın belirlediği kriterlere uygunluğu sürekli denetlenmelidir.

     

    Bitkisel ve hayvansal atık yağ toplama kültürünün yaygınlaştırılması için yerel yönetimler ile hükümet yetkilileri çalışmalar yapmalı, işletme sahiplerinin ve halkın bilinçlendirilmesi için eğitimler gerçekleştirilmelidir. Bu faaliyetler için ilk ve orta öğrenim okulları, kültür evleri, muhtarlıklar seçilebilir. Yazılı ve görsel basın kullanılarak atık yağların insan sağlığına ve çevreye verdiği zararlar anlatılmalıdır. Pilot bölgeler seçilerek atık toplama merkezleri üzerinde çalışılabilir.

     

    Bitkisel ve hayvansal atık yağ üreten işletmelerde, site ve apartman atık su gideri çıkışlarında yağ tutucu kullanımı zorunlu hale getirilmeli ve denetlenmelidir. Yerel yönetimler tarafından bitkisel ve hayvansal yağ kullanan işletmelerin kullandığı yağ miktarları ve teslim ettiği atık yağ miktarları takip edilmelidir. Bu kapsamda yönetmelikler, yaptırımlar ve cezalar tekrar gözden geçirilmelidir. Atık yağlarını teslim eden site, apartman ve işletmelere Çevre Duyarlılığı Belgesi verilerek halkın görebileceği yerlere asılması sağlanmalı, böylece farkındalık ve çevre duyarlılığı arttırılmalıdır.

     

    Atık yağların toplanarak biyodizele dönüştürülmesinin önünü açan Bitkisel Atık Yağların Kontrolü Yönetmeliği, hem atık yağların yasal olmayan yollarla imhasının veya kullanımının önlenmesine hem de kaybolan bir enerji kaynağının değerlendirilmesine katkı sağlayacaktır.

Sayfa 1 Toplam: 41234

Copyright © 2013 - 2017 • Tüm Hakları Saklıdır.